Bir Kahvelik Okumalar

Oppa!

Oturduğu banktan etrafını seyrediyordu, buraya şehrin aşıklar parkı denildiğini öğrenmişti. Neden gelip her defasında buraya oturduğunu kendine açıklayamasa da, etraftaki insanlara bakmak, ağaçları seyretmekten büyük bir mutluluk duyuyordu.  Uyandığında yine burada olmayı çok isterdi. Bilemediği bir şey rüyalarında onu hep buraya  getiriyordu. Bu parkta buluyordu kendini ilkin, etraftaki insanlara baktığında burasının bir Asya ülkesi olduğunu tahmin ediyordu ama neresi olduğunu bilmiyordu. Parkın yanıbaşında gökyüzüne dokunacakmış gibi uzayan bir kule vardı. Bu kulenin en üst katında dönen bir restoran olduğunu biliyordu, çünkü daha önceki gelişlerinden birinde oraya çıkmıştı.

Her zaman olduğu gibi vakti gelmiş gibi kalktı banktan, birazdan şu ağaçlıklı yoldan yürüyüp, vitrinlere bakacak, sonra her zaman yiyecek aldığı sokak satıcısına önce uzaktan el sallayıp, sonra ısıralarına rağmen, her zamankinden istediğini söyleyecekti. Bu alışverişe para vermiyordu, aslında bu ülkenin dilini de bilmiyor olmasına rağmen tüm bunları nasıl yaptığını kendisi de bilmiyordu. Orta yaşın üzerinde ve minibüsten bozma seyyar dükkanında siparişini hazırlayıp ona veren satıcıya, sağ elini yumruk yapıp, kalbinin üzerine iki kez vurarak teşekkür edecek ve dolaşmaya devam edecekti.

Arada bir gittiği o taş köprüye gitmek için renkli küçük evlerin olduğu o sokaktan geçmesi gerekecekti yine, ya da belki yine kulenin en üstüne çıkıp, rüzgarı hissederdi. Hep aynı yerlere gitse bile her rüyada uğradığı yerler aynı olmayabiliyordu. Rüyada olduğunu düşünebilse, az sonra neler yapabileceğini kendine söyleyebilse bile, nedense akışa müdahale edemiyor gibiydi. Her şey belirli bir düzen içinde kendiliğinden gelişiyordu sanki.

Sürekli tekrarlanan bu rüyayı sorgulamak istemiyordu. Geldiği bu yer bir şekilde onu öyle mutlu hissettiriyordu ki, sorgulayıp sonuçlara vararak bu güzelliği bozmak istemiyor gibiydi. Parktan çıkıp satıcının olduğu hareketli ve ışıklı caddeye yürürken yine o sesi duydu “Oppa ! Oppa!”. Her defasında tekrarlanan bu sesin ne olduğunu bilmiyordu ama bu rüyanın bir rutini olduğu için alışmıştı, kimbilir belkide kalabalık caddenin sokak satıcılarından birinin nidasıydı bu, değişmeyen bir şekilde her defasında duyduğunu bildiği için yürümeye devam etti.

Ayakları onu bu defa köprüye doğru götürdü, dar bir su kanalının üzerine kurulmuş bu kemerli küçük taş köprü, uzun uzun beklediği bir başka yerdi. Tıpkı parkta olduğu gibi öylece duruyor ve seyrediyordu. Birini mi bekliyordu, bir şeyler mi arıyordu ya da anıyordu kendisi de bilmiyordu. Tek bildiği burada  olmaktan ve bunları yapıyor olmaktan duyduğu sonsuz huzurdu. Gerçek hayatta sevdikleri olmasa, bu rüyanın içinde sonsuza kadar kalabilir bu yerleri hiç usanmadan aynı döngü içinde dolaşabilir, tek başına vardığı bu huzurun içine hapsolabilirdi.

Etrafındaki herkes öyle  birbirine benziyordu ki, sürekli alışveriş yaptığı sokak satıcısı hariç, hangilerini daha önceki gelişlerinde gördüğünü ayırtedemiyordu, zaten insanlara çok dikkat etmiyordu aslında, modern giyimleri, farklı ve gösterişli saç modelleri dikkatini çekse de, yüzlerine çok fazla bakmıyordu. Hatta bu rüyanın içinde neye benzediğini bile bilmiyordu. Acaba onlar gibi mi görünüyordu, yoksa yine kendisi olarak mı buradaydı? Bunlar uyanık olduğu zamanlarda kafasına takılsa da, rüyanın içine girdiğinde diğer tüm düşünceler gibi hepsi uçup gidiyor, huzurlu bir sessizlik yaşıyordu.

Yıllarca süren bu gece gezintilerinden kimseye bahsetmemişti, anlatsa insanların ona deli diyeceğini biliyordu ki, zaten pek çok şeyi kendine saklamayı öğreneli çok olmuştu.

Her nasılsa bir gün, en yakın arkadaşına sohbet sırasında bundan bahsettiğinde, arkadaşının yaşadığı hayrete bir anlam veremedi önce. Onu yergılamayacak kadar iyi tanıyan arkadaşı, bir daha bu rüyayı gördüğünde birisine gittiği yerin neresi olduğunu ve tarihi sormasını önerdi. Belki de bir rüyadan fazlasıydı yaşadıkları, belki de o farkında olmadan bir astral yolculuğa çıkıyordu ve  bunu nedensiz yapıyor olamazdı.

Astral yolculuklar hakkında bir şeyler duymuştu ama, deneyimlediği şeyin o olabileceği hiç aklına gelmemişti, sadece başını yastığa koyuyor, kısa bir süre sonra da yarı şuurlu bu rüyaya dalıyordu ya da ona zaman çok kısa gibi geliyordu emin değildi. Bunun bir rüya değilde bir ruh yolculuğu olduğunu düşünmemişti, bir Asya ülkesinde olduğunu insanların ırkından anlayabiliyordu ama ona artık tanıdık gelen o sokakların gerçekte varolabileceğini sorgulamamıştı. Hiç bir şeyi sorgulamamıştı zaten, sadece bu rüyayı seviyor ve tekrarlanmasından da sonsuz bir mutluluk duyuyordu. Yine de arkadaşının bahsettiği şeyler o akşam uyumadan önce kafasında dolanmaya başladı. Bu defa rüyayı akışına bırakmayacak ve kendi yönlendirmeye çalışacaktı, bu astral bir yolculuk değilse de bile, insanın rüyada olduğunu farketmesinin, onu yönlendirmesini de sağlayabileceğini bir yerlerde okuduğunu hatırlıyordu. Bir çeşit yarı şuurluluk hali ya da gerçekten astral bir yolculuktu bu kim bilir?

Yine aynı parkta, aynı banktaydı. Kendisini evine dönmüş gibi hissettiği bu yerde uzun uzun oturup insanları ve  ağaçları seyretti, sonra yine vakti gelmiş gibi kalkarak sokak satıcısının olduğu caddeye doğru yürümeye başladı. Sokak satıcısı ile her zaman ki selamlaşma ve ayrılma ritüellerini tekrarladıktan sonra yine o sesi duydu “Oppa! Oppa!”

Birden arkadaşı ile konuştukları aklına geldi ve bu defa dönüp sese baktı. Otuzlu yaşlarında ince, uzun boylu bir adamdı bu, dönüp ona baktığını görünce, öylece kalakalmıştı. Şimdi kalabalığın içinde durmuş sadece birbirlerine bakıyorlardı. Adamın yüzündeki hayranlık ve şaşkınlık dolu ifade öylesine belirgindi ki, bir seslenmenin ortasına mı girdiğini, yoksa defalarca duyduğu o seslenmeye dönüp bir cevap mı verdiğini kestiremiyordu. Adam yavaş adımlarla ona doğru yürümeye başladı. Etraftaki diğer tüm yüzlere benzediği halde, tuhaf bir tandıklık hissi uyanıyordu içinde, sanki kim olduğu dilinin ucundaydı da bir  türlü söyleyemiyor gibiydi. Adam gözlerini ondan ayırmadan yaklaşmaya devam ettikçe, yüreğinde hissettiği büyümenin sebebinin ne olduğunu bilemedi Rüyalardır yapmadığı bir şeyi yapmış ve akışı değiştirmişti, şimdi az sonra olacakları bilmenin verdiği güven yoktu ama yaklaşan bu adamın yarattığı his, her zaman duyduğu huzur ve güvenden çok daha güçlü bir şeydi.

Adam önüne kadar gelip durdu. Gözlerine öyle dikkatli bakıyordu ki, sanki içlerinde bir şey bulmak ister gibiydi. O da bir şeyler söylemek istiyordu ama dilini bilmediği bu Asya’lı adamın söylediklerini anlayacağından emin değildi. Oysa sokak satıcısı ile bilmediği bir şekilde anlaşabiliyorlardı. Kendi sesini hiç duymadığını farketti bu rüyada, kendi sesini duymamış ve kendisini hiç görmemişti.

Genç adam bir süre dili tutulmuş gibi durduktan sonra nihayet ağzından aynı kelime döküldü, titreyen sesindeki endişenin nedenini ve soru dolu bakışlarındaki anlamı bilmiyordu. Adam eliyle kendini göstererek yineledi..

“Oppa!” (*)

 

(*) 오빠

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s