Yazılarım

Değişen bir şey yok

Yepyeni bir güne uyanmış olmayı dileyerek açtı gözlerini o sabah, ama evden çıkana kadar yaşanan koşturmacanın dozunu aşması ile gerilen ruhunu sakinleştirmeye çalışıyordu sokağa çıktığında. Dışarıda henüz soğumaya başlayan havanın kararsız serinliği vardı. Bir yandan parlayan güneşe karşı kısmak zorunda kaldığı gözleri, öte yandan ıslak bir serinliğin nefesinden ciğerlerine doluşu ile ürperdi. Her sabah gözü saatte yatişmeye çalıştığı gündelik hayatından bir yenisine doğru bir an önce koşması gerekiyordu.

Arabanın camlarındaki buharı eritmeye çalıştı ilkin, arkasını göremeden çıkmaya çalıştı park yerinden, şu arka camında silecek olan arabalardan almalıyım diye düşündü, radyatörün ayarını yükseltirken.

Dünden beri ruhunu saran hüzün ve hasret duygusunu atamamıştı daha üzerinden, bir mona lisa tablosuymuşçasına bir yanı gülüyor bir yanı suratını asıyor gibi hissediyordu. Hasret kısa bir yakınlaşma ile tatmin olmamış daha fazlası için kemiriyordu yüreğini şimdi.

İşyerine gelip masasına oturduğunda dikkatini başka şeylere vermeye çalıştı bir süre, olacak gibi değildi yine. Utanmasa kaldırıp telefonu arayacaktı. Arayacaktı da ne olacaktı sanki, bir yere mi varacaktı. Gereksiz durum ve zamanlarda aramaması gerektiğini öğrenmişti oysa çoktan. Kendimi rahatlamanın bir yolunu bulmalıyım diye düşündü bir an önce. Bir şiir yazıp duygularını boşaltmayı düşündü, ama bir süredir ne zaman içinden şiir yazmak gelse, yıllar önce yazdıklarını tekrar ediyormuş hissine kapılıp vazgeçiyordu. Dağarcığındaki bütün kelimeleri tüketmişti acaba şiirler dolusu da zamanında şimdi bir şeyler karalamak istediğinde beynine yerleşmiş cümlelerden fazlası gelmiyordu aklına. Yoksa kendini mi tekrar ediyordu sadece yıllar içinde bilemiyordu. Belki de o kadar özledikleri vardı ki gençliğinden, onlara sahip olmak istiyordu yeniden. Kafasındaki karmaşayı çözeceğine daha bir düğümlüyordu belki de böyle.

Öğlen katılması gereken bir toplantı vardı ama içinden dönüp de ne notlarına ne de işine bakmak geliyordu. Onu bulabileceği bir yerlerde dolaşmak istiyordu ruhu sadece. Beklenmedik uzaklaşmalar canını yakmaya başlamıştı gene. Ama yine de biliyordu ki artık duvarların çoğu yıkılmış kendi attığı adımların karşılıkları geliyordu birer birer. İşte buna seviniyordu en azından düşündükçe, ama sabırsızlığının homurtularından sıyrılamıyordu bir türlü yine de, atılan her adımın ardından koşma isteğini bastıramıyordu bir türlü. Ne değişmişti dünden beri hala çözemediği buydu aslında. Kapalı kapıları kim açmıştı yeniden. Hani başka şeyler dilemişti, o zaman demişti beklemeyi öğreneceğim Tanrım söz veriyorum. Dün akşam kendi kendini durdurabilmişti bir kaç kez bu sözler aklına geldiğinde. Erkendne uyumuştu bu yüzden. Yorgun olmasına rağmen çok da uykusu yoktu aslında. Eskiden de böyle yapardı, kendinden kaçmak istediğinde uyurdu saatlerce.

Oysa gözlerini her açtığında kaldığı yerden devam ederdi fırtınalar beyninde ve ruhunda. Yine uyumak istediğini düşündü. Hiç bir şeyi düşünmeden huzurlu bir uykuda olmayı hayal etti. Şöyle yorganı kafasına kadar çekip, karnına doğru çektiği bacaklarının arasında elleri, kapatmak istedi gözlerini.

Bir orta yaş bunalımına mı girmişti acaba? Hayatındaki eksiklikleri özlüyor olmasının adı bu olabilir miydi? orta yaş bunalımı, neyin ortasında olabilirdi ki bir karmaşadan başka.. Saçmalık diye düşündü, her şeyin ve her durumun bir adı olması gerekir mi sanki. En çok bu saçma gelirdi ona, her düşüncenin, her durumun bir adı mı olmalıydı sahiden, kelimeler sahipleniyor muydu o kadar yaşanılan ve hissedilenleri. Birer kalıp değil miydiler onlar sadece. Hissetiklerini kalıplamaklamakdan da, kendini kalıplamakdan da hiç hoşlanmazdı oysa o. Bir şeylere sığmak zorunda değilim derdi, kimse değil.

Biraz olsun rahatlama hisetti yüreğinde, vazgeçemediği özgürlük duygusu içini serinletmişti birden. En azından kendine ait bir dünya yaratabilmişti yeniden yıllar sonra, ağır bedelleri sıkıntılı dönemleri olmuş olsa da aşmıştı bunları nihayet. Aşması gereken bir kaç engeli kalmıştı önünde, onlarda zamanı gelince çözülecekti biliyordu nasılsa. Yine de beklemekten yorgun düşlerine bunu anlatması zor oluyordu zaman zaman, ben benden geçtikten sonra dileklerimin olması neye yarayacak diye söyleniyordu bu yüzden. Ama artık öğreniyordu ki zamanı gelmeden yaşanan şeyler getirdiğinden fazlasını alıp götürüyordu daima. Oysa kalıcı güzellikler istiyordu o hayatında, anlara ödenen yüksek bedellerin peşinde değildi artık. Ne istediğini biliyordu belki artık hayatta, en önemlisi de buydu.

Tamam dedi kendi kendine, artık güne başlamanın zamanı geldi, kendimle başbaşalığımın son dakikalarından sıyrılıp, günlük rollerimi giyinmeli artık.

2 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s