Baktığın ben miyim? – Bölüm 3

Esnaf esnafı biliyordu tabi ama Ali’nin onu koruması hoşuna gidiyordu Selim’in. Bazen dertli dertli bir şeyler anlatırken kolunu doluyordu Selim’in omuzuna. Anlatıyordu dakikalarca. O anların hayali ile uyuyordu bazen geceleri. O güzel yüreğin koluna yüklenmiş ağırlığı bile çok geliyordu cılız bedenine. Yine de teninden geçen elektirik  akıyordu ruhunun derinliklerine.

“Oğlum şu küçücük bedenindeki inat bende yok yemin ederim. Madem o kadar kararlısın Tekin’e bilgisayar almaya, haftada bir gel dükkanı da temizle, paranı da ben hesaplar saklarım.” demişti sonra omuzuna yumruk atarak.

Hemen oturup hesaplamışlardı kaç hafta gelmesi gerektiğini. Neredeyse üç  yıl etmesine rağmen “Tamam!” deyince kahkahayı koyvermişti Ali.

“Tamam ulan gel çalış o zaman!”

Tekin için biriktireceği paranın heyecanı, onun bilgisayarına kavuştuğunda yaşayacağı sevincin hayali, haftada bir gün daha Ali ile gün geçirecek olmasının coşkusuna karışmıştı içinde.

Her sabah neşeyle uyanıyor, annesine Tekin’e neşeyle sarılıp gidiyordu işlerine. Tekin’in de solgun yüzü gülüyordu onun neşesine. Gözlerinin içi gülüyordu zaten çocuğun, yüreği gülüyordu da, şans bir türlü gülmüyordu işte.

Ali etkileniyordu onun sevgi dolu yüreğinden, azminden. Kendine benzetiyordu bazen. Fiziken onun gibi güçlü olmasa da, yüreği güçlüydü bu oğlanın.

Babası gelip evde terör estirmeye başlayınca  dikilmek istiyordu adamın karşısına kendi babasına yaptığı gibi. Annesine laf ederler diye çekiniyordu. Küçük yerdi burası. bekar komşu, kadının kocasına diklenirse direk namusunu sorgularlardı önce. Kimse  insanlık etmiş adam demezdi. Karı koca arasına girilmezdi bu ülkede. Girersen mutlaka bir nedenin vardı. O da kadına göz dikmişliğin, namusuna el sürmüşlüğüne bağlanırdı konu.

“İyi ki erkek doğmuşsun oğlum.” derdi Selim’e, “Bir de kız olaydın düşünsene olacakları.”

“Kızım ben zaten!” diye haykırmak isterdi öyle zamanlarda Ali’nin yüzüne.

“Dibine kadar kızım ama dipten çıkmak için erkek yaşamak zorundayım bu hayatta!”

Ali’nin dükkanında çalışmaya başladıktan iki ay sonra, bir akşam çıkmadan çağırdı Ali onu yanına.

“Gel  buraya, sana bir diyeceğim var!”

“Buyur Ali abi bir hatamı mı gördün yoksa?”

“Ne hatası oğlum! Bak şu baştaki bilgisayarı görüyor musun?”

“Evet!”

“İşte onun yenisi gelecek  bir kaç güne. Senle onu alıp Tekin’e götüreceğiz o zaman!”

Yüreği yerinden çıkıverecek gibi olmuştu Selim’in, gözleri doluverdi hemen. Bir bilgisayara, bir Ali’ye baktı. Tekin’in sevinci canlandı gözlerinde, koyverdi ağlamasını tutamadı.

Ali sarılıp çekti onu kendine.

“Gel lan gel! Ne olacak senin  bu halin böyle!”

Ali’nin geniş göğsünde kayboldu Selim. Sahi ne olacaktı onun hali böyle, gömleğinin cebine sığsa da bu güzel göğüs kafesinin nefesini dinleseydi keşke sonsuza değin.

Ali’nin elleri kısacık saçlarında dolandı. Doladı kollarını onun beline Selim’de.

“Hop dedik delikanlı!” diyerek itti onu Ali gülerek.

Utancından kıpkırmızı oldu Selim. Kendini kontrol edemediği yetmezmiş gibi şimdi sanki erkek erkeğe.. “Tövbe , tövbe!” dedi içinden. Neyse ki gülüyordu Ali. Duygusallığına vermişti belli ki.

Akşam eve gider gitmez önce söylemek istedi Tekin’e, sonra bunun bir sürpriz olmasına karar verip vazgeçti. Annesine de söylemedi. Sabaha kadar heyecandan uyuyamadı. Ali’nin hayali, Tekin’nin gülen yüzüne karıştı gitti gece boyunca.

Sabah gün ağarırken duydu kardeşinin yoğun öksürüğünü, çocuk öksürmüyor böğürüyordu sanki. Fırladı gitti yanına. Annesinin alnına koyduğu sirkeli bezin kokusu çarptı yüzüne önce.

“Dünden biraz kırıklığı vardı ama azdı gece.” dedi annesi ona bakarak.

“Üşüttü mü ne oldu?”

“Dün balkonda küvete su doldurup oturmuş içinde sıcak diye. Komşudan geldim  ki, buz  gibi suyun içinde oturuyor.”

“Ah Tekin, Ah!” dedi Selim endişeyle, “Geçer herhalde üşüttüyse!” dedi annesine bakıp.

Kadın kaşlarını kaldırdı bilmiyorum der gibi. Zaten öyle minikti ki oğlan yaşıtlarına göre, bir de hasta olunca iyice küçülmüştü döşeğin içinde. Sabaha kadar durdular başında. Kâh öksürdü, kâh inledi oğlan.

Sabaha olunca biraz daha iyi açtı gözlerini Tekin. Gecenin teri iyi gelmiş gibi duruyordu zayıf bedenine. Kalkıp bir şeyler yedi annesinin zoruyla. Selim onu daha iyi görünce, gitti işine. Akşama gene kötü olursa, doktora götürürüz diye düşündü kendi kendine. O gün pazar olduğu için Ali’de evdeydi zaten. Bir sıkıntı olursa yetişirdi o da, aklı kalmadı geride.

Ertesi gün bilgisayarı alıp getireceklerdi eve, o zaman sevinçten hastalığı bile kalmayacaktı Tekin’in adı gibi emindi. İşi bitince hızlı adımlarda döndü eve. Yokuş sokağın dağılmış asfaltı ayaklarının altından yuvarlanırken gördü kalabalığı. Arkası açık yeşil kamyonetin etrafına yığılmış bekliyordu insanlar. Öyle kıpırtısızlardı ki, kendi evinin önünde çekilmiş bir fotoğrafa bakıyormuş gibi yabancılık çekti zihni.

“Mukaddes teyzeye mi bir şey oldu ki?” diyerek iyice hızlandırdı adımlarını. Nefes nefese kalabalığın arkasına vardığında, bir bir döndü yüzler ona doğru.

“Başın sağolsun oğlum.” dedi karşı binanın önünde akşama kadar taburesinde oturan yaşlı adam.

Mırıl mırıl bir şeyler söyledi kalabalık arkasından. Koşarak çıktı ikinci kata. Ali başını önüne eğmiş, sırtını duvara vermiş duruyordu kapının önünde. Onların kapısı açıktı ardına kadar. Merdivende Selim’i görünce doğruldu Ali.

“Ne oldu?” dedi panikle Selim, “Abi ne oldu söylesene?”

Kapıdan  girmek  için yeltenince, tuttu omuzlarından onu, içeri girmesine izin vermedi Ali.

“Dur oğlum, dur burada işte!” dedi sesi titreyerek.

“Bırak beni nereye duracağım?” diyerek çığlık attı bu kez. Nefesi kesilmişti iyice, “Tekin! Anne!”

“Tekin’in nefesi durmuş.” dedi Ali, bıraktı onu içeri.

Odaya girdiğinde, Tekin’in başında bir adamla kadın duruyordu. Annesi gözlerinden akan yaşlarla yanıtlıyordu sorularını. Olduğu yere yığılıyordu ki, tuttu Ali onu koltuk altlarından. Sedire oturttu yanına.

“Vadesi o kadarmış Tekin’in. Güçlü olacaksın!” dedi mırıldar gibi. Onunda ne söyleyeceğini bilmediğini anlıyordu Selim. Sabah çıkıp gitmeseydi belki Tekin’i bir doktora götürürlerdi. İki yanına sallanmaya başladı farkında olmadan. Bedeni öyle hızlı sallanıyordu ki koltuğun üzerinde. Ali yeniden onu tutup durdurmak zorunda kaldı. Sonunda gelenler Tekin’in cansız bedenini de alıp gittiler.

“Sen annenle kal, ben giderim onunla” dedi Ali çıktı kapıdan adamların peşi sıra.

Tekin’e gelen öksürük krizi kesivermişti nefesini. Annesi çığlık çığlığa çağırmıştı komşuları ama gözlerinin önünde çırpına çırpına boğulmuştu oğlan. Kuş kadar bedeni düşmüştü döşeğe mos mor olup.

Annesinin sözlerinden sonrasını hatırlamıyordu Selim. Ne ertesi gün onu toprağa verdiklerini, ne evlerine gelip giden o bir sürü insanı hiç birini hatırlamıyordu. Gözleri açık ama başka bir dünyadaydı sanki.

Durmadan iki yanına sallanıyor, Tekin’in  şarkısını mırıldanıyordu. O mırıldandıkça gülümsüyordu Tekin. Birlikte mırıldanıyorlardı sonra.

Selim’in hali iki gün düzelmeyince ; “Bir hocaya mı götürsek.” dedi Mukaddes teyze.

Ali tuttu kaldırdı kolundan Selim’i; “Ben onu çıkarayım biraz hava alsın!” diyerek sürükledi kolundan dışarı.

Yokuşun başına kadar yürüdüler beraber.

“Oğlum yeter artık, kendine gel!” dedi onu durdurup Ali ; “Bak beni de ağlatacaksın şimdi! Sus artık mırıldanma şu şarkıyı. Kaçtı kurtuldu o bu pis hayattan görmüyor musun?”

(devam edecek)

Bölüm 1

https://gulserenkilincyazar.com/2018/08/01/baktigin-ben-miyim/

Bölüm 2

https://gulserenkilincyazar.com/2018/08/02/baktigin-ben-miym-bolum-2/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s