Güneş’in amacı Alper’in zihnini biraz olsun olanlardan uzaklaştırmak olduğu için devam etmedi konuşmaya, iyice sokuldu sevdiği adama ve ormanın seslerini dinlediler beraber. Bir daha ki bahara kadar bu ağacın altına daha kaç kez gelebilirlerdi ikisi de bilmiyordu. Bir daha ki bahar da başlarına neler gelebileceğini de.
Berkay, Gülşen, Enes ve Lale önlerine koca bir proje kağıdı açmış, herkesin belirlediği noktaları üzerine işaretliyorlardı. Alperlerin evini baz alarak etrafına sokakları çizmişler, sonra da kameraları işaretlemişlerdi. Tüm bu hazırlığın tamamlanması yaklaşık iki buçuk saat sürdükten sonra, kamera açılarını hesaplamaya giriştiler. Hareket sensörlü olan kameralar, üç yüz altmış derece hareket edemedikleri için ne kadar geniş görüş alanına sahip olsalar da belirli alanlarda kör kalıyorlardı. Düzenle dizilmiş ev ve sokakların belirli noktalarına yerleştirilmiş ağaçlık alanlarda kameralar yoktu. O bölgede çekim yapanların ise bazılarının kör noktaları tam da bu alanlara denk geliyordu.
“Sence neden bu alanlara kamera koymamış olabilirler?” dedi Gülşen düşünceli bir sesle yanında oturan Enes’e.
“Tehlike gelirse dışarıdan geleceğine göre, ağaçlık alana varması için zaten önce sokaklardan geçmesi gerek diye düşündüler herhalde. Sonuçta bu kameraların amacı güvenlik değil mi?”
“Yani çok saçma içeriden ihanet edecek insanlar da bal gibi olabilir” dedi Latife, “Güvenlik diyerek bu kadar basit ve saçma bir sistem kurmuş olmaları bana hiç mantıklı görünmüyor. Sadece bakın sizi koruyoruz demek için düzenlenmiş gibi duruyor”
“Dronları da unutma ama sürekli tepemizde dolanıp duruyorlar” dedi Berkay
“Evet aslında onları hiç hesaba katmıyoruz. Kameraların kör sandığımız noktalarında da onlar devreye giriyor olabilir”
“Bence biraz farklı düşünmeliyiz sanki” dedi Enes, “Yani çok düz mantık kuruyoruz ve basit düşünüyoruz”
“Nasıl yani?” dedi Lale.
“Düşünsenize bu atölyeyi gözlerden uzak bir yere kurmuşlar değil mi? Tüm bu kontrollerin dışında. Neden bu tünellere inişi de böyle yapmış olmasınlar. Neden ile göz önüne ve yakalanma riski olan bir yerde arıyoruz?”
“Doğru” dediler hepsi birden.
“Hatta belki buradan bile bir iniş olabilir”
“Olabilir ama aktif kullandıkları bir iniş olsa bu zamana kadar bizi burada çoktan sobelemiş olurlardı”
“Koyun gibi güdüyorlar bizi ya bunlar!” dedi Lale sinirlenerek, “Baksana akıllı geçindiğimiz halde, neyi nasıl düşünmemizi isterlerse aslında öyle düşünüyoruz!”
“Kendi adına konuş!” dedi Enes arkasına doğru gerinerek, “Gördüğün gibi bu arkadaşın hiç de öyle değil!”
“Aramızda en çok atölyede ve toplumdan uzak zaman geçiren sen olduğun için beynin başka işlemeyi öğrenmiş herhalde” dedi Berkay gülerek, “Ya da sen öyle sanıyorsun”
“Bence Enes haklı” dedi Gülşen, “Biz çok basit düşünüyoruz. Şimdi babalarımız gibi düşünelim önce, biz de gizli işler çeviriyoruz netice de değil mi? Onların çocuklarıyız. Onların avantajı bizden çok şey bilmeleri ve burayı kuranlar olmaları. Yani demek ki, bizden bir kaç adım öndeler, bizim elimizde onların elinde olan bilgi olsaydı ve biz de atölye yerine onların yaptığını tahmin ettiğimiz gibi tünelleri kullanıyor olsaydık. Nasıl bir plan yapardık onu düşünelim”
“Bana sorarsan” dedi Lale, “Biz bu atölyeyi biliyoruz ama belki de bilmediğimiz ve bu güvenlik çemberi dışında kalan başka alanlar da var. Yani burayı bir şekilde kullanmayı bırakmışlar ama belki de tünellere bile inmeden etrafta hiç biriminizin bilmediği görmediği başka yerler kullanıyorlar”
“Yani yaşam alanına değil de dışarı mı bakalım diyorsun? Bütün bu çalışma çöp oldu şimdiden?” diye yanıtladı Enes.
“Hayır. Neden çöp olsun, sonuçta Alperlerin evinin yakınında, yanında bir şeyler döndüğü açık, ya da dönmesi planlandığı. Ama gözden uzak gizli iş çevirmek için illa da yer altına inilmesi gerekmez. Bu kağıdı burada bulmadık mı, belki o dönemde gizli buluşma yeri burasıydı. Şimdi başka bir yer”
“Ya bence bu proje sürmüş, sürüyor olsa. Burası da eski gizli yerleri olsa bile, ne demeye bu proje planını burada bıraksınlar. Nerede devam ediyorlarsa, alıp oraya götürürlerdi” dedi Gülşen.
“Devam etmek için buna ihtiyaçları yok ki?” diye yanıtladı Enes, “Bu projenin kendisi değil, sadece gizlilik sözleşmesi, planlandığı kadarıyla. Ne amaçla kullanılacağını bile anlayamıyoruz”
“Demek oluyor ki elde var sıfır” dedi Gülşen gülerek, “Kameralar ya da kör alanlarından fazlasına bakmak gerek”
“Keşke dronların kayıtlarına ya da güzergahlarına erişebilseydik.”
“Bence onların güzergahlarına değil, güzergahları olmayan alanlara erişmek önemli olurdu. Mesela bizim tepemizde dolaşmıyorlar. Ayrıca günün her saati de dolaşmıyorlar. Büyük ihtimalle belirli saatlerde belirli alanlarda dolaşıyorlar sadece.”
“Yani onlar da göstermelik” dedi Lale, “Bizi güvende tuttuklarına falan inanmıyorum ben artık. Aslında çok kolay hedefler gibi duruyoruz daha çok”
“Evet ama bunca yıldır da hiç bir saldırı gerçekleşmedi değil mi?”
“Gerçekleşmemesinin nedeni buna cesaret edecek bir kitlenin henüz oluşmaması belki. Bizim korunuyor olmamız değil” diye cevapladı Lale
“Yani sen eninde sonunda buraların başına bir şey gelmesini kaçınılmaz mı görüyorsun?” diye sordu Berkay.
“Sen görmüyor musun? Diğer alanlar da bunun gibi mi mesela? Sonuçta hepsini babamım mimarlık bürosu tasarladı ve hayata geçirdi. Kendilerininkini onlardan farklı yapmış olabilirler mi bilmek isterdim açıkçası”
“Dışarıda var olduğu söylenen, anlatılan veya gözümüze sokulan tüm karmaşa ve ayaklanmalara rağmen de bu 50 yerleşim alanına hiç bir saldırı olmamış olması da tuhaf değil mi? Yani madem düşmanlığı çeken insanların yaşadığı bölgelerdeyiz, madem herkesten fazla imkana sahibiz ve hedefiz, neden bize kimse saldırmıyor? Bu sadece bizi içerde tutmak için söylenen bir şey mi?”
“Tamam da ulusal kanal haberlerinde görüyoruz birçok olayı” Gülşen bu kez
“Ulusal kanalların sahipleri kim sence?” dedi Enes sonunda konuşmaya katılıp.
Bir sessizlik oldu atölyede, bir şeyi çözmek isterlerken konu dallanıp budaklanıyor, sorgulamalar artıyor ve kafaları iyice karışıyordu.
“Biz niye varız?” diye sordu Lale birden bire.
“Ne demek istiyorsun?”
“Yani biz işte, bu iş adamlarının aileleri, çocukları niye varız?”
“Anlamadım” dedi Gülşen.
“Bize niye ihtiyaçları var. Vitrin olsun diye mi? Hepimiz otuzumuza doğru ilerliyoruz. Hepimiz çok iyi okullarda okuduk. Hiç birimizin çalışıp para kazanmaya ihtiyacı yok. Mezun olduğumuz ve başarılı da olduğumuz halde hiç birimizin ailesinin bizden bir beklentisi yokmuş gibi. Çalışsak hayatlarımıza sadece zaman kaybı olacak gibi gelmiyor mu size de? Zaten kurulmuş işler, birikmiş milyarlar her şey, her şeyimiz var. Ama o her şey bizim hapishanemiz aynı zamanda. Mesela ne diye gidip dışarıda herhangi bir işte çalışmayalım, çalışamayız çünkü dışarıda bizim aldığımız eğitimlere karşılık gelecek işler yok. O işlerin hepsi bizlerin babalarında. Ya da mesele niye o elli yerleşim alanından birinin çocukları bizim babalarımızla ya da biz onların babaları ile çalışmıyoruz hiç düşündünüz mü?”
“Sürekli bizi aylaklıkla suçluyorlar, tüm hayatımızı kontrol etmek istiyorlar ama dediğin gibi aslında bizden de bir şey beklemiyorlar gibi. Böyle bakınca bayağı eğitimli asalaklar gibi duruyoruz” diye güldü Gülşen.
“Evet ama bizi buna çeviren de yine kendileri değil mi? Eğitimli asalak çocuklara sahipler, her birimizin eğitimi babalarımızın işlerine çok uygun ama işyerlerine izinsiz giremiyoruz bile ve bize gelip de haydi şuradan başlayın da bu işi öğrenin diyen de yok”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.