Marka mı, kalite mi?

Yıllar önce bir film izlemiştim. Adını hatırlamaya çalıştım ama bulamadım.

Çok ünlü bir kadın giyim markasının, genç moda tasarımcısı kadın, tasarladığı kıyafetler milyon dolarlara satıldığı halde kapışılınca, patronundan zam istiyordu. Ona göre marka onun tasarımları ile milyonlar kazanıyordu ve onun payına düşen de şimdi eline geçenden daha fazla olmalıydı.

Patronu onu sonuna kadar dinliyor ve şöyle diyordu;
“Senin tasarımların milyon dolarlara satılmıyor, satılan benim markam!”

Bunun üzerine çok sinirlenen kadın, tasarımlarının satılması için o markaya ihtiyacı olmadığını savunuyor ve bir iddiaya giriyorlardı. Giysilerin bir kısmından etiketlerini kesip istediği bir yerde, istediği fiyata satmasını istiyordu patron.
Tasarımlarının satacağından en ufak şüphesi olmayan kadın büyük bir memnuniyetle kabul ediyordu patronunun bu isteğini.

İlk gün etiketsiz yirmi elbiseyi şehrin en lüks mağazalarından birinin hemen görünecek yerine koyuyorlardı. İnsanlar elbiseleri beğeniyor ama, markasız olduğunu görünce yerine bırakıyorlardı.Bu kadar lüks bir mağaza da markasız ürün satılması tuhaflarıına gitmişti.

Bu kadar pahalı bir mağazayı seçmenin iyi bir fikir olmadığını düşünen kadın, bu kez herkesin alabileceği fiyatlarla satış yapan bir mağaz seçiyordu tasarımlarını satabilmek için. Ne yazık ki sonuç orada da değişmiyordu.

Son çare olarak bir giysi pazarında oldukça ucuz fiyatlarla bir sergi açıyor, gün sonu yaklaştığında yine, markasız tasarımlarının bir tanesini bile satmayı başaramıyordu, hem de neredeyse beş, on dolar fiyat koyduğu halde.

Umutsuz bir şekilde serginin başında dururken, patronu markanın adı olan bir pankartta gelip tezgahın arkasına koyuyor, fiyatı yükseltiyor ve bir sandalye alıp kadının yanına oturuyodu.

Yarım saat içinde bütün elbiseler satıldığı gibi, müşteriler devamın sormaya başlıyorlardı.

Elbette iddiayı kazanan patron oluyordu filmin sonunda.

Bu filmi izlediğimde çok şaşırmış ve etkilenmiştim. Gerçekten emek verilen ne kadar çok ürünün yüzüne bile bakılmazken, sırf marka olduğu için dayanıklılığı ve kalitesini görmezden geldiğimiz ne kadar çok ürüne para veriyorduk gerçekten.
Oysa markasız ya da el işi ile yapılan pek çok dayanıklı, kaliteli, güzel, modaya uygun ürün var piyasada ama, ne yazık ki marka rekabeti ile başedemiyor hiç biri.

Bu sadece giyim sektörü için değil değil, gıda, çeşitli yan ürünler, malzemeler ve diğer her şeyde geçerli. Marka olmak kazanmak adına gerçekten çok önemli hatta sanatta bile. Ünlü bir ressamın bir çizgisi için çuvalla para döken nice insan, gerçekten her anlamda başarılı ama tanınmamış bir ressamın resmi önüne geldiğinde bırakın satın almayı, incelemeye bile değer bulmuyor çoğu zaman. Çok güzel beste yapan, ya da enstrüman çalan bir sanatçı marka olmuş isimlerin arasında yer alamıyor sanatına rağmen. Ta ki elinden biri tutana kadar.
Marka yaratan insanlar gerçekten çok başarılılar, toplum ve insan psikolojisi üzerine çok akıllıca oynuyorlar.

Zavallı emekçiler ve kaliteli iş üretip bir marka olmayanlar ise ne yazık ki ya yaptıkları işlerden vazgeçiyor ya da ömür boyu hayal kırıklıkları yaşamaya devam ediyorlar.

Onca zor kazandığımız parayı gerçekten doğru değerlendiriyor muyuz, yoksa markalara kurban mı ediyoruz acaba? Kalite umurumuzda mı gerçekten ?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s