Can Bey, on beş dakika sonra çalışma odasına geri döndü, yüzü düşünceli görünüyordu. Alper’in gözleri ekrana kilitlendi doğrudan, yeniden bir şey söyleyecek mi diye dikkatle bekliyordu.
Gelip bilgisayarın başına oturdu, sırtı yeniden kamerayı kapatmıştı. Çalışmayacağını anlayınca, ekranı indirdi. Bir süre sessizce oturdu. Sonra bilgisayarı alıp, odadan çıktı.
“Çıkacak sanırım” diye seslendi Alper arkadaşlarına bilgisayarı aldı yanına, üzerini de giyinmişti.
“Tamam çıkıyoruz” dedi Berkay ve Enes’e baktı. Engin onlarla gitmek istiyordu ama onlar kadar teknik bilgisi olmadığı için sesini çıkarmadı.
Enes ve Berkay, Gülşenlerin evinin yakınına geldiklerinde, Can bey sanki onları bekler gibi oyalanıyordu kapının önünde, bilgisayarı koltuğunun altındaydı.
“Ne yapıyor bu? Bekliyor öylece.” dedi Enes kapşonu kapattığı başı öne eğik gözleri Can beydeydi.
Telsizden onu dinleyen Alper, “Tuzak mı kuruyor sence? Biz fark etmeden haber yollamış olabilir mi?”
“Bilmiyorum” dedi Enes ama “Dikkatli olsak iyi olur!”
Can beyin onları göremeyeceği bir noktada duruyorlardı. Şehirde her evin bahçeleri, bahçe duvarlarının sokaklara birleştiği yerlerde de büyük ağaçlar vardı. İyi bir yaşam için her şey düşünülmüştü ama yine de insanlar bu güzellikleri görüp tadacak özgürlükte bile değillerdi. Her gün geçtikleri sokaklar, evlerinin önündeki güzel bahçeler, ağaçlar birer süsten ibaret gibiydi hayatlarında. Çok iyi yaşadıklarına inanıyorlardı ama yaşamadıklarının farkında değillerdi.
Can bey biraz daha bekledikten sonra kararlı adımlarla yürümeye başladı.
“Arabaya binmediğine göre takip etmemizi istiyor bence” dedi Berkay
“Atölyeye giderken de yürümüştü, o zaman bizden haberi yoktu” diye yanıtladı Enes.
Galeride herkes Alper’in etrafına toplanmış kendi telsizlerini takmışlardı.
“Bilgisayarı nereye götürüyor?” dedi Güneş merakla, “Sosyal merkezde bakım yaptıracak değil herhalde içinde onca bilgi varken”
“Bize” dedi Alper, “Babama götürüyor olmalı”
Gerçekten de Can beyin adımları Ferhat beyin evine yönelmişti. Kapıyı açan görevli Can beyi içeri aldı. Alper’in yerleştirdiği dinleme cihazları sayesinde oradaki konuşmaları da duyabileceklerdi.
Ferhat bey sabah kahvesini çalışma odasında içerken, Can beyi görünce şaşırdı. Galeridekiler kulak kesilmiş Can beyin ne söyleyeceğin bekliyordu. O sırada dışarıda saklanan Berkay ve Enes’in konuşulanları duyma şansı olmadığı için telsizden onlara söylenecekleri bekliyorlardı, bir yandan da gözleri evin kapısındaydı.
“Bir gelişme mi var?” dedi Ferhat bey, “Lütfen iyi bir şey söyle”
“Sanırım bakıma ihtiyacı var” diyerek bilgisayarını gösterdi Can bey, bu sabah çalışmadı.
“İşi tamamlayabildin mi?”
“Hayır henüz değil, atölyede testler devam ediyor ama uzun süreceğini söylemiştim, şimdi gidip yeni testi başlatacağım. Bunu ne yapayım?”
Ferhat bey bir bilgisayara bir Can beye baktı, “Burada bırak ben baktırırım”
“Atölyede yeni testi başlatıp geri gelirim o zaman, benimki çalışmadığına göre seninkini kullanmalıyım” diye yanıtladı Can bey.
“Kontrol odasına niye gitmiyor ki!” dedi Lale sinirle
“Bence takip edildiğini anladı” dedi Alper, “Orayı öğrenmemizi istemiyor”
“Ama babana bir şey söylemedi şüpheleri hakkında” dedi Güneş
“Emin olmadığı için söylememiştir, ayrıca evine girdiğimizi söylerse bu onu suçlu duruma düşürür”
“Bence söylemeyecek” dedi Gülşen, “Babamı tanıdıysam diyeceğim ama pek tanımamışım görünüşe göre, bizi ele vermeyecektir”
Ferhat bey kendi bilgisayarının kullanılmasına pek sıcak bakmadığını belirten bir yüz ifadesi takınmıştı o sırada.
“Ne yapmamı istiyorsun?” dedi Can bey kaşlarını kaldırarak, “Kontrol odasına da gidebilirim tabi ama sen bilirsin. Bilgisayarıma bakım yapılırken de burada olmayı tercih ederim ayrıca”
“Atölyeden sonra mağarada buluşalım” dedi Ferhat bey “Merkeze sormam gerekecek önce, bizim halledebileceğimiz bir sorun mu bilmiyorum, teknik servis ile görüşsünler, yedeği alınıyor mu kontrol eder, göndeririz olmazsa, sen de duymuş olursun.”
“Tamam” dedi Can bey, “O zaman ben gelirken getiririm bilgisayarımı da” dedi ve orada bırakmadan alıp çıktı odadan.
“Çıkıyor” dedi Alper telsizden, Berkay ve Enes’e, “Atölyeye sonra da mağaraya gidecek, mağarayı buradan dinleriz. Daha fazla risk almayın geri dönün”
“Kendi bilgisayarını kullandırmadı” dedi Engin, “Hepsinin birbirinden sakladığı şeyler var bunların”
“Can bey de ona bırakmak istemedi zaten” dedi Güneş.
“Çocuklar gelsin, mağaraya gidelim, merkezle nasıl bağlandıklarını görmek istiyorum” dedi Alper, “Zuhal, Gülşen, Lale ve Engin siz burada kalın her ihtimale karşı, buradan dinlersiniz”
“Söylemedi mi?” diye girdi Enes içeri, “Bahsetmedi değil mi?”
“Hayır bahsetmedi” dedi Güneş, “Belki de bizimle konuşmak istiyor gerçekten”
“Mağaraya niye gidiyorlar, toplantı mı?” diye sordu Berkay
“Hayır, merkezle bilgisayarın durumunu konuşacaklar, orada olalım ki nasıl kuruluyor şu bağlantı biz de görelim”
“İçeri mi gireceğiz” dedi Enes gözlerini açarak
“Tünellerden gireceğiz, bizi fark edeceklerini sanmam, onlar dışarıdan geliyor olacaklar. Seninle ben girer saklanırız. Berkay ve Güneş’te tünelden takip ederler, kameraların görüş açısı yeterli gelmeyebilir yapacaklarına”
“Biz nasıl göreceğiz saklandığımız yerden?”
Daha önce de mağaraya girdikleri için Alper ona saklanacakları yeri açıkladı hızlıca. İkisi farklı yerlerde, farklı görüş alanlarına sahip olacakları yerlere saklanacaklardı. Berkay ve Güneş’te tünel girişinden seyredeceklerdi. Kameralar da çalışacağı için her biri başka açıdan hiç bir şeyi kaçırmamış olacaklardı.
Ferhat bey evden ayrılmadan önce varmak için hızlıca tünelleri geçip mağaraya ulaştılar. Alper’in önceden planladığı yerlere saklanıp, durumlarını kontrol ettiler. Berkay ve Güneş mağarada dolaşıp görünmediklerini onayladı ve kendi yerlerine geçtiler. Önce Ferhat beyin gelmesini beklerken Can bey geldi mağaraya. Bilgisayarını masanın üzerine bırakıp, dev monitörlerin hemen yanındaki duvara doğru yürüdü. Alper ve Enes nefeslerini tutmuş onu takip ediyorlardı. Monitörlerin arkasında bir insan girecek kadar boşluk olduğunu Can bey oraya girene kadar fark etmemişlerdi.
“İyi ki oraya saklanmamışlar” dedi Güneş fısıltıyla, Berkay’a.
Can beyin girdiği boşluk en iyi Alper’in olduğu yerden görünüyordu. Diğerlerinin bulundukları yerden görmeleri mümkün değildi. Can bey boşluğa girince, Alper daha iyi görebilmek için biraz kıpırdandı ama babası her an gelebileceği için yerinden çıkamadı. Tek görebildiği, Can beyin şifre panelinde dolaşan parmaklarıydı. Panel yeşile dönünce, bir sürtünme sesi duyuldu ve sonra ikinci sürtünme sesinden sonra panel yeniden kırmızıya döndü.
“Kapı var sanırım orada” dedi telsizin mikrofonuna Alper elinden geldiğince sessiz bir şekilde.
“Baban her an gelebilir sakın çıkma oradan” diye yanıtladı Güneş’in sesi.
O sırada, Ferhat bey yanında uzun boylu esmer bir adamla girdi içeri. İkisi de hiç oyalanmadan Can bey gibi monitörlerin arkasına geçtiler. Babasının eli şifre paneline dokunurken, Alper olduğu yerden doğruldu hafifçe, sayıları görmesi gerekiyordu. Ferhat bey hızlıca sayılara bastı aynı sürtünme sesi iki kez duyuldu ve sonra panel kırmızıya döndü.
Alper panel kırmızıya dönünce sessizce yerinden çıkıp monitörün arkasına doğru yürüdü. Onu uzaktan izleyen Güneş’in yüreği ağzına gelmişti. Enes kıpırdamadan beklemeye devam ediyordu. Bir kaç saniye sonra Alper oradan çıkıp, Enes’e çıkması için işaret etti ve doğruca Güneş ve Berkay’ın yanına gittiler.
“Şifreyi gördüm” dedi Alper, “Onlar gidince içeri gireriz”
“Nasıl fark etmedik orayı daha önce, demek her şeyi orada hallediyorlarmış” dedi Berkay ve beklemeye başladılar. İçeridekilerin çıkması iki saatten fazla zaman aldı. Önce uzun boylu adam çıktı, muhtemelen Ferhat beyin bahsettiği teknik servis görevlisiydi. Onu da içeri soktuklarına göre, şehirde gizli görevlerde çalışan farkında bile olmadıkları bir sürü insan olmalıydı. Arkasından Ferhat bey çıktı sürtünme sesi yeniden duyuldu ama Can bey çıkmadı. Ferhat bey geldiği gibi hızlıca çıkıp gitti mağaradan.
“Bence kontrol odası orası” demişti Lale onlar içerideyken, “Bu kadar büyük sistemi neden sağa sola yaysınlar, her şeyi bir arada tutmuşlar güzelce, bir kısmı atölyede, bir kısmı mağarada, bir kısmı da ellerindeki bilgisayarlarda”
Neden dikkat çekmeden her işlerini kolayca hallettikleri anlaşılıyordu. Atölye mağaraya çok uzak değildi. Onca zaman sistemin en önemli yerlerinden birinin üzerinde, diğerinin de hemen yakınında olduklarını fark etmeden yaşayıp gitmişlerdi. Çipli, çipsiz herkesin gün içinde bulundukları yerler belliydi. Normalde işlerinin başlarında olmaları gereken babaları da herkesin olduğu yer belliyken, rahatça buralarda dolaşıp işlerini hallediyorlardı. Onları biri görecek olsa bile kimse neden dolaşıp durduklarını sormazdı zaten. Herkes uyuşmuş gibi yaşıyor, her gün aynı şeyleri yapıyorlardı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.