Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 14

Ertesi sabah için bir plan yapmamışlardı. Bu yüzden hepsi uyandıklarında atölyeye gidip gitmemek konusunda tereddütlüydü. Güneş’in söylediği gibi hiç gitmezlerse de dikkat çekerlerdi. Enes ve Berkay çalışmaya zaten Enes’leri evinde devam edeceklerdi. Enes erkenden kalkıp, bir gün önce dolaştığı bölgeye gittikten sonra Alper’e uğrayıp atölyeye gelmeyeceklerini söylemeye karar verdi.

Lale babasının kilitli dolaplarını açamadığı için bulmayı umduğu şeylere ulaşamadığı için bozulmuştu biraz. Sabah yine de kalkıp gitti atölyeye, Güneş ve Gülşen de gelmişti onun gibi. Alper geldiğinde Enes ve Berkay’ın gelemeyeceğini söyledi. Enes sabah bir tur daha atmış ama bir gün önceki kadar erken uyanamadığı için çok verimli bir keşif olmamıştı. Atölyede bu konuları sesli konuşmayı bıraktıkları için evde yazdığı kağıdı okuttu kızlara bir şekilde. Herkesin yüzü düşük ve isteksizdi ama normal görünmek için bir süre atölyede kalmaları gerekiyordu yine de. Tabi havadan sudan veya projelerinden konuşmaları da.

Genel konuşmaları da duyulmasın diye biraz yüksek sesle müzik açtılar sadece, en azından aralarında fısıldaşmaları gerektiğinde müzik sesi biraz bastırabilirdi. Berkay o gün atölyede olmasa da, Enes ile yaptıkları kayıtlar bir kaç saat yankılandı atölyenin duvarlarında.

Enes evde Berkay ile çalışıyor ama sabah ki turu verimsiz geçtiği için de içi içini yiyordu. Biraz ara verdiklerinde gece bir daha gitme fikrini açtı Berkay’a ama Berkay babasından aldığı uyarıdan sonra gece çıkıp yakalanma riskini göze almak istemiyordu. Bu hem kendi için hem de hepsi için riskli olurdu. Enes’i de çıkmamaya ikna edemeyeceğini bildiği için gitmemesi konusunda ısrar etmedi.

Günü can sıkıntısıyla tamamladıktan sonra Alper Berkay ve Enes’in ne yaptıklarına bakmak için yanlarına uğradı. Enes’in gece keşif fikri onun da aklına yatmıştı ama Zuhal’i de fazla yalnız bırakmak istemiyordu. Dahası söylese onun da peşine takılmak isteyeceğinden emindi. O yüzden ona söylemeye ama o uyuduktan sonra çıkmaya karar verdi. Böylece en azından haberi olmuş olurdu.

Güneş, Lale ve Gülşen o çıktıktan sonra atölyede biraz daha zaman geçirdiler. Sonra rahat nefes alıp konuşabilmek için biraz ormanda yürüyüş yaptılar.

“Hayat her zamankinden daha sıkıcı ve boğucu geliyor artık bana!” dedi Lale dolaşırlarken, “Yani zaten biliyorduk bu sınırları ama şimdi iyice dar gelmeye başladı.”

“Ne yaptıklarını bulsak bile, yani diyelim öğrendik. Ne yapacağız onlara engel mi olacağız?” dedi Gülşen.

“Babamın, işçiler üzerinde kullanmış olabileceğinden şüpheleniyorum açıkçası ben. Böyle bir sistem kurdularsa ve korktuğumuz gibi insanları kontrol etmekse amaç, engel olmalıyız bence ama nasıl bilmiyorum” dedi Güneş.

“Bunca zaman bizi böyle yönettikten sonra sence onlarla baş edebilir miyiz? Ayrıca sonra ne olacak? Onları yok edecek halimiz yok, diyelim sisteme zarar verdik, yeniden yaparlar. Tabi bize ne yaparlar onu da bilmiyorum. Kendimizi bu sistemin içinden çıkarabilir miyiz? Yani ne yapacağız?” dedi Güneş merakla.

“Bunu ben de düşündüm” dedi Güneş, “Evet heyecanla bir arayıştayız ki yanılma ihtimalimiz de var, umarım yanılıyoruzdur. Eski boğucu hayatımızla kalırız. Korktuğumuz gibi bir şey çıkarsa bununla başa çıkmak ve dediğin gibi bir yolunu bulup başa çıksak bile sonrası ne olur hiç bilmiyorum”

“Üstelik sadece biz de değiliz” dedi Lale, “Eğer bu yapılanmayı diğer alanlarda da kurdularsa bizim sadece burada bir şeyler yapma çabamız hiç bir işe yaramaz”

“Merkez burası mı acaba?” dedi Gülşen yeniden.

“Bu bilinmezlik gerçekten sinir ediyor beni!” diye hırladı Lale, “Tünelleri bulup kendimizi kaçıp kurtarsak mı acaba sadece? Bir şey yapıyorlarsa da, yapmıyorlarsa da, daha fazla burada kalmaya dayanabileceğimi sanmıyorum. Düşünsenize Don Kişot ile evlendiğimi ve annelerimiz gibi aldığımız eğitimlere rağmen bizim gibi saçma çocuklar büyüttüğümü.”

Hepsi birden derin bir iç geçirdiler, “Yani evet erkekler neyse de, bizim için bir iş planları olduğundan benden şüphe duyuyorum artık” dedi Güneş, “Senin şimdilik Don Kişot olsa da Gülşen ve benim sonumuz da senden farklı olmayabilir. Bunca eğitimli eşler alıp sonra onları sıradan ev kadınlarına çevirmiş olmaları çok sinir bozucu geliyor bana da! Üstelik hiç biri de mutlu değil bence, mutlu olanlar da öyleymiş gibi yapıyor sanırım”

“Ya da onları da çiplerdiler!” dedi Gülşen gülerek ama sonra gülüşü dondu yüzünde hepsi birbirlerine baktılar bu ihtimalin gerçek olması durumu gerçekten korkutucuydu.

“Hepsinin bu kadar aynı boş hayatı yaşayıp, hiç itiraz etmemeleri gerçekten tuhaf!” dedi Lale gözlerini kocaman açarak, “Bunu daha önce hiç düşünmemiş olmamız da ayrı korkutucu”

Güneş yüzünde donuk bir ifade ile bakıyordu ikisinin yüzüne de, “Bunun gerçek olduğunu düşünmek istemiyorum ama düşününce şehrin yarısı robot gibi yaşıyor gerçekten”

“Bir Truman Şov vakası mı yaşıyoruz sence?” dedi Lale

“O ne?” diye sordu Gülşen hemen

“Çok eski bir film. Adamın biri böyle kapalı sistemi olan bir şehirde yaşıyor doğduğundan beri her yanda kameralar var herkes oyuncu ama o bilmiyor. Evleniyor falan sonra bu ihtimali fark etmeye başlıyor. Meğer adamın tüm hayatı bir televizyon şovuymuş ve bütün dünya onun günlük yaşamını izliyormuş televizyonlardan” diye açıkladı Lale.

“Bir şeyler bulsak mı daha kötü, bulmasak mı cidden karar veremiyorum artık! Gerçeklik algım etrafımda dağılıp parçalara bölünüyor gibi”

“Peki ya biz?” dedi Gülşen tekrar, “Ailelerimize ya da şehrin bir kısmına ya da işçilere diyelim çip çoktan yerleştirildiyse. Biz neden bunun dışında olalım. Ya bizi takibi atölye sayesinde değil de çiplerle sağlıyorlarsa!”

İyice donup kaldılar bu sözler üzerine.

“Hayır ya öyle değildir!” dedi Güneş, “Bunca şeyi sorgulayıp fark edebiliyoruz değil mi? Ayrıca bu çiplerin kullanıldıysa ya da üretildiyse bile neye yaradıklarını bile bilmiyoruz. Bence biraz sakin olalım.”

“Sakin mi?” dedi Lale, “Nasıl sakin olalım?”

“Şöyle düşün eğer bizi böyle izliyor olsalardı senin kaçma planından babanın o zaman haberi olması gerekmez miydi? Ya da şimdi konuştuğumuz ya da yaptığımız her şeyi biliyor olsalar buna müdahale etmek istemezler miydi? Ya da ip uçları toplayacak kontrolümüz olur muydu? Tüm bu paranoyaları üretecek ya da?”

“Doğru” dedi Lale biraz daha sakinleşerek, “Çipler kullanılmamış olabilir buna dair bir kanıtımız yok!”

“Evet yok, o yüzden biraz sakin olalım”

“Ama bunu test edebiliriz?” dedi Gülşen bu defa.

“Nasıl?”

“Ne bileyim müdahale etmelerini gereken bir şey konuşuruz mesela. Eğer çipliysek müdahale için gecikmezler”

“Tamam da güzel arkadaşım çipliysek ve müdahale ederlerse sonra bizden geriye bir şey kalmayacağı için de bir problemimiz kalmaz değil mi?” dedi Lale yeniden yükselerek.

“Haklısın” dedi Gülşen, “O kadarını düşünemedim, yani aslında birimiz için deneyebiliriz belki dedim ama haklısın bu çok saçma olmuş”

“Tamam sakin olalım diyorum bir kez daha!” dedi Güneş, “Bu iş bizi fazla gerdi. Sakince araştırmaya devam edelim. Çipli falan olduğumuzu sanmıyorum”

Gençler kendi aralarında tartışıp dururken, babalarının arasında da son yapılan toplantı sonrası bazı ayrışmalar olmaya başlamıştı. Uygulama için henüz erken olduğunu düşünenlerle, bir an önce devreye alınması gerektiğini düşünenler ikiye ayrılmıştı. Ayrıca kontrol belirli ailelerin elindeyken uygulamaya sokulması da herkesi memnun etmiyordu. Bu nedenle yakın zamanda yeniden toplanıp konunun enine boyuna tartışılması gerektiğini söyleyenler çıkınca, Ferhat bey, bir kaç gün sona yeni bir toplantı için üyelere mesaj gönderdi.

Berkay ve Enes telsizleri incelemiş, yeni bir telsiz üretmek için modelleme hazırlama aşamasına daha yeni gelmişlerdi. Öyle bir kaç günde kolayca bitecek bir iş değildi. Alper’in de gece taramasına katılmasına karar verdikten sonra çok geç olmadan Enes’in yanından ayrıldılar.

Kızlar da kafaları iyice karışmış halde evlerine döndüler.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın