Herkesin sırları

“Bundan on veya on beş yıl önce birileri çıkıp, bugün neredeyse hayatımın normali haline gelen şeyleri söyleseydi kesinlikle inanmazdım herhalde” diye düşündü kendi kendine.

Gerçekten son on beş yılda hayatına öyle farklı şeyler eklenmişti ki, çoğu insana bunları anlatacak olsa delirdiğini düşünebilirlerdi.

Çocukluğundan beri bir şeylerin farklı olduğunu hissediyordu, babası ona bakkala gitmesi için para verdiğinde, aldırmak istediklerini o söylemeden sıralayınca, gözlerindeki tedirgin merakı görmüştü ama, açıklayamamıştı nasıl olduğunu. Bir kez arkadaşı ile sohbet ederlerlen ünlü bir ismi hatırlamaya çalıştıklarında, arkadaşı ile aynı okulda bile okumadıkları halde, arkadaşının söylediği isme “O senin İngilizce öğretmenin!” demişti. Arkadaşının gözlerindeki tedirgin merak, babasının gözlerindeki ile aynıydı. Ona da açıklama yapamamıştı.

Açıklayamamak bunun bir sır olması yüzünden değildi, sadece nasıl olduğunu o da bilmiyordu. Normalde insanların zihnini okuma gibi bir yeteneği yoktu, olsa bilmez miydi?

Sadece hiç beklemediği zamanlarda, kendisini de şaşırtan bir şekilde çıkıyordu kelimeler ağzından. Düşünerek yaptığı bir şey değildi.

Yıllar geçtikçe sayısız örneğini yaşadı bu olayların, hepsini “Sadece tesadüf, tahmin ettim.” tarzı cümlelerle geçiştirmeyi yeğledi.

Sosyal medyada, kitapçılarda konu ile ilgili sayısız bilgi ve yazı olmasına rağmen insanların bu tür şeylerle karşılaştıklarındaki tedirginlikleri ona kendini gizlemeyi öğretmişti.

Sonradan eklenen başka yeteneklerini ise kimseyle paylaşmamaya karar verdi. Onun doğalı bir şekilde herkesin “normal olmayanı”ydı.

Onun medyum, büyücü, telekinezi, durugörü, öngörü ya da benzeri örmeklerden birini yapabilen farklı biri olabileceğini ve bunun kendilerini ve düşüncelerini gizleyebilme lükslerini ellerinden alacağı endişesi taşıdıklarını hissediyordu insanların. Oysa kimsenin mahremine girme niyetinde değildi.

Yaşı ilerledikçe gelişen yetenekleri ile görüntüler görmesine de neden olan bu özelliğini, diline düşürmeden içinde yaşamayı öğrendi. Aklına gelen şeyi elinden geldiğince tartıp öyle söylüyordu artık, spontan ve tedirgin edici anlar, insanların dikkatini daha fazla çekmecen yok oldu böylece. Zamanla da unutuldu.

Bir keresinde, içinden yoğun bir resim çizme isteği duyduğunda, kalemin kağıdın üzerinde onun kontrolü dışında hareket ettiğini farketti, sanki eli ona ait değildi ve kendi başına kağıdın üzerinde bir o yana bir bu yana giderek, oldukça düzgün geometrik resimler çiziyordu. Elindeki tuhaf hissi tanımlayamıyordu, bu bir yanma, bir karıncalanma veya uyuşukluk değildi ama, hepsine benziyordu. Bazen zayıflayıp, bazen güçlenen tuhaf bir duyguydu.

Sonraki günlerde eline kalemi alıp beklediğinde, aynı şeyin yeniden olduğunu gördü. Aslında istediğinde kontrolü alabiliyordu ama, insanın kendi elinin, kendinden ayrı resim çizmesini izlemek çok garip ve hoş bir duyguydu gerçekten.

Yazı yazacağı zaman aynı şeyin olup olmayacağını merak etti, oluyordu ama, çoğunlukla anlaşılmaz ifadeler yazıyordu eli. Resim çizerken değil ama, yazarken, elinin o sırada aklından geçirdiği şeyleri yazdığını farketmişti. Cümle bir anda kesiliyor ve aklından geçen şeyi yazıyordu, sonuçta hiç bir anlamı olmayan, bir metin çıkıyordu ortaya.

Garip bir şekilde bu onu korkutmuyordu, ama daha söylemeden bildikleri karşısında gördüğü o tedirgin bakışları hatırlayınca, bundan hiç kimseye bahsedemeyeceğini biliyordu.

Yazı verimli olmayınca, resim çizmeyi arada bir denemeye başladı. Neredeyse her defasında, aşırı detaylı geometrik şekiller çiziyor, bunlar bazen bir ağaca, bir çiçeğe benzeyebiliyordu ama, sadece benziyordu. Defalarca aynı çizgi üzerinden geçilmiş, karmaşık ve aynı zamanda çok düzgün çizgilerdi bunlar.

Öyle filmlerde olduğu gibi bir titreme, şuur kaybı gibi şeyler olmuyordu. Kalemi eline alıp bekleyince kendiliğinden başlıyor, kalemi bırakmak isteyince de bitiyordu. Onu zorlayan bir güç değildi elindeki, düşüncelerine yeniliyor ve isteklerine karşı gelmiyordu.

Belki de bunları kendi kendine yapıyordu, emin değildi ne olduğundan, bir kaç kitapta bir yetenek kullanmak istediğimizde onun güçlü ruhlarını çağırabileceğimizle ilgili bir şey okumuştu. Yani bir resim çizeceğimizde örneğin, Picasso’dan yardım isteyebilirdik ama, o öyle bir şey yapmıyor, kimseyi çağırmıyordu, her şey kendiliğinden oluyor gibiydi sadece.

İnternette kendi gibi olan insanların olduğu bir forum sitesi bulmuştu, tam olarak onunkine benzemese de, kendi dilini konuşan ve ortak şeyler yaşadığı insanların olması onu sevindirmişti. Deneyimlerini bir birlerine anlatıyorlar ve yorum yapıyorlardı.

O ise sadece okuyor, içinden gelen bir sesle kendisiyle ilgili hiç bir şey söylemek istemiyordu.

Diğer insanlara göre beyninin daha fazlasını kullanabildiği sonucuna varmıştı sadece ama, bu durumu yönetip, kontrol edemiyordu. Sadece arada sırada yaşadığı deneyimlerle ilgili bir açıklama arıyordu kendine.

Bir kez eşyaları da oynatıp oynatamayacağını merak etti, uzun uzın konsantre olup denedi ama olmadı, çünkü zaten nasıl yapıldığını bilmiyordu. Yaptıklarını da nasıl yaptığını bilmiyordu.

Sadece bir kez hiç de yoğunlaşmadığı halde, küçük bir kağıt parçasını masada kaydırabilmişti ama, tüm bu özellikler “Nasıl oluyor, nasıl yapıyorum?” düşüncesine girdiği anda kayboluyordu.

Sanki görünmek, farkedilmek istemeyen şeylerdi ve o farkedip, dikkatini verdiği anda saklanıveriyorlar ve ne kadar tekrarlamak istese de yeniden olmuyorlardı. Tam aksine onları hiç düşünmediği zamanlarda ortaya çıkıyorlardı hepsi, bu da bilinçli olarak kontrol etmesini engelliyordu.

Toplumda bu açıdan farklı bir insan olduğunu açıklama fikrinden hiç hoşlanmadığı için, herhangi biriyle konuşmuyor ama merak ediyordu.

Belki bir gün karşısına kendisi gibi biri çıkar ve yaşadıklarını ona anlatırsa, belki o zaman söyleyebilirdi ya da belki de söylemezdi, küçükte olsalar heyecan verici deneyimlerdi hepsi ama, zaten onun kontrolünde değildiler. Birisi yap dese asla tekrarlayamazdı. O istediği zaman değil, onlar isteyince ortaya çıkıveriyorlardı.

Kendine ait küçük oyunlar olarak, onunla yok olacaklardı bu yüzden, zaten onları kullanmak istediğinden pek emin değildi. Normal bir insan olarak yaşamak çok daha kolaydı.

Herkesin sırları vardı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s