Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 49

Yaklaşık elli dakika sonra Can bey, elinde bilgisayarı ile çıktı kontrol odasından ve oyalanmadan mağarayı terk etti. O gider gitmez, Alper ve Enes hemen monitörlerin arkasına geçtiler. Burası mağaraya açılan tünellerden birinin girişi gibi görünüyordu. Alper dikkatlice tuşlara basmaya başladı, altı rakamı tamamladıktan sonra panel yeşile dönünce ikisi de rahatladılar. Mağaranın girişindekine benzeyen kapı hafifçe kayarak açıldı. O zaman buranın bir tünel girişi değil, mağaranın içi gibi bir başka galeriye açıldığını fark ettiler. Kapının hemen karşısında cam panelden bir ekran duruyordu. Onlar odaya girer girmez, ekranın altındaki ince çizgiler hareket etmeye başlayınca durakladılar.

“Görev kodunuzu söyleyin” diyen robotik bir ses geldi monitörden.

“Yapay zeka mı?” derken Enes

“Tanıma taraması aktifleşiyor” diyen sesi duyuldu aynı sesin. Monitörün üzerinde bulunan sensörlü gözün üzerindeki kırmızı ışık yanıp sönmeye başlayınca ikisi de kapüşonlarını başlarına geçirip, yüzlerini yere indirdiler ve galerinin sağ tarafında bulunan büyük sistem makinalarının arkasına geçtiler.

Arkalarından kapı kapandıktan sonra telsiz iletişimi kesilmişti. İkisi de konuşmaya cesaret edemiyorlardı henüz, “Lütfen tarama için sarı alana geçin” dedi yapay zekanın sesi. Sarı alan hemen monitörün önünde bulunan sarı renkle işaretlenmiş bölgeydi.

“Hareket mi tespit ediyor” dedi Enes sonunda dayanamayıp.

“Büyük ihtimalle” diye yanıtladı Alper, o da ne yapacaklarına karar verememişti, “Çıksak iyi olur” dedi hemen arkasından ve kapıya yöneldi.

“Bekleyelim bence” dedi Enes, taramayı yapamayınca durur belki.

“İzinsiz giriş prosedürü başlıyor” dediği anda makine ikisi birden kapıya fırlayıp şifreyi girdiler ve çıktılar.

Ferhat bey telefonuna gelen izinsiz giriş yapıldığına dair uyarı mesajı gelince, Can beyin içeride olması ile ilgili bir durum olduğunu düşündü ama onlar girdiklerinde giriş onayları işlendiği için Can beyi aradı.

“Çıktım” dedi Can bey, “Ben değilim, atölyeye gidiyordum. Dönüyorum hemen” diyerek adımlarını hızlandırdı ve mağaraya döndü yeniden.

Galeride kalanlar Ferhat beyin telefon konuşmasını duyup, paniklemişler ve telsizden hemen haber vermişlerdi.

“Bu defa fena tosladık” dedi Berkay, “Şimdi ne olacak?”

“Bekleyelim” dedi Alper mağaraya giren tünelden ayrılmamışlardı henüz, “En kötü ihtimalle etkisiz hâle getirme planına geçeriz. Gülşen hazırladığın karışımı alıp gelin siz de buraya Engin’le, Zuhal ve Lale kalsınlar”

Can bey mağaraya dönmeden, Gülşen ve Engin panik halinde hazırlanıp gelmişlerdi yanlarına. Can bey mağaraya girip etrafı kontrol etti önce, sonra doğruca monitörün arkasına geçti, şifreyi girip kapıyı açtı. Görev kodunu söyledi ve izin giriş kayıtlarını istedi yapay zekadan. Ekranda Alper ve Enes’in görüntüleri belirince tahminlerinde yanılmadığını anladı.

“Teknik görevliler ben göndermiştim, onlara kod söylemeyi unutmuşum, prosedürü durdur ve kayıtları sil” komutu verdi işlem bitene kadar bekledi ve çıkıp yeniden mağaraya girdi.

Telefonu bu kez yanında olduğu için Ferhat beyi aradı ve “Geldim kimse yok, sistem hatası olmalı” dedi büyük bir soğukkanlılıkla. Gençler saklandıkları yerden onun konuşmasını dinliyorlardı.

“Evet kamera kayıtlarına tabi ki baktım” dedi sonra “Hiç bir şey yok! Sistem hatası” ve kapattı telefonu.

Sonra etrafı yeniden kontrol etti ve doğruca onların saklandığı tünel girişine doğru yürüdü. Tünelin mağaraya açıldığı yer zayıf bir kişinin kolayca geçebileceği kadar açıktı. Tünelleri kimse kullanmadığı için bu geçişe ayrıca bir kapı yapılmamıştı. Çocukların kaçabilecekleri hiç bir yer olmadığı için, gerekirse Can beyi etkisiz hale getirmek için pozisyon aldılar, o kadar gerginlerdi ki, yapacakları şeyin sonuçlarını tahmin bile edemiyorlardı o an.

Can bey aralıktan önce başını uzattı, hepsi duvar tarafına doğru saklandığı için kimseyi göremeyince, eğilip tünele geçti ve çocuklarla yüz yüze geldi.

Karşılıklı birbirlerine bakıyorlardı. Can bey tek tek hepsini süzdü, yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı.

“Baba lütfen bizi ele verme” dedi Gülşen

“Vermedim zaten duymadınız mı? Görüntülerinizi sildim” dedi Can bey gülümsemeye devam ederken, “Gerçekten çok şaşırttınız beni? Neye bulaştığınızın farkında mısınız? Neyse ki hepiniz iyi görünüyorsunuz. Nasıl girdiniz buraya?”

“Siz bizi neye bulaştırdınız?” dedi Enes sert bir sesle.

“Neden bizi ele vermediniz?” diye sordu Alper hemen arkasından ama hepsi de her an Can beyin üzerine atılıp, Gülşen’in getirdiği karışımla onu bayıltmaya hazır bekliyorlardı. Onu esir alsalar bile bunun ciddi sonuçları olacağının farkındaydılar ama içinden çıkılmaz bir işin içine düşmüşlerdi artık.

“Bilgisayarımı bozmamış olsaydınız bu duruma düşmeyecektiniz?” dedi Can bey, “Gördüğüm kadarıyla çok fazla şey öğrenmişsiniz. Mağarayı bulabileceğinizi sanmıyordum doğrusu, tünelde saklanabileceğinizi de kimse akıl etmedi. Sizinle gurur mu duysam, yoksa kızsam mı şu an karar veremiyorum. Amacınız ne?”

“Asıl sizin amacınız ne? Ne uğruna yaptınız tüm bunları?” dedi Engin’de Enes’inkine benzeyen öfkeli bir sesle

“Demek sen de katıldın çeteye, baban bu yüzden bir sorgulama geçiriyor biliyor musun?”

“Ne olacak şimdi?” dedi Güneş sesi sakin çıkıyordu onun, “Bizi ele vermediniz ama vermeyeceğiniz anlamına da gelmiyor”

“Evet siz de beni bırakmayacaksınız muhtemelen, tabi konuşup anlaşabiliriz belki” diyerek kızına baktı ve “Keşke benden yardım isteseydin” dedi hüzünlü bir sesle.

Gülşen cevap vermedi, babası ile bu şekilde karşı karşıya gelmek sinirlerini bozmuştu iyice.

İki tarafta ne yapacaklarını bilmeden duruyorlardı karşılıklı. Can bey derin bir nefes alıp, toparlandı.

“Tamam” dedi, “Şimdi ne istiyorsunuz söyleyin? Ne biliyorsunuz?”

“Her şeyi bilmek istiyoruz” dedi Alper, “Bizi nasıl bu sisteme feda ettiğinizi, annelerimize yaptıklarınızı, onca insana yaptığınız bu şeyin ne anlama geldiğini bilmek istiyoruz?”

“Hainler” diye hırladı Enes, “Ülkeyi satmışsınız resmen!”

“Öfkenizi anlıyorum” dedi Can bey sakin bir sesle, telefonu hâlâ elindeydi.

Alper ona doğru temkinli bir kaç adım atıp, telefonu vermesini isteyince, direnmeden uzatıp verdi.

“Sizin düşmanınız değilim, sizi ele de vermeyeceğim. Yardım edebilirim” dedi Can bey, “Bana güvenmenin kolay olmadığını biliyorum ama sizi iki kez ele vermedim öyle değil mi? Bu düzenden memnun olmayan sadece siz değilsiniz”

“O zaman neden çiplerimizin aktif olmasına göz yumdun?” dedi Gülşen sesi titremişti konuşurken, “Eğer kendimizi kurtarmasaydık memnun bir şekilde hayatına devam edecektin. Nasıl böyle biri olabilirsin sen? Senin kızın olduğun için utanıyorum” derken göz yaşları inmeye başladı gözlerinden. Güneş sarıldı arkadaşına hemen. Engin, Berkay ve Alper Can beyin etrafını sarmış bekliyorlardı her ihtimale karşı.

Lale ve Zuhal galeride telsizden duyuyorlardı konuşulanları ama diğerleri yakalanırsa en azından onlar kurtulmak zorunda olduklarından gelemiyorlardı yanlarına.

“Yapmak zorundaydık” dedi Can bey, “Çiplerinizin aktif olması gerekiyordu, hâlâ gerekiyor. Merkez bizden rapor bekleyecek, çiplerinizin aktif olmadığını anladıklarında sadece sizin için değil, bu şehirdeki herkes için tehlike başlayacak. Gözden çıkarılmayacak bir konumda değiliz. Kendinizi kurtardığınızı sanırken, herkesi büyük bir tehlikeye attınız. Çiplerin sınırlı kontrolü bizim elimizde sadece. Olayları kontrol edemediğimiz anlaşılınca o sınırlı kontrolü de bizden alacaklar ve çiple güvende yaşayan onca insanın ne olacağını ise Allah bilir! O yüzden bir anlaşmaya varmak zorundayız.”

“Ne yapalım yani teslim mi olalım?” dedi Berkay.

“Olur musunuz?” dedi Can bey ona dönüp.

“Asla!” dediler hep bir ağızdan

“Zaten artık çiplerimiz yok” dedi Enes, “O tehlike her neyse çoktan başımızda! O yüzden bir an önce herkesi çiplerden arındırmak zorundayız!”

“Nasıl yapacaksınız bu işi? Onca insanı tek tek nasıl temizleyeceksiniz, sadece şehirde olanlar değil, dışarıda binlerce insan var!”

“Siz ne öneriyorsunuz?” diye sordu Güneş.

“İş birliği” dedi Can bey, “Siz ve ben, diğerlerine bir şey söylemeyeceğim. Çiplerin testleri ve kontrollerini zaten ben yapıyorum”

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın