Sürekli girip çıkmaları dikkat çekmesin diye eve girip bir süre ikisi de odalarında oturdular. Babaları o gün zaten geç geleceğini haber verdiği için hava karardıktan sonra bahçeye bakmanın daha iyi olacağını düşünmüşlerdi. Çalışanların hemen hepsi de hava karardıktan sonra gideceği için, dikkat çekmeden bahçeyi inceleyebilirlerdi. İkisi de odalarına çekilip vakit geçirdiler. Zuhal ödevlerini yaparken, Alper’de biraz Güneş’i düşündü.
Annesinin ölümünden sonra daha yakın olmuşlardı. Grup olarak zaten aralarında sırlar yoktu ama Alper’in, Güneş’e hissettikleri grubun diğerlerine hissettiklerinden biraz farklıydı. İki sene önce mezun olmadan hemen önce aralarındaki bu yakınlık biraz daha ilerlemiş sevgili olmuşlardı. Yine de baş başa değillerken, birbirlerine dostça davranmaya devam ediyorlardı. Grupta herkes birlikte olduklarını zaten biliyordu ama ikisinin de özel anlarını kendilerine saklamak gibi bir alışkanlıkları vardı. Biraz da çocukluklarından beri süren kontrollü yaşamdan kaynaklanan bu mahremiyet duygusu, sadece ikisi arasında özel olan şeylerin ikisi arasında kalması gerektiği düşüncesinden de kaynaklanıyordu. Zuhal ağabeyinin huyunu bildiğinden Güneş ile görüşecekleri zaman özellikle bahaneler uydurup, yanlarında olmuyordu. Onlarla vakit geçirme ayrıcalığı sadece ona tanınmasına rağmen, aşıkların yanında durmanın iyi fikir olmayacağını anlayacak kadar büyümüştü.
Hava karardıktan sonra evin sessizliğinden emin olup birer kahve alıp bahçeye çıktılar. Ağabey kardeş çoğu zaman yaptıkları gibi sohbet edeceklermiş gibi davranıyorlardı. Fincanları ile çardağın olduğu köşeye geçtiler ve önce masaya oturup, sessizce nerede bir geçiş olabileceğine dair fısıldaşıp, etrafı incelediler. Bahçenin bu köşesi ağaçlar yüzünden evden de görünmediğinden babaları burada vakit geçirirken onu uzaktan izleme şansları hiç olmamıştı.
Etrafta bir geçiş olabileceğini gösteren bir işaret ya da kapı gibi bir şey yoktu.
“Belki de buradan geçmiyordur” dedi Zuhal, “O da herkes gibi dışarıdaki yolu kullanıyordur”
Evden bir izleyen olup olmadığını tekrar kontrol edip, kalkıp araştırmaya karar verdiler. Çardağın etrafındaki güllerin dibine, masanın altına, biraz ilerideki küçük şadırvanın etrafına, üzerine, her yere baktılar ama bir geçiş göremediler. Etrafın karanlık olması da işlerini zorlaştırıyordu, telefonun ışığını yakıp kısa bir bakış daha attıktan sonra yakalanmamak için hemen kapattılar yeniden.
“Buralarda bir yerde olmalı” diye mırıldandı Alper, “Babam kendine bu kadar uzak bir alan boşuna seçmemiştir”
“Hatırlıyor musun eskiden annemle burada hiç otururlar mıydı?” diye sordu Zuhal birden bire.
“Hayır!” dedi kısaca Alper, babası ile annesinin birlikte zaman geçirdiğine çok küçük yaşlarında şahit olmuştu en son, Zuhal’in de doğumundan sonra ikisi birlikte pek zaman geçirmemişlerdi ne evin içinde, ne de evin dışında. Zuhal küçük olduğu için pek hatırlamıyordu o zamanları. Yine de annesinin gülümseyişi ikisinin de aklındaydı. Babası annelerinin intiharından sonra bütün resimlerini kaldırmıştı evden. Çocukların da, kendisinin de daha fazla üzülmemesi için yaptığını söylemişti bunu yaparken. Alper zaten o zamanlar öfkeli ve utanç duyduğu için hiç itiraz etmemişti bu isteğe, sadece Zuhal babasından gizli annesi ve kendisinin bir fotoğrafını saklamıştı çekmecesinde.
Bir şey bulamayınca, babalarına yakalanmamak için fincanları alıp eve geçtiler.
“Eğer başkaları için yaptılarsa niye bu kadar zahmete girsinler ki?” diye sordu eve girmeden Zuhal
“Bilmiyorum” diye cevap verdi ağabeyi ve ikisi de elleri boş döndüler odalarına.
Berkay ve Enes birbirlerine çok yakın alanlarda dolaşmışlardı bütün gün, sonunda da yolda karşılaşmış gibi yapıp bir kez daha dolanmışlardı. Dolaşmaları bitince bir kafeye gidip, etrafa çaktırmadan bir kağıda çizmişlerdi işaretledikleri kameraları.
Lale, eve gidip eşofmanlarını giymiş, kulaklıklarını takıp çıkmıştı dışarıya, hafif tempolu bir koşuyla dolanmıştı biraz etrafta, içine sinmediği için planladıklarından daha geniş bir alanda dolaşmış ve eve gidince o da bir kağıda çizmişti belirlediği noktaları.
Gülşen’in atölyede bitkileri ile ilgili biraz işleri olduğu için o dolaşmamıştı onlar gibi. Güneş çıkmıştı tek başına, zaten alışveriş merkezinde uğrayacağı yerler olduğu için o da ağır ağır yürümüş, güneş gözlüklerinin arkasından izlemişti etrafı. Şehrin altında bir tünel sistemi olduğunu kimlerin biliyor olabileceğini düşünmüştü yol boyunca. Sadece kurucuları olan babaları mı yoksa başkaları da var mıydı? Sonuç olarak bu şehirde yaşamayan işçiler çalışmıştı buranın inşasında, eski yapılar yıkılmış, alanlar temizlenmiş ve çizilen plana göre yeniden inşa edilmişti. İşçilere tünellerin amacının anlatıldığını sanmıyordu ama güvenlik için kurulan alt bölgenin şehir dışından birilerinin tarafından biliniyor olması da pek güvenli olmasa gerekti. Para ile susturulmuş olabilirlerdi tabi, kim bilir ne kadar para verilmişti onlara.
Lale’nin onlara hiç söylemeden böyle bir macera planlamış olmasına da şaşırmıştı aslında. Gerçekleştirememiş olmasına da sevinmişti biraz. Gençliğin verdiği o kör cesaretle kim bilir neler gelebilirdi başına. Dışarıdaki hayat o yaşta hayal edilebilecek bir romantizm içinde değildi muhtemelen. Şartların yeni ağırlaştığı, insanların bu ağırlığa en yoğun isyan ettiği dönemlerdi onlar. Bir fanusun içinde büyümüşlerdi hepsi. Ülkenin genelinin yaşam kalitesinden habersiz ve uzak. Yine de bu fanusun içinde dostları ve Alper’in olmasından mutluydu. Nüfusu bin kişiyi geçmeyen bu şehrin içinde kimseyle uyum sağlayamadan büyümüş olmak ya da diğerleri gibi imkanların sağladıkları ile yetinip, yetişkinlerin kopyalarına dönüşen diğerleri gibi olmamışlardı.
Bu proje işinin Alper’in yaralarını kanattığını da fark ediyordu ama baş başa kalıp konuşma fırsatları olmamıştı henüz. Ertesi gün buluşup kör noktaları belirledikten sonra biraz kaçırmayı düşünüyordu onu ortamdan. Biraz konuşup rahatlamaya ihtiyacı olduğundan emindi. Alper’de aynı şeyi düşünmüştü bütün gün, Güneş ile biraz baş başa kalıp, dertleşebilmek ve aklına üşüşüp duran yeni şüphelerden ona bahsetmek.
Enes, Berkay’dan ayrıldıktan sonra eve dönüp her zaman yaptığı gibi odasına kapanmıştı. Evdekilerle muhatap olmamak için mümkün olduğu kadar evin için fazla varlık göstermemeye çalışıyordu. Projenin üzerindeki tarih, Alper kadar onu da etkilemişti. Hemen hepsinin hayatlarında bazı şeylerin bozulmaya başladığı bir dönemdi o tarihler.
Alper’in annesinin intiharından sonra, Enes’in annesi de evde bitmek bilmeyen kavgalar yüzünden bozulan sinirlerini kontrol altında tutmak için bir psikiyatristle görüşmeye başlamıştı. O günden bu yana da düzenli olarak sakinleştiriciler içiyordu. Evdeki kavgaların dozu azalmıştı bu ilaçlardan sonra ama sona ermemişti. Birbirlerinden bu kadar nefret eder gibi görünen iki insanın neden evliliklerini yürütmeye çalışıyor olmalarına hiç bir zaman anlam verememişti. Bunları düşünmeye başladığında aslında yaşadıkları yerde neredeyse kimsenin boşanmadığını fark etmişti. Dostları dahil, neredeyse tüm arkadaşlarının ailelerinde sorunlar vardı. Karı kocalar birbirlerine aşık görünmüyorlardı. Elbette yıllar içinde tükenmiş olabilirdi her şey ama kadınlar onlara sunulan parlak ve eğlenceli bambaşka bir hayat yaşarken erkeklerin işleri ile sınırlı ayrı bir hayat anlayışları vardı. Herkesin çocuğu aynı okullara gidiyor, herkesin anne ve babası aynı hayatları yaşıyorlardı ve aslında kimsenin de mutlu olduğunu sanmıyordu. Gamze hanımın intiharının ardından, babası annesine bir psikiyatriste gitmesi için baskı yapmıştı. Kendi aralarındaki kavgalar dışında, Enes’e de zarar verecek bir kaç davranışı olmuştu öncesinde ama Enes bunun bir hastalık olduğunu hiç düşünmemişti o zamanlar. Annesinin her zaman gergin ve sinirli olduğunu biliyordu ve babasıyla büyük kavgalar yaptıkları zamanlar da genellikle hıncını ondan çıkarırdı. Gamze hanımın intiharı babasının harekete geçmesine neden olunca, onun da Gamze hanım gibi canına kıymasından korktuğunu ya da Enes’e daha fazla zarar vermesini istemediği için yaptığını düşünmüştü ama Enes o zamanlar zaten boylu poslu bir delikanlı olmuş 15 yaşına gelmişti. Annesinin onu hırpalama isteği olduğunu önceden sezdiği için ya o zamanlardan odasına kapanıyor ya da ona vuracağını anladığı zaman bileklerini tutarak onun sakinleşmesini bekliyordu. İlaçlardan sonra en azından Enes’e duyduğu öfke dinmiş ama babasına duyduğu öfke zaman zaman patlayarak yeniden ortaya çıkmış ve çıkmaya da devam ediyordu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.