Bir Kahvelik Okumalar

Evde tek başına

Mutfak tezgahına dökülen yumurtayı silmek için, musluğun hemen üzerinde asılı duran havlu kağıda uzandı eli refleks olarak, bitmişti. Dökülen yumurtayı, bulaşık süngeri ile sıyırdı. Havlu kağıtların nerede olduklarını düşündü, ama hatırlayamadı. 

Yumurtasını pişirip, bir parça peynir ve demlediği çayla yedi sessizce, dün akşam gelirken ekmek almayı unuttuğu için, ekmeksiz yemek zorunda kalmıştı. Lokmaları ağır ağır çiğnedi karşısında duran boş sandalyeye bakarak. Her sabah hazırlanmış kahvaltıya oturur oturmaz açtığı televizyonu bile açmak istemedi canı. 

Çayı bittiğinde, kalkıp kendi doldurdu. Çabucak bitmişti kahvaltısı bu kez, doğranmış domatesler, kızarmış ekmekler olmayınca keyfi olmuyordu demek pazar kahvaltısının da. 

Yeniden çayını doldurup, her pazar yaptığı gibi salona geçip film izlemeye karar verdi. Çayı doldurup dönerken masada bıraktığı kirli tabağına takıldı gözü, çayı masaya bırakıp, lavaboya bırakıverdiği tavanın üzerine koydu tabağı. Şimdi bunları yıkasa çayı soğuyacaktı. Yeniden bardağını alıp salona geçti. 

Salon akşam yatarken bıraktığı gibi duruyordu. Kanepenin örtüsü ve minderleri kaymış, yerde çorapları, sehpanın üzerinde akşam yediği kuruyemiş ve gazozun şişesi öylece duruyordu. Boş eliyle kabuk dolu kuruyemiş kasesini itip bıraktı bardağını. Kanepenin kaymış örtüsüne aldırmadan oturdu. Sahi nereye bırakmıştı kumandayı dün akşam. Oturduğu yerde toplanmış örtüyü eliyle yokladı, bulamadı. Eğilip yere bakınca tekinin nerede olduğu gözükmediği çorabının yanında buldu. Düğmelerine dokunup bir film aradı kanallarda. Bu gün pazardı mutlaka güzel bir film bulabilirdi. 

Kanalın birinde yeni başlamış gibi duran bir macera filminde karar kıldı. Çayını içerek bir süre izledi. Çay doldurmak için yeniden mutfağa gitmesi gerekince, bu defa çabuk bitmesin diye bardak yerine kupaya doldurmaya karar verdi. Önce bir tuvalete uğraması gerekiyordu. Koridora geçip banyoya giderken, hala perdeleri kapalı yatak odasında ki dağınık yatağa takıldı gözü. Akşam nasılsa geri dağılacak boş ver diye düşündü, girdi banyoya. Dün giydiği beyaz gömlek kirli sepetinin üzerinden aşağı sarkmış duruyordu. Sepet dolmuş olmalıydı. Yarına giyecek gömleği olup olmadığını hatırlamaya çalıştı. Hatırlayamadı, her sabah otomatik olarak ütülenip asılmış gömleklerinden birini giyer çıkardı. Banyodan sonra yatak odasına girip perdeleri açtı, gardırobun kapağını açıp gömleklerine baktı, evet yarın için bir tane vardı. Peki ya öbür gün? Yarın öğle arasında kuru temizlemeye versem akşama alır mıyım acaba diye düşündü. Sonra öğlen katılması gereken bir toplantı olduğunu hatırlayınca bunun iyi bir fikir olmadığına karar verdi. Ellerini yıkayıp beyazları makinaya doldurmaya başladı. İyice eğilip makinanın ayarını kontrol etti, herhalde “pamuklu” yazan doğru olandı. Düğmeyi çevirip, makinanın başlatma düğmesine bastı. Onlar yıkanırken filmini izleyebilirdi şimdi. Yeniden salona dönüp kanepeye yerleşecekti ki, çayının bittiğini hatırlayıp, mutfağa döndü. Bulduğu en büyük kupaya çayını koyup, salondaki yerine yerleşti. Sehpanın üzerinde birikenleri biraz daha itip, kupasına yer açtı. İşte şimdi keyfi yerine gelmişti. 

Film sona erdiğinde, makinayı hatırladı, kalkıp banyoya gitti. Daha bitmemişti. Klozetin açık bıraktığı kapağına baktı, artık kapaması gerekmiyordu. Makina durana kadar, biraz uzanabilirdi salonda, kanepeye döndü, kayan örtüyü sıyırıp yere attı, yastıkları düzeltip, gözü televizyonda uzandı. 

Uyandığında yine bir film vardı. Doğrulup bir çay daha içmeye karar verdi. Kupasını alıp mutfağa gitti, çayın altındaki su neredeyse bitmişti. Su ısıtıcısına su doldurmak için su sebiline gittiğinde bitmiş olduğunu gördü, neyse çeşme suyuyla da çay yapabilirdi. Suyu kaynamaya bırakıp, banyoya gitti makina durmuş olmalıydı artık. Yuvarlak şeffaf kapağı zorladı, ama açamadı. Nereden açılıyordu bu kapak, yine eğilip düğmeleri kontrol etti. Bir şey bulamadı. Rastgele bastı bir kaçına, bir kaç denemeden sonra kapak “pıt” diye bir ses çıkarıp açıldı. “İşte bu kadar!” dedi kendi kendine. Islak çamaşırları makinanın içinden alıp,  kucakladı, çamaşır astıkları odaya geçti. Askı katlanmış ve kapının arkasındaki duvara dayanmıştı. Kucağındaki çamaşırları nereye koyacağını bilemeyip, yere bıraktı. Pijamasının önü ıslanmıştı, çamaşırların ıslaklığındanz askıyı açıp, yerden aldığı çamaşırları rastgele asmaya başladı. Pek de temiz görünmüyorlardı nedense. Gömleğine döktüğü yemeğin lekesinin çıkmadığını görünce, yakasını kontrol etti. Gri kir çizgisi öylece duruyordu. “Hay Allah ! Deterjan koymuş muydum? ” diye söylendi yüksek sesle, astığı çamaşırları yerdekilerin üzerine atıp kucakladı yeniden, banyoya dönüp makinanın içine itekledi. Dolapları açıp deterjanı buldu ve makinanın deterjan çekmecesine doldurdu. Üç göz olduğuna göre, herhalde hepsi dolacaktı. Çalıştırdı makinayı, ıslanan üzerini değiştirmek için yatak odasına geçti. 

Akşam yemeğini dışarıdan söyledi, çamaşırı asıp, televizyonun karşısında uyudu bütün gece. 

Sabah saat çaldığında fırladı kanepeden, her tarafı tutulmuştu. Hızla duşunu aldı, son ütülü gömleğini ve bir gün önce sandalyenin üzerine fırlattığı için kırılmış pantolonunu söylenerek giyip çıktı evden, ofiste bit poaça ile çay içebilirdi, 

Yorgun bir günün ardından eve dönerken kendine yeni bir gömlek aldı. Ertesi günü riske atmak istemiyordu. Eve geldiğinde, evin ne kadar ağır koktuğunu farketti. Salonda bıraktığı bulşıklar kokmuş olmalıydı. Üzerindekileri çıkarıp, salonun camını açtı. Sehpanın üzerindekileri tek tek toplayıp mutfağa taşıdı. Dünkü tava ve tabak hala lavobonun içindeydi. Salonu toplayıp, havalandırması yarım saatten fazla sürdü. Sehpanın üzerine dökülenler kuruduğu için, ıslattığı mutfak beziyle epey silmesi gerekmişti. Örtü ve yastıkları toplamış, çorapları kirliye atmış, sehpanın üzerinden yere dökülenleri toplamıştı, salon tam olmasa da eski haline benzemişti yeniden. Mutfağa gidip, beklemekten kurumuş bulaşıkları süngerle temizleyip, makinaya yerleştirdi. Makina ağzına kadar dolmuştu, neyseki onu çalıştırmayı biliyordu. Çayın suyunu çeşmeden doldururken, midesinin kazındığını farketti, su ve ekmek almayı da unuttuğu için, evde içme suyu ve ekmek yoktu. Saate baktı dokuza geliyordu, ne kadar oyalanmıştı evi toplarken. Dolabı açıp ağzına bir kaç parça peynir attı. Şimdi dışardan yemek söylese saat onu bulurdu gelmesi. 

Bir bardak çay içip yatmaya karar verdi. Yatak odasının durumu salondakinden farklı değildi, neyse ki bulaşık yoktu en azından, yerde bir gün önce çıkardığı ıslanan pijamaları duruyordu. Ayağıyla ittirip, girdi yatağa. 

Sabah saat çalınca fırladı yeniden, gömleğini paketinden çıkarıp, kat çizgilerinin bıraktığı ize aldırmadan, kırışık pantolonuyla giydi. Temizdi en azından, çamaşır askısındakileri toplayıp, bulduğu büyükçe bir torbaya sıkıştırdı. İşe gitmeden kuru temizlemeye bırakıp ütülenmelerini isteyecek, akşam da geçerken alacaktı. 

Evde bir şey olmadığından kahvaltısını yine ofiste yapmak üzere çıktı evden. 

Bir haftanın sonunda artık sinirleri bozulmaya başlamıştı, sürekli dışarıdan yediği için midesi ağrıyor, çamaşır işini de bir düzene oturttuğu halde, sürekli yeni kirliler çıktığından kuru temizleme parası ödemek zorunda kalıyordu. 

Evi ne kadar toplasa da tozlar uçuşmaya başlamıştı, artık yere attığı kıyafetlerinin üzerinden toz pamukçulları temizlemesi gerekiyordu. Ayrıca bir şey yapcağı zaman evde hiç bir şeyin yerini bulamadığı için çok zaman kaybediyordu. 

Sabahları hazır kahvaltıya oturup, ütülü kıyafetlerle çıkmayı, akşam işten gelip, sıcak yemeğini yedikten sonra, çayıyla televizyonun karşısında uyuklamayı, oradan da, yatağına geçip yarın giyecek bir şeyi var mı diye dert etmeden uyumayı özlemişti. 

Eşi, kızıyla birlikte on günlüğüne memlekete ailesini görmeye gideceğini söylediğinde, bunun harika bir on gün olacağını düşünmüştü. Bekar bir erkek olarak evin tadını çıkaracak, arkadaşları ile gezip tozacak, başının çaresine de kolaylıkla bakacaktı. Ama hiç bir şey umduğu gibi olmamış, alıştığı düzeni sağlayanın eşi olduğunu anlamıştı. Onu elbette çok seviyordu ama böyle bir düzeni sağladığını da açıkçası farketmemişti. 

Telefonla konuştuklarında herşeyin yolunda olduğunu söylüyordu. Tek başına evi idare edemediğini itiraf edecek hali yoktu. Edememişti evet ama yine de bunu söylemeyecekti. 

Eşi ve kızının döneceği pazar günü erkenden kalkıp, evi temizlemeye karar verdi. Bu defa olmamıştı ama, eğer şimdi beceremediğini anlarsa, eşi bir daha gitmeyebilirdi. Oysa gelecek sefere daha tecrübeli olacaktı. Bu defa umduğu gibi bir bekarlık yaşayabilirdi. 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s