Yazılarım

Yıldız kayması Bölüm 2

Işıl adamın pis bakışı ve imasından, az çok anlamıştı ne demek istediğini, şimdi nereden çıkmıştı bu.

“Işıl’ı mı sordu?” dedi annesi merakla.

“Evet, oğlunun karısı öldü biliyorsun bir kaç ay önce, adam yalnız kaldı. Kız küçük, hastalığı, mastalığı yoksa iyi de başlık parası veririm dedi” dedi Murtaza dilini şaklatarak.

“Altmış yaşında o adam.” dedi Işıl dişlerinin arasından.

“Sus kız, şu paçavra halinle kısmetin çıkmış hala dır dır ediyorsun!” diye bağırdı annesi tükürür gibi.

Nadir babasının planını yeni anlamış, sırıtmaya başlamıştı hemen. Adam Nadir’in anlattıklarını dinlemiş, bu işi bedavaya getirmek, geline başlık parası çıkarmak için Işıl’a isteyeceği parayı kullanacaktı. Zaten bu kız ne işe yarıyordu ki, pislik içinde salağın biriydi. Öyle olmasa ilk Nadir denerdi zaten şansını. Dua etsindi böyle zengin bir aile talip olmuştu buna. Tabi babası sayesinde olmuştu, yoksa kim bakardı da, ilgilenirdi bununla.

Işıl masadakilerin sanki kendisi orada değilmiş gibi, hesaba kitaba daldığını görünce, kalkıp tabakları toplamaya başladı. Bir yandan dişlerini sıkıyor, bir yandan gözlerinden  yaşlarından iniyordu. O daha on üç yaşındaydı sadece, şimdi onu bir koyun gibi satacaklardı elli yaşında bir adama. Hoş burada da kalsa, daha iyi bir yazgısı olmayacaktı ama. Ne yapardı elin adamının elinde, hiç değilse bunların iyi kötü huyunu biliyor, akşam oldu mu odasına kaçıp saklanabiliyordu.

Küçük prensi düşünmeye çalıştı yeniden, keşke bir yolunu bulsaydı da, kendi güzel gezegenine dönüp, gülüne anlatabilseydi tüm bunları. Onu anlayacak, dinleyecek, gerçekten seven bir o vardı biliyordu.

“O kadar verir mi ki adam, bunu bir hamam filan  götürüp, paklasak da üzerine başına bişeyler mi alsak?” dedi annesi o kalan tabakları almaya masaya döndüğünde. Bu adama vardığından beri bir çöp almayı düşünmemişti annesi ona, şimdi onu daha iyi paraya satmak için ambalajlama derdine düşmüştü demek. Midesine yine bir kramp girdi Işıl’ın.

“Çok masrafa gerek yok, sen bunu yukarda yıkarsın, senin entarilerinden birini de uyduruver üzerine, adam zaten bu haliyle alırım demiş. Kocası ne yapıyorsa yapsın sonra ona  biz karışmayız. Böyle gencecik kız veriyoruz ona, üzerine bir de para mı vereceğiz.” dedi Murtaza gözlerini Işıl’dan ayırmadan. Murtaza’nın kızın bedenini baştan aşağı süzen bakışını farkeden annesi, celallendi  yine, “O zaman bana alacaksın yeni kıyafetler Murtaza bey, ben kız annesiyim!” dedi kasılarak.

Tıslayarak güldü Murtaza Bey, “Kız annesiymiş!” dedi kendi kendine kalkıp gitti masadan. Kocasından aradığı yüzü bulamayan kadın, kızın kafasına bir şaplak indirdi sertçe “Hadisene sen de, ne ağlayıp duruyorsun, zengin kapıya gideceksin işte, artık  anneni de tanımazsın sen!” deyip hızla yürüdü gitti o da kocasının peşinden.

Hala yüzündeki sırıtmayı toplayamayan Nadir kalmıştı masada bir tek, az önce masada ettiği laflara rağmen, daha önce bir iki kez kızı sıkıştırmayı deneyen oğlan, kız yanından geçerken tuttu kolunu sımsıkı birden bire “Arada ağabeyini de misafir edersin artık!” dedi kızı iyice kendine çekerek.

Nadir’in sapsarı dişleri ve kokan nefesinden midesi bulanan Işıl, itekleyip kurtuldu oğlanın elinden.

“Allah belanı versin!” dedi hızla içeri geçerken.

O gece sabaha kadar uyumadı Işıl, kendi gezegenini hayal etmeye çalışsa da, olmadı bir türlü. Sabaha kadar ağladı kendi kendine. Kalsa da, gitse de değişen bir şey olmayacaktı. Şuracıkta ölüverse belki her şey daha güzel olurdu. Bir ara otobana çıkıp, yoldan geçen arabaları durdurmayı bile düşündü. Buradaki yazgısından daha iyi bir yazgı bulur muydu onu otobanda gece yarısı bilmiyordu ama, belki daha kısa yoldan giderdi kendi güzel gezegenine. Durdurması da şart değildi ki, birinin önüne atsa kendini, o hızla alır götürürdü arabalar onu  zaten.

Her şeyin fazlasından kurtulmanın bir yoluydu belki de bu gidiş onun için, en azından bu izbe çukurda yaşayan üç kirli ruhtan kurtulacaktı gidince, belki daha güzel bir hayatı olacaktı. Belki iyi bir adamdı o adam da, Işıl’ı baş tacı yapacaktı. Bu haliyle bile istediğine göre belki de kadının dediği gibiydi, eksitmeyle başlayan bir mükemmeliğin başlangıcı olacaktı. Olamaz mıydı yani?  Vazgeçemedi kendi canından yine  de, daha on üçündeydi o, hayatın ona  vereceği her şeyi almamıştı bile, verdikleriyle yetinmeyi de öğrenememişti. Gider bakardı olmazsa, orada da buradakinden iyisi yoksa, oradan çıkardı otobana, ne farkederdi hangi evden çıktığı, kaçıp giden o olduktan sonra.

Sonraki gün banyo yapması için üst katı kullanmasına izin verdiler Işıl’ın, Murtaza “Biraz yedir bunu kemikleri sayılıyor, adamın altında kalacak.” dedi annesine. Kim olduğunu bilmediği adamın, iri yarı biri olduğunu düşündü Işıl bu sözün üzerine, itiraz etmedi. Sonraki bir ay her gün banyo yaptırıldı Işıl’a, annesi yediği içtiğini takip eder oldu, saçlarını kesip düzeltti. Hayatında olmadığı kadar annelik etti, ite, kaka, bağıra, çağıra olsa da, mutlu etti Işıl’ı annesinin ilgisi. O küçükken uyumadan önce tarardı saçlarını böyle.

Kendi elbisesinden bozduğu kırmızı çiçekli elbiseyi giydirdi ona bir kaç kez, orasını burasını denedi, düzeltti. Zaten dul bir adama verileceği için, düğüne gerek görmemişlerdi, Murtaza bey vekil gidecek imam nikahı kıyacak, bir akşam da gelip kızı alacaklardı. Öyle şaşaya, düğüne gerek yoktu. Koskoca adam yeniden  damat alayı yapmak istemiyordu.

İstedikleri parayı da kabul ettiği için, bu tür detaylar önemli değildi zaten. Ekstra çıkacak her tür masraftan da böylece kurtulacaklardı. Kızı aldıklarının ertesi günü, adamın babası getirip parayı teslim edecekti. Kızı almadan, ödemeye gönüllü olmamışlardı nedense.

“Malımızdan yana bir korkumuz yok!” demişti Murtaza bey bozulduğunu belli etmeden.

Işıl son zamanlarda yaşadığı en rahat günleri yaşadığı için mutluydu kendince, belli ki evlenmek bu evde eski hayatı sürdürmekten daha iyi bir şeydi. Ne dedilerse itirazsız yaptı bu yüzden, gideceği yerde her şeyin daha güzel olacağına dair bir umut yeşermişti içinde.

Sonunda bir gece yemekten sonra geldiler onu almaya, ilk o zaman gördü Işıl adamı, öyle iri yarı bir adam değildi aslında. İçeri bile girmediler, “Alıp, gidelim!” dediler kapıdan. Hepsinin gerisinde duran kırmızı entarili Işıl’ı ittiriverdi annesi öne, adamın dediğini duyunca.

“Hadi bakalım!” dedi adam Işıl’a. Kapının dışına çıktı Işıl elinde kitabını da koyduğu küçük bohçasıyla. gökyüzü öyle açık ve parlaktı ki bu  gece, neredeyse bütün yıldızlar onun yeni hayatını karşılamaya gelmişler gibiydi. Kızın kafasını yukarı kaldırmış dikildiğini gören adam, “Haydi!” dedi yeniden ve karanlığa doğru yürüdü. Işıl’da gözünü gökyüzünden ayırmadan yürüdü ardı sıra, arkasından kapanan kapıya bakmadı bile giderken. Yarım saat, karanlıkta yürüdükten sonra, adamın eşiğine  geldiler. İçeri girmeden son bir kez baktı Işıl gökyüzüne, bir yıldız kayıp gitti sessizce. Gülümsedi o da, yeni hayatını kutlayan yıldızlara gülümsedi.

Ertesi gün akşam üzeri, adamın kardeşi geldi motele, nihayet parasını alacağını düşünen Murtaza bey sırıtmaya başladı onu görünce.

Oğlan içeri girince, fırladı resepsiyonun arkasından buyur etti. Bir şey demeden geçti oğlan gösterdiği yere. Karşılıklı oturdular.

Murtaza parasını versin diye otuz iki dişi meydanda baktı oğlanın yüzüne, “Emim yolladı beni” dedi oğlan.

“He biliyorum!” dedi Murtaza.

“Kızın çok kanaması olmuş sabah değin.” dedi oğlan.

“Olacak normal” dedi kasılarak Murtaza, ne de olsa kız oğlan kız teslim etmişlerdi.

“Öğlene verdi canını.” diye devam etti oğlan Murtaza’nın gözünün içine bakarak. Koltuktan endişeyle doğrulan Murtaza “Nası verdi?” dedi telaşla.

“Emim dedi ki, bu kız küçük, jandarmaya haber veremeyiz, sen git Murtaza’nın parasını ver, şehre büyüklerin yanına yolladık kızı desinler” dedi, “Akşam ezanından sonra, köyün mezarlığına defnedecekler. Dün akşam kızın geldiğini zaten gören olmadı.” dedi.

İçinde en ufak bir sızı duymayan Murtaza, parasını da alacağını anlayınca “Allah rahmet eylesin, rızkı o kadarmış demek” dedi sadece.

Işıl küçücük bedenindeki kırmızılık akıp gittikçe, anlamıştı artık gezegenine dönebileceğini zaten. Son hırpalanması ile bırakmıştı o zavallı yatakta kendini, artık kimsenin ona zarar veremeyeceği bir yere gidiyordu. Yeni hayatınının başlangıcını kutlayan yıldızlara gülümsedi içinden son kez gitmeden önce.

SON

Yıldız Kayması isimli hikayenin ilk bölümünü okumak için tıklayınız.

https://gulserenkilincyazar.com/2018/05/08/yildiz-kaymasi/

 

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s