Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 13

Enes yürümekten yorgun düşmüş bir şekilde atölyeye doğru giderken, arkadaşlarının bir anda kapıdan çıkıp koştuğunu görünce paniğe kapılmıştı elinde olmadan. Ne olmuş olabilirdi? Niye koşuyorlardı böyle deli gibi? Çok yorgun olmasına rağmen panikle koşup yetişti arkalarından.

Hepsi kendini o eski yarışın neşesine kaptırmış, gülüşüyorlardı çamlık bölgede. Alper hepsini yetişip geçmişti her zaman olduğu gibi. Enes nefesini toparlamaya çalışıyordu, onların güldüğünü görünce iyice kafası karıştı.

“Ne oluyor be? Delirdiniz mi sabah sabah?” dedi sitem dolu bir sesle, “Yetişeceğim diye bayılacaktım az kalsın!”

“Neredeydin sen sabah?” dedi Berkay hemen. Yüzlerdeki gülümsemeler silinmiş hepsi Enes’e odaklanmıştı.

Enes onların endişeye dönüşen yüz ifadelerine baktı tek tek, “Siz niye kaçar gibi çıktınız atölyeden?”

“Atölyenin dinlendiğini düşünüyoruz” dedi Berkay, “Sen de gelmeyince merak edip sana bakmaya çıktık, yarışı da bahane ettik işte! Uzatma neredeydin onu söyle?”

“Dinlenmek mi? O da nereden çıktı?” dedi Enes, “Gece gördüklerimizi anlattın mı?”

Berkay başıyla onayladı, “Oraya mı gittin?”

“Evet gün doğarken doğruca gittim ama dronlar dolaşmaya başlayınca bıraktım”

“Bir şey buldun mu?” dedi Güneş heyecanla

“Pek sayılmaz ama ağaçların ilerisinde kayalık bir alan varmış, bir girişi var mı göremedim. Bir de bunu buldum” diyerek avucunda tuttuğu düğmeyi gösterdi arkadaşlarına, “Kimin bilmiyorum, bir anlamı var mı onu da bilmiyorum ama aldım”

Hepsi yaklaşıp, Enes’in elindeki parlak metal ceket düğmesine odaklandılar.

“Bizimkilerden birinin herhalde ya da korumalardan” dedi Berkay.

“Herhalde!” dedi Enes daha nefesini tam toparlayamamıştı, “Kayalıklardan aşağı bir iniş olabileceğini düşünüyorum ama bulamadım, yarın yine gideceğim. Atölyenin dinlenme meselesi de nedir?”

Alper kısaca anlattı Enes’e Berkay’ın söylediklerini.

“Ne yaşıyoruz biz böyle ya?” dedi Enes, “Şu halimize bakın, şaka mı tüm bunlar! Kesin emin misiniz dinlendiğimize? Baktınız mı hiç sağa sola?”

“Nasıl izlendiğini bilmediğimiz için dikkat çekmemek için bakmadık açıkçası, nasıl bakacağımızı konuşacak zaman da olmadı. Hepimizin kafalar karışık”

“Bizimkiler her nerede toplanıyorlarsa orası kesinlikle güvenlidir, orayı bulabilirsek onlar yokken biz de kullanırız belki” dedi Gülşen gülerek, “Aklıma daha güvenli bir yer gelmiyor şimdilik bu şehirde”

“Dronlar dolaşıyor” dedi Enes, “Burada çok oyalanırsak yine dikkat çeker. Ne yapacağız fikri olan var mı?”

“Güneş bir dil uyduralım diyor ama durup dururken dil uydurmak daha dikkat çeker diye düşünüyorum ben. Sizin Berkay’la oynadığınız bir kablosuz kulaklık telsiziniz vardı duruyor mu o?”

Berkay, Enes’e baktı hemen “Enes sendeydi onlar?”

“Ben de duruyor ama onlar çok eski teknoloji biliyorsun!”

“Daha iyi değil mi takip edilemezler belki!”

“İyi de iki tane var sadece”

“Daha fazlasını yapamaz mısınız?”

“Yaparız” dedi Berkay, “Kulağımızın içine takarız ve kimse dışarıdan fark etmez, takip edilemeyen bir sinyal yaratırız. Böylece birbirimizden uzakta bile olsak rahatça konuşuruz”

“Yapın o zaman” dedi Alper, “İhtiyacımız olacak.”

“Atölyeye dönmek riskli olduğuna göre gidip başlayalım o zaman!” dedi Berkay, Enes’e bakıp.

“Bizim garajda bakabiliriz” dedi Enes ve diğerleri de onaylayınca ikisi ayrıldılar yanlarından.

“Benim biraz ot toplamam lazım zaten” dedi Gülşen, “Enes’in bahsettiği kayalıklara kadar gidebilirim, herkes ot peşinde koştuğumu biliyor. Kimse benden şüphelenmez”

“Sabah Enes’i fark eden olduysa, bu gün gitmen doğru olmaz.” dedi Alper, “Yarın başka yerlerde dolanır sanki yolun oraya çıkmış gibi gidersin belki ama sabah Enes durmaz gider zaten yine”

“Ben eve gidip babamın eski dosyalarını kurcalamak istiyorum biraz” dedi Lale “Atölyeye dönüp rol yapamayacağım şimdi”

“Ben otlarıma bakayım o zaman” dedi Gülşen de.

“Tamam biz de ayrılalım. Atölyede kimse dolanmasın bu gün” dedi Alper’de Güneş’e bakıp. İkisine özel ağacın oraya gidip, konuşabilirlerdi biraz daha böylece.

Vedalaşıp ayrıldılar.

“Neler olduğu hakkında bir fikrin var mı?” dedi Güneş yürürlerken.

Alper sessiz sessiz yürümeye devam etti bir kaç saniye, “Gerçekten yaşadığımız sandığımız hayatı yaşamıyoruz galiba” dedi sonra kendi kendine konuşur gibi.

“Babam son bir yıldır fabrikada işçilerden şikayet etmiyor eskisi gibi” diye devam etti Güneş, “Yani bu olanlardan sonra işçilerin birden bire isyandan vazgeçmeleri tuhaf gözükmeye başladı şimdi”

“Projeyi hayata geçirip işçiler üzerinde uyguladıklarını mı düşünüyorsun, bunu nasıl yapmış olabilirler?”

“Ne bileyim düşünsene bu çipler eğer sandığımız işe yarıyorsa ve bir şekilde üretmişlerse belki de amaçları böyle bir şeydir. Satmadıklarına göre, pazarlamadıklarına göre, ortada böyle bir proje olmadığına göre sence bu çipler ne için kullanılmış olabilir?”

“Bilmiyorum düşündükçe her şey gözüme çok tuhaf gözüküyor benim de, atölyenin dinlenip dinlenmediğinden emin olmanın daha iyi sonuç vereceğini düşünüyorum. Hiç değilse biz mi paranoya üretiyoruz gerçekten bizi bu kadar kontrol ediyorlar mı anlamamızı sağlar herhalde.”

“Haklısın” dedi Güneş, “Belki de gerçekten biz abartıyoruz şu anda”

Ağacın oraya varınca sarılıp oturdular yeniden ve bir süre düşüncelere daldılar ikisi de.

“Yine de” dedi Güneş sessizliği bozarak, “Şu telsiz işi olursa, bir şey olsa da, olmasa da bizim için iyi olacak”

“Evet, bakalım ne yapabilecekler”

“Hiç buradan çıkıp dışarıdaki hayatı daha fazla yaşamayı düşündün mü?”

“Çoğu zaman düşündüm ama Zuhal var biliyorsun” dedi Alper, “Onu böyle bir tehlikeye sürükleyemem, bırakamam da!”

“Gerçekten ne kadar mutsuz olduğumu fark ettim şu son bir kaç günde, yani sen ve bizim çocuklar olmasa diye düşündüm”

“Ben de” dedi Alper ona daha sıkı sarılarak, “Neyse mutlaka öğreneceğiz”

“Umarım yanılıyoruzdur”

“Umarım”

O sırada Berkay ve Enes garaja varmışlar, eski kutulardan malzemeleri ve telsizleri aramaya başlamışlardı. Çocukken en yaramaz ikisi olduklarından, bu telsizlerle sürekli casusçuluk oynarlardı. Telsiler Berkay’ın babasının bir yerlerden getirdiği eski eşyaların arasından çıkmıştı. Berkay onlarla oynamak isteyince babası da işe yaramayacağını düşünüp vermişti oynasınlar diye. Eski teknoloji olduklarından çok uzaktan iletişim kurulamıyordu ama en azından o dönemde, kendi kendilerine eğlenmelerine yetiyordu.

“Onları uzun zamandır hiç düşünmemiştim, Lale iyi hatırladı” diye güldü Enes.

“Hatırlar tabi, oynamak istediğinde onu dahil etmediğimiz için bize küsmüştü hatırlarsan”

“Kızdan casus olmaz demiştik, çok bozulmuştu”

“Yanılmışız aslına bakarsan, senden daha iyi casus olurdu bence” diye güldü Berkay alay eder gibi.

“Hadi oradan!” diye elini salladı Enes ona doğru ve arkalardan indirdiği bir kutunun içinden telsizleri çıkararak salladı ona doğru.

Berkay hemen birini aldı elinden ve incelemeye başladı, “Çalışıyor mudur hâlâ?” diyerek açtı birini, telsizden hafif cızırtılar geldi ama pili tükenmek üzere olduğu için az sonra kesildi sinyali.

“Malzeme bulmamız gerek” dedi Enes, “Yakalanmayacak bir sinyal de tabi”

Sonra içeri geçip, Enes’in odasına girdiler. Evde çalışanlar dışında kimse yoktu her zaman ki gibi.

Lale babasının eski dosyalarını sakladığı yeri kurcalamaya takmıştı kafasını, gizli bir iş çeviriyorlarsa bile eve getirmemişti büyük ihtimalle ama belki yaptığı projelerin arşivlerinden bir şey bulursa diğer 50 yerleşim yeri hakkında bir şeyler bulabilirdi. Geçmişte kaçmayı başarabilmiş olmayı diliyordu şimdi. O zaman dışarıda olan bitenden daha çok bilgisi olurdu ve belki burada dönen işleri daha kolay fark etmiş olurdu. Tabi geri dönebilmeyi de başarmış olması gerekirdi bunun için. O zaman ki cesaretle sadece kaçmayı planlamıştı, geri dönmeyi değil.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın