Düşler treni – Bölüm 5

Hemşire çıkar çıkmaz masada bıraktığı kalemi aldı İniti, hemşirenin yazdığı kağıtlalrın arkasını çevirip, hali olduğunca “Sizi duyabiliyorum!” yazdı kağıda kocaman harflerle ve perdeye doğru gidip açtı yeniden ve cama kalemi vurmaya başladı.

Adamın cama vurulduğunu anlayıp başını yeniden çevirmesi bir kaç dakika aldı. Hemen yazdığı kağıdı cama dayadı.

Adamın sesi zihnince çınladı yine, “Sizi duyuyorum!”

Sonra şüpheli gözlerle İniti’ye baktı, “Bu nasıl olur? Yine hayaller görüyorum galiba! Beni duyuyorsan parmağını burnuna değdir” dedi zihnindeki ses.

İniti hemen yaptı adamın söylediğini.

“Şimdi dilini çıkar!”

Çıkardı.

“Bu nasıl olabilir?” dedi adam.

Bilmiyorum der gibi başını salladı İniti. Tam o sırada adamın odasının kapısı açılınca İniti hemen perdeyi çekip yatağına gitti. Bu arada sırtındaki acı giderek artıyordu.

Biraz sonra adamın sesi yeniden duyuldu zihninde “Beni dinle! Buraya neden geldiğini bilmiyorum ama eğer tedavi olmaya geldiysen hiç umutlanma! Burada tuhaf şeyler oluyor! ben haftalardır buradayım. Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum. Eğer sen de öncekiler gibi bir hayal değilsen. Git burdan! Git yoksa sonunda ölebilirsin!”

İniti adamın ne söylemeye çalıştığını anlamıyordu. Ses aniden kesildi ve İniti’nin odasına da az önceki hemşire geldi yeniden.

“Spero’yu ne zaman göreceğim?” dedi hemen onu görür görmez.

“Doktor ne zaman izin verirse, şimdi sizi odanıza götüreceğiz iliğiniz alındı ama iyileşene kadar burada kalmanız gerekiyor. Lütfen şu suyu için.”

Gözlerini açtığında penceresi olmayan, bol aydınlatmalı bir odadaydı. Yattığı yatağın dışında yanında küçük bir masa ve paravanla ayrılmış bir tuvalet olduğunu gördü. O kadar halsiz hissediyordu ki odayı ancak başını çevirerek inceleyebildi. Kolları ve bacaklarını birer peltelermiş gibi hissediyordu. Tüm vücudunda garip bir gevşeklik olmakla beraber bu gevşeklikle tam zıt bir de ağrı vardı. Kıpırdamak istedikçe canı yanıyordu sanki.

Tavana bakarak düşüncelerinin içinde kendisininkinden başka bir ses olup olmadığını dinlemeye çalıştı. Duyamadı. Adam uyuyordu belki de. Sadece İniti onu duyabildiği için ona seslenmesinin bir anlamı yoktu. Karşılıklı birbirlerini duyamıyorlardı. Tüm bunları düşünürken düşler treninde gördüğü adamın yüzü belirdi aniden gözünün önünde. Evet düşüncelerini duyabildiği adamdı o. Peki nasıl olmuştu?

Sağlık merkezinin hemen dört sokak ilerisinde bir kafede, merkezin güvenlik görevlisi Pignus, aynı merkezde bir zamanlar genetik mühendisi olan kuzeni Duper ile konuşuyordu.

“Sana defalarca söyledim Pignus, seni içeri almam mümkün değil! Yüzünü tüm sistemler tanıyor!”

“Tamam dostum seni zolamak istemiyorum! Başıma gelenlerden sonra o merkezde olanları ispatlayacak bir şeylere ihtiyacım olduğunu biliyorsun. Mesleğimi aldılar elimden!”

“Şimdi de benimkini alsınlar istiyorsun anlaşılan!”

“Hayır Duper! Elbette bunu istemiyorum. Bu akşam halamı görmek için geleceğim tamam mı? Bu konudan da bir daha asla bahsetmeyeceğim.”

“Tamam!”

Pignus kuzeninin işini kaybetmek korktuğunu biliyordu. Haklı olduğunu da. Bir yıl öncesine kadar merkezdeki en iyi genetik mühendislerinden biriyken şimdi hayaller gören bir ruh hastası olarak yaftalanmış bir işsizdi.

Üniversitenin son sınıfındayken staj için başvurmuştu merkeze, okulunun en iyi öğrencilerinden biri olduğu için hemen kabul edilmişti. Diplomasını aldıktan sonra beş yıl çok iyi bir maaş ve ülkenin hemen hiç bir yerinde olmayan teknolojik imkanlarla bütün çalışmalarını başarıyla götürmüş, pek çok ilaç üretilmesine katkı sağlamıştı. Merkezin asıl görevi insan neslinin mükemmel sağlık seviyesinde doğması ve yaşamını devam ettirmesi için gerekli biyolojik değişimleri sağlayan ilaçların üretilmesiydi. Dünya çapında ün kazanmış olan merkezin tedavi edilemez denilen hastalar üzerinde gösterdiği başarı da ayrı bir konuydu. Pignus böyle bir yerde çalışmaktan her zaman gurur duymuştu. Bu kadar faydalı bir merkezin, başarılı bir mühendisi olabilmek hayallerinin ötesinde bir kariyerdi ki daha yolun henüz başındaydı.

Merkezin alt katlarında bulunan insan laboratuvarlarının varlığını ve bu laboratuvarlarda yapılan deneyleri farkedene kadar böyleydi durum. Onun farkettiklerini yüksek sesle sorgulama cesareti göstermesi ise sonunun başlangıcı olmuştu. Merkez onun bu tip ilaç üretimi işlerinde çalışanların sıklıkla karşılaşabilecekleri bir tür zihin zehirlenmesi yaşadığını idda ederek görevine son verdi. Bu olmayan şeyleri görme ve duyma ile başlayan, zihnin olmayan bir gerçekliği var saydığı bir tür şizofrenik durumdu.

Pignus bunun doğru olmadığını ama gördüklerinin gerçek olduğunu haykırana kadar kendini kapının önünde bulmuştu. Böyle büyük ve ünlü bir merkezden bu gerekçe ile işten çıkarılmış bir genetik mühendisinin artık işine devam etmesi mümkün değildi. Okul sonrası tüm kariyeri sadece altı yıl  sürebilmişti böylece.

Şimdi tek istediği o laboratuvarlara yeniden inip delil toplayarak merkezin aslında yasal olmayan yollardan test ettiği ilaçların varlığı ortaya çıkarmaktı. Kimsesiz insanlar tebit edilip zihnen manipule ediliyor, ardından da merkeze gelmeleri sağlanıyordu. Merkeze girenlerin bir daha çıkması söz konusu değildi. Onların yokluğunu farkeden hemen hiç kimse olmadığı içinde nefes almaya devam ettikleri hatta öldüktens onra bile merkezin araştırmaları için birer et parçası olarak kullanılmaya devam ediliyor. Sonunda genetik atıklarla birlikte imhe edildiklerinden kimse izlerine rastlayamıyordu.

İşlerin tam olarak nasıl yürüdüğünü çözememiş olsa da Pignus’un bir kısmı tahminlerle oturttuğu hikaye böyleydi.

Pignus kuzeni Doper’in tamamen tesadüfi bir şekilde merkezdeki güvenlikte işe başladığını öğrenince hemen planlar yapmaya başlamıştı. Daha önce farklı yollarla merkeze girmeyi denemiş olsa da başaramamıştı. Hatta hasta olarak bile başvurmayı denemişti.  Doper ise insanların merkeze kendi rızalarıyla imza atarak girdiklerini ve sağlıklı bir şekilde de çıkıp gittiklerini gördüğüne yemin ediyordu. Pignus’un gerçekten hayal gördüğüne o da inanmıştı ama kuzeni olduğu için doğrudan yüzüne söyleyemiyordu.

O akşam Doper eve döndüğünde Pignus çoktan gelmiş halası ile sohbet ediyorlardı.

“Hoş geldin kuzenim” dedi onu görünce. Halası ile eğlenceli bir sohbette görünen Pignus’ta başıyla onu selamladı. Yemeğe oturmak için onu beklediklerinden annesi Doper’e hemen üzerini değiştiştirip masaya gelmesini söyledi. Misafirlerini daha fazla aç bekletmek ayıp olurdu.

Pignus sevgiyle sarıldı halasına. Doper temizlenip geldikten sonra da kendisinin temizlenmediğini hatırlayıp sterilizasyon kutusuna gireceğini söyleyerek masadan kalkıp içeri geçti. Strerilizasyon kutusu hemen Doper’in odasının karşısındaydı. Tam Doper’in odasına girecekti ki, onun kıyafetlerini kutunun dışındaki askıda bıraktığını görünce hızla ceplerini karıştırdı ve merkez kimliğini buldu. Yanında getirdiği kopyalama makinasını çıkarıp kimliğin içindeki tüm bilgilerle bir kopyasını çıkardıktan sonra yeniden Doper’in cebine yerleştirip streilizasyon kutusuna girdi.

Kutudan çıktığında Doper’in gelip giysilerini oradan kaldırdığını farketti. Neyseki elini çabuk tutmuştu. Kopyalama makinası bir arkadaşının ağabeyinin icatettiği küçük bir cihazdı. Kopyaladığı çiplerdeki bütün bilgileri orjinali gibi gösterebildiği için her tür kimliği çoğaltabiliyordu. Yasal olmayan işlerde kullanılma kapasitesi yüksek olduğundan patentini alamamıştı ama çevresinde ihtiyacı olanlara kiralayarak kullanımına izin veriyordu.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s