“Bize daha önce bu tünellerden bahsetmediğine inanamıyorum” dedi Güneş bir kez daha hayal kırıklığına uğramış bir sesle.
“Sonra işte, olanlardan sonra yani.” dedi Lale, göz ucuyla Alper’e bakıp, kaçırdı gözlerini “Unuttum ben de!”
“Bu tünellerin olduğundan emisin ama değil mi?” diye sordu Enes gözlerini kısarak.
“Eminim çünkü babamı duydum. O bu şehrin planlamasında çalışan bir mimar unuttunuz mu?”
“Tamam da bu tüneller niye?” dedi Berkay
“Güvenlik için diye düşünmüştüm ben aslında, yani sürekli korunaklı alan kurmaya çalışıyorsanız, bir tehlikede saklanacak bir yerler de inşa etmeniz gerekmez mi?”
“İşte bu!” dedi Enes ayağa fırlayıp, “Korunaklı alan Alperlerin evine bağlı bir sığınak gibi olabilir. İhtiyaç olmadığı durumda orayı toplantı merkezi olarak kullanmışlardır”
“İyi de bu güne kadar hiç tünel gören oldu mu ya da nereden inildiğini falan bilen!” diye sordu Gülşen merakla gözlerini açarak.
“Evet yine doğru bir Gülşen sorusu” diye onayladı Alper.
“Görmedik ama Lale var diyor, planda da bir çizim var. Biz bunu sizin evin bitişiği gibi düşündük yani yer hizasında ama belki de değil!” diye heyecanla konuşmaya devam etti Enes.
“Yani demek istediğin, benim girişi, duvarda değil, evin altında aramam gerektiği mi?”
“Neden olmasın?” dedi Lale.
“Tamam da herkes oradan geçip giremeyeceğine göre mutlaka başka girişleri de olmalı” dedi Güneş bu kez.
“Hepimizin evinden bir giriş olması mümkün mü?” dedi Berkay ve yine birbirlerine baktılar.
“Babamın evin içinde kaybolduğuna hiç şahit olmadım” dedi yine Gülşen, “Ayrıca böyle bir giriş varsa bile kolayca geçip gidilemez kimseye yakalanmadan. Yani çalışanlar da var öyle değil mi? Kapıdan çıkıp gitmiş olmalılar yine”
“O zaman belki de şehrin belirli yerinde ya da yerlerinde bir giriş var!” dedi Enes.
“İyi ama niye Alper’lerin evinden bir geçiş varmış gibi görünüyor o zaman?”
“Belki sığınak diye yapıldığında tesadüfen oraya denk geldi o açıklık, sonra da bu amaç için kullandılar.”
“Yani girişi çalışma odasından da olmayabilir” dedi Alper kendi kendine konuşur gibi.
“Belki evden bile yoktur sadece denk geldiği için sizin evin planı işe dahil edilmiştir” dedi Berkay.
“Tamam da öyle olsa niye tünelleri çizmek yerine bu kağıda bizim evin planını çizmişler!”
“O da doğru” dedi Güneş.
“O halde ilk iş tünelleri bulacağız” dedi Enes. Elimizdeki tek ip ucu Alperlerin evi olduğuna göre oradan başlayacağız. O içeriden ararken biz de dışarıdan bir giriş var mı yakınlarda ona bakarız!”
“Bunu dikkat çekmeden nasıl yapacağız?” sorusu geldi hemen Gülşen’den.
“Böyle bir giriş varsa” dedi Güneş, “Kendileri de girip çıkarken yakalanmak istemezler. Yani hem ortalıkta değildir hem de kameraların kör noktasında bir yerdedir”
“İşte bu!” diye Güneş’e döndü Enes heyecanla, “Kesinlikle öyledir. Kameraların kör noktalarını belirleyip, önce oralara bakacağız. Oralar kör nokta olduğuna göre zaten bizi kimse göremez”
“Kamera sisteminin planlarına erişmeye çalışmak da dikkat çeker. En iyisi dolaşıyor gibi dağılıp, kendimiz tespit edelim hepsinin yerlerini tek tek, sonra planı çizer kör noktaları hesaplarız” dedi Lale.
Aslında bir çoğunun yerini zaten biliyorlardı kameralar günlük yaşamın bir parçasıydı ama daha önce böyle bir amaçları olmadığından tam ve hepsinin yerine de çok dikkat etmemişlerdi.
Aralarında iş bölümü yapıp, özellikle Alperlerin evinin etrafındaki tüm kameraları tespit etmeye karar verdiler emin olmak için biraz daha geniş çevresini ele alacaklardı. Toplantının yapıldığı yer oranın altındaysa giriş de çok uzakta olamazdı herhalde. Kendilerini öyle kaptırdılar ki tünelleri bulmanın heyecanına, hemen dağılıp şehirde dolanmaya başladılar. Kimi bir yere uğrayacak gibi, kimi bir şeyler içmeye gidiyor gibi, hepsi kendilerine bir bahane ürettiler ve dikkat çekmemek için de farklı zamanlarda farklı noktalarda geçmeyi planladılar. Herkes ertesi gün gelip bulduklarını diğerlerine anlatacaktı. Alper’in işi ise evi aramaktı ama bunu şimdilik Zuhal’e ve evdeki çalışanlara çaktırmadan yapması gerekiyordu. Tabi evin içinde de kameralar vardı ortak kullanım alanlarında. Onlar için de bir çare bulması gerekiyordu.
Güneş, “Evin içinde bir giriş varsa bile bu kameraların önünde bir noktada değildir” demişti ayrılırlarken. Demek ki zaten kamera olmayan yerlere bakması gerekiyordu. Bakılması gereken yerlerden biri de annesinin canına kıydığı misafir odası olduğundan biraz gerildi ama yine de belli etmedi. Zuhal okuldan gelmeden eve dönüp, hızlıca bir göz atmak istiyordu her yere.
Güneş “Seninle gelmemi ister misin?” diye sormuştu ama zaten dikkat çekmek istemedikleri için bunun iyi bir fikir olmadığına karar verdiler.
Zuhal okuldan geldiğinde, Alper henüz bir şey bulamamıştı. Annesinin öldüğü odaya girdiğinden beri başı ağrıyordu yine. O odada bir geçiş olsa babasının annesinin orada kalmasına izin vermeyeceğini düşünmüştü zaten ama yine de emin olmak için girip, gardıropların içlerine bile bakmıştı. Babasının en kolay hareket edeceği oda olarak yatak odası olduğunu düşündüğü için en çok orada oyalanmıştı. Babasının anlamaması için de her şeyi dikkatlice yerlerinden oynatıp, yeniden yerlerine koyması gerekmişti. Halı kaplı evin tabanından nasıl bir geçiş olabileceğini düşünüyordu Zuhal geldiğinde, bir geçiş varsa halıyı kaldırıp, geçtikten sonra yeniden yerine sermek için bir kişi daha gerekeceğinden bu pek anlamlı gelmedi.
“Yine mi atölye yok?” dedi Zuhal canı sıkılmış gibi, “Neyin var senin, birilerine mi küstün yoksa gitmiyorsun?”
“Hayır sadece kendimi yorgun hissediyorum ondan” diye geçiştirmeye çalıştı Alper.
“Daha kötü olduğun zamanlarda bile koşa koşa gittiğini biliyorum, benden saklama!” dedi Zuhal gözlerini kocaman açarak.
Anneleri öldüğünden beri kardeşi ile o kadar yakın olmuşlardı ki, Alper ondan bir şeyleri kolayca saklayamayacağını biliyordu. Aslında olanları bilmemesi için de bir neden yoktu. Zaten yıllardır onların arasında, onlar gibi düşünüyor, ağzını her zaman sıkı tutuyordu. Onun sorgusunun bitmeyeceğini anlayınca, “Biraz yürüyüş yapalım mı ormanda, bana da iyi gelir” dedi yumuşak bir sesle.
İkisi özel konuşacakları zaman hep böyle yaptıklarından, Zuhal hemen anladı ağabeyinin bir şeyler anlatacağını ve hızla odasına gidip üzerini değiştirip geldi. Birlikte evden çıktılar, Alper’in gözü evin etrafındaki alanlardaydı yine acaba bahçeden mi girilip çıkılıyordu.
Ormana doğru yürüdüler ve yeterince uzaklaştıklarında kardeşine kısaca her şeyi anlattı.
“Bahçe de!” dedi Zuhal büyük bir heyecanla, “Bahçede olmalı başka yerde olamaz! Babamın sürekli kahve içtiği şu çardağı hatırlasana, yalnız kalmak istiyorum diyerek hep oraya gider!”
Alper kardeşine baktı şaşkınlıkla, gerçekten küçüktü ama ondan daha akıllı oluyordu bazen. Babasının benim huzur bulduğun, yalnız kalmak istiyorum dediği ağaçların içindeki o alana özellikle kamera kurulmamıştı. Ön kapıdan çıksa bile bahçenin arka kapısından kimseye görünmeden yeniden oraya girmek çok kolaydı ve tabi arka kapının anahtarı sadece babasında ve bahçıvanda vardı.
“Haydi dönüp bakalım hemen!” dedi Zuhal neredeyse yerinde zıplayarak.
Beraber geri döndüler geldikleri gibi ağır adımlarla, eskisi kadar olmasa da dronla kontroller hâlâ yapılmaya devam ediliyordu.
“İyi de bahçenin anahtarı bende yok!” dedi Alper kafası iyice karmakarışık olmuştu, bu geçidi bulurlarsa her şeyin daha karmaşık ve kötü olacağına dair bir endişe vardı içinde.
“Bahçeden gireceğiz ağabey? Aklın nerede senin?” dedi Zuhal garip garip bakarak, “Niye dışarıdan dolanalım ki? Bana söylemediğin başka bir şey olmadığına emin misin?”
“Hayır yok, sadece biraz şaşırttı tüm bunlar beni” dedi Alper sadece ve eve döndüler yeniden.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.