Bir Kahvelik Okumalar

ÇIKMAZ

Konuşurken doğrudan gözlerimin içine bakıyordu, bunu yıllardır ilk kez yaptığına şahit oluyordum. Çoğunlukla benden mümkün olduğunca uzak durmaya çalıştığını hissettirirdi bana. Dostluğunu esirgemezdi ama, fiziksel olarak aramıza bir mesafe koyar, ya da sohbetlerimiz yüreklerimize dokunmaya başladığında günlerce ortadan kaybolurdu. Bu kaçışına öyle alışmıştım ki, uzaklaşmasın diye sesimi hiç istemediğim bir tona ayarlayıp, mümkün olduğunca bizden uzak konular açmaya çalışıyordum her zaman.

Seviyordum onunla sohbet etmeyi, bir çok insanın olamadığı kadar dürüsttü, kalbi iyilik için çarpıyordu, merhametliydi, savunmasız olabilirdi aslında ama, kendini öyle güzel kontrol ediyor ve nerede duracağını öyle iyi ayarlıyordu ki, saatlerce konuşsak bile hakkında çok az şey öğrenebiliyordum.

Yine de pek çok insandan daha yakındı bana, ikimizin arasında konuşulanların ikimizin arasında kalacağını biliyorduk. Bu yüzden güveniyordum ona. Tüm iyiliğine rağmen kendini bu sessizlikle korumayı başarması hayranlık uyandırıyordu ben de, öyle akıllıca yapıyordu ki bunu, kimseyi kırmıyordu.

İnsanlara bu kadar yakın olup, bu kadar uzak durmak alışık olduğum bir şey değildi, onun aramıza ördüğü duvarları aşamıyordum, buna izin vermiyordu çünkü. O izin vermedikçe içimde dayanılmaz bir merak duyuyordum ona karşı. Orada gizlediği göğüs kafesinin içinde nadir bir inci olduğunu biliyor, ama ona elimi uzattığım anda kabuklarını kapatacağını bildiğim için hiç bir hamle yapamıyordum.

Herkesten çok benimle dost olduğunun farkındaydı bir çok insan ama, bunun bildiğimiz anlamda birbirinin herşeyini bilen dostlar olmadığımızı bilmiyorlardı. Bu yüzden benim gibi içindeki nadir inciyi farkedenler, bir şekilde ona giden yolun benden geçtiğini zannediyorlar, onunla olmak için ya bana yalanlar söyleyip, yanlarına katmaya çalışıyor, ya da ona soramadıklarını bana soruyorlardı.

Oysa onlardan bir farkım yoktu benimde, herkesten çok bir şey bilmiyordum onun hakkında ama, seziyordum. Garip bir şekilde gizlediklerini sezebiliyordum. Bu sezgilerimi, onu ürkütmeden söylemeye çalışıyordum bazen konuşmalarımız sırasında. Hayretini görüyordum, cevap vermiyor olsa da yanılmadığımı anlıyordum böylece.

Yıllar önce aramızda geçen küçücük bir öykümüz olmuştu sadece, bir ad bile veremeyeceğimiz, kısacık bir öykü. O zamanlar da onun içindeki inciyi farketmiş, büyüsüne karşı koyamayıp, haber göndermiştim. Redetmemişti, sonradan kibarlığından rededilmediğimi düşünecektim ama, başlangıçta bunun bir istek olduğunu sanmıştım.

Beni neredeyse hiç arayıp sormamış, bir araya geldiğimizde ise neredeyse hiç konuşmamış, yüzüme bile bakmamıştı. Utangaç bir kişiliği vardı biliyordum ama, bir arada olmamız eskisinden daha uzak yapmıştı onu bana. Zihnimin oyunlarına ve egoma yenik düşüp, bir kumar oynamaya karar verdim ve ona ayrılmak istediğimi söyledim, vereceği cevaba göre redetmeyişinin kibarlıktan mı yoksa gönüllü mü olduğunu anlayacaktım.

Daha ilk cümlemde “Tamam” dedi, ne yüzündeki ifade değişti, ne de sesi. Öylece “Tamam” deyiverdi, bunu beklemiyordum gerçekten, ilk adımını attığım bir birliktelikte, sadece kibarlığından beni rededememiş olması çok ağır gelmişti o zamanlar. İçimde hep hüzünlü bir yara olarak kaldı yıllar boyunca.

Hayat bizi yeniden karşılaştırdığında, aradan çok uzun zaman geçmişti, gençlikte olanlar unutulur çoğu zaman, içimde ki ince sızının durduğunu farketmem, dikkatimi yeniden onun üzerine topladı. İçim ne kadar sızlasa da, onun gibi değerli bir yüreği bir kez daha kaybetmek istemiyordum, dostluğuna razı oldum. Kendime yenik düşüp onu denediğim zamanlar oldu yine de, öyle bir hızla geri çekildi ki böyle zamanlarda, sızım acıya dönüştü.

Kabul etmekten başka çarem yoktu, ona belirli bir mesafeden çok yaklaşmamı istemiyordu, gençlikte sadece nezaket göstermişti, ama yıllar ona istemediği şeyler için nezaket göstermek yerine, uzak durmayı öğretmiş olmalıydı.

İnsanoğlu garip bir varlık, içimde ona karşı, bir hırs, bir öfke yoktu, o çok değerliydi ve ne şekilde izin verirse, o şekilde hayatında kalmak istiyordum. Bunun için çizdiği sınırların gerisinde, hatta bazen en gerisinde durdum. Bir keresinde ona dokunmayı öyle merak ettim ki, birlikte uzun emekler vererek başardığımız bir işten sonra, sadece dostca bir kucaklaşma için kollarımı boynuna dolamak istedim. Bu bilinçaltımın bir ürünü olmalıydı, çünkü bunu asla yapmamam gerektiğini biliyordum aslında. Bir anda oluverdi, kontrol edemedim. Kollarımı daha boynuna değemeden yakaladı ve hızla geri itti beni. Gözlerimde biriken yaşları kontrol etmekte o kadar zorlandım ki, hiç bir şey olmamış gibi sersemce yerimde zıplayıp “Başardık” dedim sadece. Oysa o an kendimi yerin dibine sokabilseydim yapardım.

Yıllardır istenmediğimi anlayamıyor olmam konusunda ne düşünüyordu bilmiyorum, ona hisleri olan insanlarca basamak görülmekten yorulmuş hissediyordum çoğu zaman.

Yine de sadık biriyim, hep öyle olmuşumdur. O duvarların arkasından bir daha hiç adım atmamaya karar verdim. Olduğum yerde durursam kaçmayacaktı, öğrenmiştim.

Duyguları alınmış ses tonum, heyecanımı gizlemek için yaptığım saçma espiri ve davranışlar içinde dostluğumuzu korumayı başardım. Kalbim kırıldı çoğu kez, çünkü zaman içinde bazı söz ve davranışlarını anlamak istediğim gibi anlayıp, umutlandığım oldu. İnsanım. Elbette hepsinden dersimi aldım.

Neredeyse kıpırdamaya korkarak yıllarca pozisyonumu korudum ve biz hep dost kaldık.

Sonra bir kaç kez, her zamankinin aksine davrandığını ve konuştuğunu farkettim. Kendimi öyle kodlamıştım ki kontrolümü kaybetmemeye, bunu yapacağım derken aslında ona bakmayı bıraktığımı anladım. Duvarı geçmemenin stresinden öyle kalıplara girmiştim ki, duvarın ardına bakmayı bırakmıştım belki de. Hatta bir duvar olmadığını bile farketmezdim kaldırsa.

Yine de kendi algılarım yüzünden daha önce de böyle sandığım olmuştu, o yüzden emin olamadım. Birden çok kez tekrarlandı bazı şeyler, sözlerinde bir cesaret, beni diğerlerinden ayıran vurgular oluşmaya, gözleri gözbebeklerimin ardını görür gibi bakmaya başlamıştı. Her zaman kısa kestiği sohbetleri kesmiyor, konuşmanın uzamasından keyif alıyor gibiydi ama ben kendime inanmakta zorluk çekiyordum. Bunca yıl sonra belki de hayal görüyordum artık.

Öyle korkmuştum ki bu güzel anları onu korkutup kaybetmekten, olduklarında tamamen kilitleniyor, aslında olmasını herşeyden çok istediğim anları kodlandığım duygusuzluktan çıkamadığım için kaçırıyordum.

Sonradan düşündüğümde ne kaçırdığımı farkediyor ama yine de bu senin algın olabilir diyerek kendimi serbest bırakamıyordum bir türlü, bu defa da aradığı karşılığı bulamayıp kaçacak diye paniğe kapıldığımdan, iyice kilitleniyordum.

Bu süreç hala bu şekilde devam ediyor, gerçek olup olmadığını anlayamadığım adımlar atıyor bana doğru hala, ama bir rüya görüyorsam ve kendimi kandırıyorsam diye öyle korkuyorum ki, kıpırdayamıyorum.

Bir hata yaparsam dostluğumuzuda kaybedebilirim biliyorum.

Gözlerimi kapatıp, hiç kıpırdamadan beklersem, bir gün dudaklarımda sıcaklığını hissedeceğim kadar yaklaşıp, uyandırır beni belki.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s