Uğur

Havalar serinlemeye başladığından beri, çamaşır kurumaz olmuştu. Dünden beri gözü, gecekondunun arka bahçesine asılmış çamaşırlardaydı.

Gidip-gelip kontrol etmişti onları.

Nihayet bu sabah kuruyan bir kaçını toplayıp, ütülemeye başladı. Uğur’unun gömlekleri ve pantolonlarıydı bunlar.

Ütüsünü yapmayı bile seviyordu evladının. Öpe koklaya, eliyle düzeltiyor, sonra basıyordu sıcak ütüyü.

Genç delikanlıydı Uğur, kırış kırış dolaştırmazdı o yiğidini. Her zaman ütülü, temiz giydirmişti çocukluğundan beri.

Ah ne yaramaz oğlandı küçükken.

Adımını sokağa atmasına kalmaz, batırırdı üstünü başını.

O yıllarda ütü de yapıyordu dışarıya. Varı yoğu, bir bu gecekondu vardı elinde.

Uğur’unu sıraya katmak için her işi yapıyordu.

O zamanlar, oğlu küçük olduğundan evde yapabileceği işler alıyordu; dikiş, ütü, örgü, nakış, yemek, elinden ne gelirse işte.

El kadar oğlanı evde bırakıp çıkacak hali yoktu tabi. Ah candı o, evlat değil !

Bastırdı ütüyü sevgiyle, pantolona.

Sonraları, Uğur’u büyüyünce, dışarı işlere gitmeye başlamıştı; gündelikçi, apartman temizliği, gününü neyle doldurabilirse.

Okutmuştu Uğur’u böyle böyle. Ele güne muhtaç olmamıştı.

Kolay mıydı babasız evlat büyütmek? Mendebur babası onları terk edip gittiğinde, iki yaşındaydı oğlan. Sorsan hatırlamazdı bile adamı ama erkek çocuk baba istiyordu bazen.

“Baban bizi bırakıp gitti” de diyememişti onun çocuk gözlerine.

“Hastaydı öldü.” dedi.

Gerçi daha çok üzüldü çocuk ama olsun. Terkedilmek, yok sayılmak daha mı iyiydi ya?

Son gömleğin yakasına ütüyü basıp, askıya asmıştı ki, kapı çaldı. Elindeki askıyı kapının koluna takıp, gitti bakmaya.

“Nuran teyze, ne yapıyorsun?” dedi komşu gecekondudaki Hacer.

“İyiyim evladım, ütü yaptım şimdi. Tam bitirdim, sen geldin.” dedi gülümseyerek.

“Ben de onun için geldim Nuran teyze. Dün Ethem”in çamaşırlarını sermiştim ipe, bu gün baktım bir kaçı yok.”

“Ütüledim ben onları.” dedi yaşlı kadın sevinçle, “Dur ki alıp geleyim!”

Yaşından beklemeyen çeviklikle geçti içeri.

“Hacer! Kızım kapıda durma. Gel bir kahve içelim.” diye seslendi, az önce ütülediği çamaşırları hazırlarken.

Kapanan kapı sesi, Hacer’in bu teklife uyduğunu gösteriyordu.

“Geldim Nuran teyze. Bak yine ütülemişsin toplayıp hepsini. Mahcup oluyorum  bari parasını vereyim.”

Yaşlı kadın çamaşırları eliyle okşadı, gözleri ıslanmıştı.

“Uğur’umun çamaşırını ütülemeye para mı alacağım? İlahi Hacer!”

Hacer, bir yıldır demans olan kadının, aklının yine gittiğini anlayınca, “Onlar Ethem’in, hani kocam olan!” diyecekti ki vazgeçti.

Nuran teyzenin oğlu Uğur, iki yıl önce şehit olmuştu askerde. Yıkılmıştı kadın, oğlundan başka tutarı yoktu hayatta.

Sonra, yavaş yavaş aklı gidip gelmeye başlamıştı. Uğur’un askerden dönüp, işe girdiğine inanıyordu. Yemekler yapıyor, ona sofralar kuruyor. Bazen de Hacer’in astığı çamaşırları Uğur’un sanıp, toplayıp ütülüyordu böyle.

Herkes üzülüyordu haline ama, yıkmıyorlardı dünyasını. Ellerinden geldikçe dolabını dolduruyor, Uğur gönderdi deyip, eline para veriyorlardı.

Titreyen elleriyle parayı alıp, öyle dua ediyordu ki oğluna. İçleri acıyordu hepsinin.

Anneydi o nihayet. Tek tutar dalı kırılmış, yaralı bir anne.

Derin bir iç geçirdi Hacer, “Nuran teyze, ütü yapmış yorulmuşsun. Dur ben sana bir yorgunluk kahvesi yapayım.”

“Yap evladım! Yap da içelim!” dedi Nuran teyze çamaşırları unutup, “İki lafın belini kırarız!”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s