Bir Kahvelik Okumalar

Hayallerin gerçek olması, gerçeklerin hayal olmasına yetiyor mu?

Yıllardır hasret kaldığı evin sessizliğinde, düşünmek için eskisinden çok daha fazla vakte sahipken, işten ayrılalı neredeyse bir yıl olmasına rağmen, bu vakit hala hayatın bir rutini değil de lüks gibi geliyordu ona. Öğrencilik yıllarında kendine ait bir alanı olmasının ayrıcalık olduğunu, ancak kırklı yaşların sonuna geldiğinde ve yeniden o alana sahip olduğunda keşfetmişti. Çoğumuz gibi o da sahip olduklarımızın lüks olduğunu düşünmek yerine, daima sahip olmadıklarımızın lüks olduğunu sanıyordu uzun yıllar boyunca.

Düşünmek aslında bir çeşit yargılamaktı da, eskiden bu kadar çok yargılama yerine, üretken düşüncelere sahip bir insandı ve aslında kendini bu anlamda çok özlemişti. Hayat yıllar geçtikte ona yargılayıcı bir düşünme şekli kazandırmıştı nasıl olmuşsa. Şimdi kendine ait vakitlerde düşündüğünde, yine o gençliğindeki kendisine dönemediğini hissediyordu bu yüzden. Üretmek yerine yargılanacak ve sorgulanacakları aşmaya alışmıştı beyni.

Oysa işinden ayrılmaya karar verdiği ilk andan itibaren kısa zamanda kendisini yeniden bulacağını hayal etmişti. Yeniden o uzun uzun kendine dönüşlere, güzel düşlere kavuşacak kadar zamanı olacaktı. Zamanı olma kısmında bir eksik yoktu, planladığı şekilde bir zamana sahipti ama aradığı kendisini içinde bir türlü bulamıyordu.

Ev halkının evde birleştiği saatlerde yaşanılanları, sorgulamak ve yargılamakla meşgul beyni, onlar yanında değilken bile yalnız kalmasına izin vermiyorlardı aslında. Öğrencilik sonrası sırasıyla ve rutine uygun olarak gelişen işe girme, evlenme ve bir çocuk sahibi olma ritüelleri ve aynı zamanda yönetilmesi, temizlenmesi, eksiklerinin tamamlanması gereken bir ev sahibi olma süreci derken hiç birinde uzmanlaşamadan, günü kurtarma çabasına dönüşmüştü yıllar boyunca. İşten ayrılmak bunlardan sadece bir tanesini eksiltmesine neden olmuştu. Tüm bu rutin ritüellerin yanında kendi ebeveynlerinin, yakın dostlarının, sosyal çevresinin, uzak çevresinin, memleket meselelerinin, dünya barışının, hayvanların, ağaçların ve tüm insanlığın dertleri de düşüncelere eklenince binbir parçaya  bölünmüş ruhu içinden kendine ait olanları birleştirip geriye dönmesi iyice zorlaşmış görünüyordu gözüne şimdi.

Tek bir şeye odaklanıp o konu üzerinde başarılı olmaya çalışmak yerine, her konuda başarılı olmaya çalışmak. Farkında olmadan tüm sınırları içinde yer alan insanlar için başarılı ve verimli kalmaya gayret etmenin,  bir insanın tek başına yapabileceğinden  fazla olduğunu anlaması için yeniden düşünmeye vakti olması gerekiyordu demek. Durup düşünmeye bile vakti olmadan yıllar geçirdiğini acı acı yüzüne vuran bu gerçek, içini acıtıyordu düşündükçe, içi acıdıkça daha çok sorguluyor, daha çok yargılıyordu.

Oysa hala lüks gelen bu zamanın sorgulama ve yargılama süreci olmaması gerekiyordu hayallerine göre. Yeniden üretken hayal gücüne dönüp, mecbur olmadığı ama yapmayı hayal ettiği her şey için kullanılması gereken bir zaman olarak değerlenmesini istiyordu.

Öte yandan sadece hayalleri için çabalamak istese bile bir tek işe ayrılan zamanın hayatından çıkması, sadece hayaller için değerlendirilecek kocaman bir alan da yaratmıyordu. Evet bunlardan biri zihninin alışageldiği yargılama, sorgulama sürecinden çıkamaması idi neden arandığında ama, öte yandan yıllarca zamanını satmış olmak yüzünden vakit ayıramadığı ya da insanların onun vakit ayırsa altından kalkabileceğini düşündüğü bir çok talebinin “E artık çalışmıyorsun” bahanesiyle öne sürülmesi ve geri çevirdiği durumda önem vermiyormuş algısını yaratmaları yüzünden yeni bir bölünmüşlük sürecine doğru sürüklendiğini hissediyordu. Kendini zamanını ve emeğini para ile satmaktan kurtarsa bile, herkesi ve herşeyi kurtaracak bir güce veya vakte ulaşması ne kadar söz konusu olabilirdi.

Yine de elinden geldiğince her şeye, herkese yetmeye gayret ettiğini farketti, bu da tıpkı zihninin sorgulama, yargılama özelliği kazanmış olması gibi, yıllar içinde hayatına eklenmiş bir başka özelliğiydi demek. Kendi içine dönebildiği, gerçekten kendi olabildiği gençlik dönemlerinin aslında en az sorumluluk yüklendiği için öyle olabildiklerini görmesine neden oldu bu durum.

Evet özlediği kendine yeniden ulaşabilmek için, özlediği dönemdeki kadar az sorumluluğu olması gerekiyordu ki yapmayı hayal ettiği şeyler de zaten devreye girdiğinde bunlarda yeni sorumluluklarla gelecekti.

Hayatı bir dengede tutarak kendini bulmak, geri dönülmeyecek sorumluluklarla yeniden gençlikteki kendini bulmak için sınırları daha dar tutmak gerekiyordu belkide. Çünkü ele geçen ve lüks olarak anlamdırdığı bu zaman diliminde, hem hayatı boyu yapmak istediklerini yapmak, hem özlediği kendini bulmak, hem de bir ömür üstlenmeyi kabul ettiği sorumlulukları bir arada götürüp, hala bir çok insanın beklentisini karşılamaya çalışmak bir arada olacak bir şey değildi.

Kazandığı insanlara sırtını dönmeden, lüks saydığı zamanı sadece kendisiyle ve kendi yapmak istedikleriyle doldurmak istediğini anlatmak sandığından çok daha zor bir süreç olmaya başlamıştı. Herkes çok meşguldu ve onun boş zamanı onlarınd- yapmak isteyipte yapamadıklarını başarması için bir şanstı sanki de, her biri teker teker “Sen halledersin, sen olmadan olmaz” söylemlerini ağızlarına asıp bir kuyruğa girmişlerdi. İşin garip tarafı aslında değer verdiği bu insanların önerdiği şeylere aklen, fikren veya kalben kapalı değildi. Ama açık olduğu zamanda yine kendisiyle ilgili şeylerden vazgeçmesi gerekiyordu.

Her birine ancak kendini bütünlediğinde daha çok faydası olacağını anlatmak isterdi ama, insanlara laf anlatmaya çalışmaktan o kadar yorulmuştu ki bunu da hiç içi almıyordu. Günlerce hiç dışarı çıkmadan evde kendine ait zamanların tadını çıkarmak istiyordu, istiyordu ama bu seferde zihninin yargılama, sorgulama sürecini aşamıyordu.

Bir yıla yakın zamandır yaşanan bu süreci daha iyi yönetmesi gerektiği ortadaydı. İnsanın düşünecek vakti olması, düşünecek vakti olmadığı zamanlarda göremediklerini görmesine de neden oluyordu. Bu nedenle sorumluluğunu aldığı kişilerin, özellikle de topluma değer katacak insanlar olarak yetişmesini istediği çocuklarının ve eşinin ondan, çevreden veya kendilerinden kaynaklanan eksiklikleri de giderek gözüne görünmeye başlamıştı. Geçmişte atılması gereken tohumların atılmadığını farkedince, o tohumları hayıflanarak şimdi atmaya çalışıyor, hangisi için ne kadar geç kalmış olduğunu hesaplamaya çalışıyordu.

Geçmişin eksiklerini tamamlamaya çalışmak, bu günü en iyi hale getirmek ve gelecekte hayallerin gerçek olmasını sağlayacak adımlar atmak için bile vakti yetmiyorken, çevresi veya kendisi için hala ekstra zamana ihtiyacı olmasını bir türlü aklı almıyordu.

Ne kadar zamanımız olursa olsun, dünü, bugünü ve yarını mükkemmel yapmaya çalışmanın ya da herkes ve her şey için başarılı olup, her eyi en iyi şekilde kotarmaya çalışmanın bir yolu olması mümkün değildi son tahlilde.

Onun kalan vaktinde canının her istediğini yapıp, tembel tembel vakit geçirdiğini ya da istemediği kadar boş zamanı olup sıkıldığını düşünen başkalarına bunu anlatmayı çok isterdi. Hem onu biraz olsun kendi başına bırakmayı göze almaları hem de kendi hayatlarında onun farkettiği bu sonuçları değerlendirip düşünmeleri için.

Bir işe esir olmamak tek başına bir bahar değildi. İnsanın zihninin, hayallerinin, sorumluluklarının, planlarının, maddi gücünün, zamanının, gücünün, canının, sinirlerinin iş birliği yapması gerekiyordu ve bunun için olması gereken temek şey de önce içindeki bütünlüğün yeniden sağlanmasıydı. Bu bütünlüğü sağlamadan önce atılacak hiç bir adımın kimseye faydası yoktu.

İşe buradan başlamaya karar verdi. Önce içindeki bütünlüğü sağlayacak, zihnini yeniden ona katkı salayacak şeylere kafa yorması için eğitecek ondan sonra diğer her şey için bu defa bütünlüğünü kaybetmeden fayda sağlamayı sürdürecekti.

Derin bir nefes aldı. Nefes bir can taşıdığının en temel göstergesiydi ve bu hayattaki en önemli şey  öncelikle alabildiği bu nefesti. Gözlerini kapatıp bunları düşündüğünde göğüs kafesinde yüreğinin genişlediğini hisetti. “Zincirden boşanmışcasına sayılı dakikalara her şeyi sığdırmam gerekmiyor” dedi kendi kendine.  Kızılderililerin söylediği gibi, önce ruhunun bedenine yetişmesini bekleyecekti, sonra zihnini temizleyecek, hayallerini gerçek dünyaya uygun şekilde istifleyecek ve yaşamaya devam edecekti.

Şu ana kadar tek yapması gereken bunu farketmek olduğu halde yapmamıştı. Aylarca kaybettiği zaman için sorgulama ve yargılamaya girmedi.

Önemli olan şimdi ve şimdiden sonrasıydı artık.

Derin bir nefes daha aldı ve önce aldığı nefes için bir teşekkür etti. İşte hayat şimdi yeniden düzenleniyordu yeni bir farkındalık ve nefesle.

Hayallerin gerçek olması, gerçeklerin hayal kadar güzel olmasına yetmiyordu. O hayallerin kahramanı olmak için ilk düzeltmesi gereken kendisiydi sadece.

 

Kategoriler:Bir Kahvelik Okumalar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s