arkası yarın

Baktığın ben miyim? – Bölüm 4

Onu döndürüp sokağa çevirdi yüzünü.

“Bak!” dedi, “Görüyor musun şu yığını. Üst üste yığılmış bu köhne hayatı görüyor musun? O iki duvarın arasına sıkışmış ayakta duran eve bak şimdi. Yanındaki binalar olmasa ayakta bile duramaz o. O evde nefes mi alıyordu o çocuk düşün!”

Başını elleriyle tutup gökyüzüne çevirdi bu  defa ; “Bir de şu gökyüzüne bak! Masmavi uçsuz bucaksız, bir tane kara leke yok içinde. Orada şimdi Tekin, özgür oğlum o. Kaçtı kurtardı kendini. Ağlayacaksan bize ağla sen!”

Selim başını indirdi gökyüzünden ; “Kurtuldu sahiden!” dedi kendi kendine.

“Kurtuldu tabi, bir kuş kadar özgür o şimdi!”

Gene yığılacak gibi oldu, tuttu Ali onu.

“Hadi derin nefes al biraz, onun özgürlüğünü kutla! İçine çektiğin her nefeste seninle olacak Tekin.” diyerek sarıldı ona.

Ali’nin sıcaklığı gevşetti tüm kaslarını yeniden. Yine o göğüs kafesinde kaybolmak istedi. Derin derin nefes aldı onun söylediği gibi. Ali doldu ciğerlerine. Tekin doldu. Rahatladı biraz.

“Sokağın ortasında rezil edeceksin ikimizi de! Erkek ol bakalım şimdi!” diyerek bıraktı Ali onu.

“Erkek ol!” diye çınladı sesi zihninin içinde.

Kim için  erkek olacaktı şimdi? Yetmişti canına zaten erkek olmak onun. Kadın ruhuna erkek bedeni uydurmak kolay mıydı sanki? Taşımıyordu işte içi artık erkek olmayı da insan olmayı da.

Başını kaldırıp gökyüzüne baktı, “Özgür olmak istiyorum!” dedi.

“Döverim lan seni!” diye gürledi Ali, “Özgür olmak istiyormuş, kaçıp gidecek misin yani? Beni, Ali abini bırakıp kaçıp gidecek misin?”

Onu yokuşun başında bırakıp, hızla yürüdü eve Ali.

Baktı arkasından uzun uzun Selim. Sonra gökyüzüne kaldırdı başını.

“Yüreğimi bıraksan giderim ama.” diyerek yürüdü ardından Ali’nin.

Gecenin bir yarısı yine gürültüyle uyandı Ali. Cemil gene gelmiş kırıp döküyordu yan dairede. Evladının ölümü bile durdurmamıştı demek bu pisliği.

“Yetti be!” diyerek kaldırdı attı yorganı üzerinden. “Kim ne derse desin, başlarım ben namusa da, şeye de!” diyerek  doğrudan kapıya gitti. Tam omuz atıp girecekti içeri, durdu.

“Allah belanızı versin hepinizin!” diye bağırdı apartmana dönüp, “Biriniz insan olup çıkmadınız!”

Bir kaç adım geri attı, tam omuzunu vurup girecekti ki açıldı kapı. Selim üstü başı kan içinde, gözleri fal taşı gibi açılmış bakıyordu ona.

“N’oldu lan? Bu halin ne?” diyerek daldı Selim’i aşıp içeriye.

Cemil, elinde bıçakla duran kadının önünde yatıyordu boylu boyunca yerde. Kadın herhangi bir şeye bakıyormuş gibi boş gözlerini dikmişti betonun üzerinde biriken kana.

Ali gördüğü manzara karşısında donup, kalmıştı. Canına yetmişti demek zavallı kadının artık. Evladının acısının üzerine ağzı leş kokan bu adamın tafrasını almamıştı içi. Gitti aldı kadını ölünün başından. Oturttu.

Selim salonun kapısında bakıyordu onlara. Cemil’in nabzına baktı gidip.

“Polisi çağırayım mı?” dedi Selim uykuda gibi.

Boş gözlerle bakan kadın, kendinden beklenmeyen bir ataklıkla fırladı yerinden. Bıçağı Ali’ye doğru tutarak bağırdı : “Ben öldürdüm onu anladın mı?” dedi dişlerinin arasından. Doğrulup bir adım geri atan Ali anlayamamıştı olanları.

“Dur yenge napıyosun?” dedi sakin konuşmaya çalışarak.

“Cemil’i ben öldürdüm. Duydun mu? Şimdi sen bu kızı alıp götüreceksin evine. Polis bilmeyecek onun burada olduğunu?”

Ali dönüp Selim’e baktı, kadının olayın şokundan saçmaladığını düşünüyordu. Bıçağı elinden kapmak için bir hamle arıyordu kendince.

Bıçağı havaya kaldırıp bir adım attı kadın ona  doğru ; “Duydun mu?” dedi yine kükreyrek.

“Duydum yenge! Sen bir dur hele!” dedi bir adım daha geri atıp.

“Bu herif hakketti ölmeyi çoktan. Benim yapamadığımı yaptı bu kız. Kurtardı kendini de bizi de! Sen de şimdi onu saklayacaksın!”

İki de bir “bu kız” diye kimden bahsettiğini anlamıyordu Ali ama kadının gözünün döndüğünün farkındaydı. Arada bir dönüp Selim’e bakıyordu yardım ister gibi. Selim olduğu yerde titriyordu sadece.

“Al bu kızı git evine şimdi!” dedi kadın yeniden, bu sefer daha sakin çıkmıştı sesi.

“Yenge bak!” diyecek oldu. Kükredi kadın yeniden.

“Al git dedim!”

Ali, Selim’e doğru gidip, tuttu onu kolundan kapıya doğru çekti. En iyisi oğlanı kadının dediği gibi eve götürmek, sonra da polisi aramaktı.

O böyle düşünürken siren sesleri duyuldu sokaktan.

“Geldiler!” dedi kadın panikle cama koşup, “Unutmayın o burada değildi bu gece! Polis gidene kadar çıkamayın oradan!” diyerek onları kapının dışına kadar itti, arkalarından kapattı kapıyı.

Ali ve Selim kapının önünde kalmışlardı öyle. Polisin apartmana girdiğini duyunca, Selim’i çekip soktu eve Ali.

Selim’in üzeri başı kan içindeydi hâlâ, onu banyoya sürükleyip, üstü başıyla soktu suyun altına. Banyonun zeminine akıp gitti kızıllık, deliğin önünde son bir anaforla dansedip kayboldu yavaş yavaş. Selim’in titremesi iyice artmıştı soğuk suyun altına girince.

Çekti aldı Ali suyun altından onu. İçeri koşup kalın bir şeyler getirdi hemen. Bir kazak bir de pantolon. Üst üste giydiği kıyafetlerine uzandı.

Selim korkuyla sıçrayıp itti onu.

“Dur  oğlum ne  yapıyorsun? Hasta olacaksın, bırakta çıkarayım. Zangır zangır titriyosun kedi gibi! Bir erkek olmayı öğrenemedin zaten!” dedi Ali, kafası öyle karışıktı ki ne söylediğini bilmiyordu zaten. Tek derdi bir an önce onu giydirmekti. Yan evde polisin neler yaptığını merak ediyordu bir yandan.

“Ben erkek değilim zaten!” diye bağırdı Selim.

Polis duyacak diye koştu kapadı ağzını onun önce telaşla. Annesine söz vermişti onun burada olmayacağını söyleyeceklerdi. Bu da avazı çıktığı kadar bağırıyordu bir de. Hem de “Erkek değilim!” diye. Üst üste gelen şoklardan ikisinin de aklı gitmişti anlaşılan.

“Sus lan sus! Çarpıcam şimdi senin erkekliğine!” dedi sessizce, “Duyacaklar bizi şimdi!”

Onun bağırmayacağına kanaat getirince, çekti elini ağzından.

“Hadi çıkaralım şu üzerini!” diyerek uzandı yine kıyafetine.

“Ben erkek değilim Ali!” diye ağlamaya başladı bu sefer Selim.

Ali durup baktı dikkatle onun yüzüne, “Nası değilsin oğlum?” dedi yumuşak bir sesle, “Aslan gibi adamsın sen, geçecek bunların hepsi!”

Selim sıyırıp çıkardı üzerindekilerini, bir atletle bir sütyenle kalmıştı şimdi. Ali kalakalmıştı öyle yerinde.

“Allah cezanı versin, giy çabuk şunları. Gerçekten değilmişsin ya lan!” dedi şaşkınlıkla.

Bir an ne yapacağını bilemeyip, çekip kapıyı çıktı banyodan.

“Erkek değilmiş ya lan!” diyordu sürekli kendi kendine, “Bildiğin kızmış oğlan!”

Yan dairenin kapısının önünden telsiz sesleri duyulunca, parmaklarının ucuna basarak gitti dinledi kapıyı. Polis gelince komşular doluşmuşlardı kapının önüne. Şimdi o da çıkmasa olmazdı. Üstüne başına baktı, Selim’i yıkamaya çalışırken göl olmuştu her yanı. Odaya girip kuru bir pijama giydi. Banyonun kapısını tıklayıp, “Giyindi mi?” dedi içeri.

“Giyindim” diye cılız bir ses gelince, açtı kapıyı, dönüp anahtarı aldı kapıdan ; “Ben gelene kadar çıkma burdan, sakın sesini duymayacağım!” diyerek kilitledi Selim’i banyoya ve kapıya gitti.

Polisler, kadını tutmuş indiriyorlardı merdivenlerden, biriken komşuların yüzüne baktı paniklemiş gibi.

“Kocasını bıçaklamış, ölmüş zavallı adam.” dedi üst kattaki kadın.

“Hadi oradan ne zavallısı!” diyecekti zor tuttu kendini, “Tövbe, tövbe!” dedi aşağıdaki Mukaddes teyzenin olaylara tepkisini hatırlayarak. Polisin ardından yürüdü kimi dışarı kadar. Kadını arabaya bindirip götürene kadar beklediler. Polis sorular sordu sonra herkese. Ne hikmetse kimse duymamıştı gürültüyü.

“Ben de duymadım!” dedi o da, “Biraz içmiştim sızmışım.”

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s