Yazılarım

Otomatik Pilotta Yaşamak

Size de olur mu bilmem ama, bazen beni heyecanlandıran durumlar varsa ve eğer bu heyecanımı gizlemek zorundaysam, beynim öyle bir “sıradan davranmaya” kodlanır ki, aslında mutluluk, takdir ya da teşekkür gerektiren olumlu durumlara bile tepki veremez olurum.

Hiç bir şey olmamış ya da duyduğum şey karşısındaki memnuniyetim yokmuş gibi seri halde konuşmaya devam ederim. Bu söylenmek istenileni, verilmek istenen mesajı, gösterilen nezaketi anlamamışım gibi “kabalık” olarak bile sıfatlanabilecek garip durumlara düşürür beni. O kadar “normal davranmaya” kodlanmışımdır ki, ancak sonradan düşündüğümde bu güzel sözlerin içindeki anlamları bulur, onlara özel bir vurgu yapamadan kaçırdığım için pişmanlık duyarım.

Karşımdakince asla anlaşılmayacak kadar ciddi bir tutukluk durumudur oysa bu, ama o kadar normal davranmaktayımdır ki, tutukluğum bile farkedilmez.

Bir çeşit otomatik pilot gibi, aslında “an”ı kaçırarak, “an”da var olma durumu.

Örneğin beni çok heyecanlandıran ve emek verdiğim bir konu hakkında, beğenisi, düşüncesi, yüreği ve/veya kişiliği, takdiri benim için çok değerli birine bir şey anlatıyorsam ve kendimi “sıradan davranmaya” kodlamışsam ve o sırada söylediği herhangi bir söz aslında beni tam da yüreğimden yakalayacak bir sözsse, beynim onu algıladığı ve önemini farkettiği halde, hiç söylenmemiş gibi konuşmaya devam ederim. Beynim o sözü, o an yüreğimle duymama izin vermez. Çünkü yüreğim ve duygularım o sırada tetiklenirse, heyecanım ortaya çıkar ve kendimi ele vermiş olurum.

Her şey geçtikten sonra, beynim o sözü yüreğime servis eder ve ben çok nadir olabilecek bu yüreğime dokunma anının ne kadar özel olduğunu karşımdaki ile paylaşmaktan mahrum kalırım.

Ve çoğunlukla bu anlarda karşımdakine söylemek istediklerimi sonradan söylemek yersiz ve zamansız olacağından benim heyecanımı kontrol edeyim derken, anlamaz veya duygusuz bir görüntü çizmeme neden olur ve yüreklerimizin diyaloğunu kaçırmış olduğumdan sonsuz pişmanlığa neden olur.

O anı yeniden ve yeniden düşünerek, hayalimde doğru tepkileri vererek avunmaktan başka bir şey kalmaz elimde.

Bu tam olarak “an”ı kaçırmak olarak da düşünülebilir. Benim heyecanımdan, bir başkasının, stresden, öfkeden veya başka bir nedenden kaçırdığı ne çok an vardır böyle kim bilir?

Aslında beynimizin ne kadar etkili bir kontrol edici olduğunun da göstergesidir aynı zamanda. Onu bilinçli veya bilinçsiz bir şeye kodladığımızda, olmadığınız biri gibi bile olabiliyorsanız, o zaman bunu başka neler için yapabilirsiniz siz hayal edin.

Beynimizi net ve kesin komutlarla kontrol edebiliriz aslında, ama bunu genellikle şuursuz yaptığımız için, şuurlu olarak nasıl yapabileceğimizi bir türlü bilemeyiz.

Benim heyecan örneğimden yola çıkarsak, belki buna çok istekli olmak, aşırı kontrol ihtiyacı hissetmek ve benzeri güçlü tetikleyiciler gerekir herhalde, bu yönde beynini eğitebilen insanların, yalan makinalarını bile atlatabildiklerini okumuştum bir yerde.

Yani bir çeşir role tam girmek. Peki biz beyni bu yönde eğitilmemiş insanlar, şuursuz olarak baskı altında beynimizin bizi olmasını istediğimiz ruh haline sokmasını sağlıyorsak, acaba yine kendi şuursuz komutlarımızla veya farkında olmadığımız dış komutların ne kadar etkisinde olabiliriz düşünsenize.

Ocağın üzerinde kaynayan bir şeyin içinde duran metal bir kaşığı bir kez tutup, canınız çok yandıysa, beyniniz bir daha ki sefere eliniz ocak üzerinde olan bir şeyin içindeki metal kaşığa dokunduğunuzda eliniz yanmasa da, aynı hızla elinizi kaçırmanıza neden olabilir. Çünkü geçmişte dokunma anında acıyla elinizi geri çekmişsinizdir.

Çocukluğunuzda size ısrarla “ekmek yere atılmaz” dendiyse, yere düşmüş her ekmek gördüğünüzde eğilip onu alma ihtiyacı hissedersiniz. Bunu öyle otomatik ve düşünmeden yaparsınız ki, biri size neden böyle yaptığınızı sorduğunda verilecek bir cevabınız yoktur. Bu beyninize kabul ettirilmiş bir komuttur çünkü, “ekmek yere atılmaz”.

Başka kimbilir neleri sadece komutlarla, düşünmeden, yüreğimizi dinlemeden, otomatik pilotta yapıyoruz her birimiz?

Davranışlarımızın ne kadarı gerçekten bize ait bilebilecek şuurlu bir takip yapabilseydik, geriye sadece bize ait olan ne kalırdı acaba?

2+2’nin neden dört ettiğini açıklayabilir misiniz? İki tane sembol bu şekilde dizildiklerinde cevapları dörttür diye beyninizde yerleşmiş bir komut vardır. Cevabı söylemek için sorgulamanız, düşünmeniz veya yüreğinize danışmanız gerekmez.

Toplumda var olan ırkçılık, bağnazlık, fanatiklik vb pek çok olumsuz davranış şeklinin arkasında sadece bir yürek yoktur diyebilir miyiz bu durumda. Kodlanmış beyinlerin otomatik tepkileridir her biri.

Peki olumlu davranışlarda yok mudur bu durum o zaman, vardır elbette, beyin için kodlamanın olumlu ya da olumsuz olması farketmez, sadece yüreğimiz için farkeder.

Ortaya bir yürek konmadan yapılan olumlu bir davranış, yürekten ve şuurla yapılmış kadar değerli olur mu?

Eğitim ve öğretim arasında ki fark bu olabilir mi? Ülkemizde eğitim yok dediğimizde aslında öğretim mi yok demek istiyoruz acaba?

Eğer araba kullanıyorsanız, vitesi yükseltmek için hızı veya devir göstergesine bakıp matematiksel bir hesaba giriyor musunuz bir düşünün?

Neden bazı değerler sizin için vazgeçilmez, kırmızı çizgilerinizi kim çizdi?

Ne kadar ve hangi zamanlarda sadece otomatik pilottasınız?

Otomatik pilotta olduğunuz hangi an hayatınıza veya size değer kattı?

Buna siz karar verin.

Herkese şuurlu, “an”lar diliyorum, bazen bilgisayarlara yapıldığı gibi, beynimizde bu trojan (truva) lardan temizlenmesi gerek sanırım, bir çeşit ele geçirilmişlikten özümüze dönebilmek için.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s