Lale’nin annesi Don Kişot lakabını taktıkları genci ve ailesini o akşam yemeğe çağırdığı için onun bir şeyler araştırmasına fırsat olmamıştı. Annesinin ona sormadan durmadan birilerini bulup evlenmesi gerektiğini ima etmesinden hiç hoşlanmıyordu ama annesi nedense bu konuda çok ısrarcıydı. Babasının da onayladığı anlaşılan aileye bir saygısızlık etmemek için bütün akşam yüzünde saçma bir gülümseme ile oturmak zorunda kaldı.
Babasının, annesini şirkette çalışan Hülya isimli bir kadınla aldattığını yakaladığında on sekiz yaşındaydı. Yine bir şeylerin peşinde babasının iş yerine haber vermeden gittiği bir gün, kadının babasının odasından üzerinin başının dağınık çıktığını görmüştü. Önce anlam verememiş içeri girip, babasının dudak kenarında ruj izini fark ettiğinde, planladığı şeyi de unutmuş, öylesine geldiğini söyleyip saçmalayarak koşarak ayrılmıştı şirketten.
Babasının onun anladığını fark ettiğinden emindi ama belli ki hiç umursamamıştı. Günlerce annesine söylese mi, söylemese mi diye düşündükten sonra, sonunda söylemeye karar vermiş. Annesinin sanki sıradan bir haber duymuş gibi “Biliyorum, hiç umurumda da değil” deyişi gözlerinin önünden hiç gitmiyordu. Böyle bir evliliğin içinde var olmayı kabul etmiş bu kadının şimdi neden onu bir evliliğe zorladığını hiç anlayamıyordu.
Ertesi gün atölyede yeniden bir araya geldiklerinde herkes kendi araştırmasının sonucunu çizdiği ve not aldığı kağıtları çıkarıp masanın üzerine koydu.
“Eksiğimiz var mı?” diye sordu Enes.
Herkes üzerine düşeni tamamlamış görünüyordu. Alper önce Zuhal’e her şeyi anlatıp onu da konuya dahil ettiğini açıkladı ve arkasından evde yaptıkları araştırmadan bahsetti. Şimdilik evin içinden bu tünellere bir geçiş bulamamışlardı.
“Tamam” dedi Berkay, “Biz Enes ile oturup belirlediğiniz tüm kameraları ve kör noktalarını tespit edeceğiz. Gözden kaçırdığımız var mı diye son bir kez daha kontrol ederiz. Şimdilik top bizde”
“Ben de size yardım edeyim” dedi Gülşen, bir gün önce atölyede kalıp bitkileri ile ilgilenmek zorunda kaldığı için işe dahil olamamıştı.
Güneş zaten Alper ile konuşmak istediği için kendilerine düşen fazla bir şey olmamasına sevinmişti. Hep birlikte biraz daha kalıp sohbet ettikten sonra, Enes, Berkay ve Gülşen’in atölyede çalışmaları için baş başa bıraktılar.
Lale’nin bir gece önce içi şiştiği için Güneş’e biraz dert yanmak istiyordu ama onun doğrudan Alper’in yanına gidip bir şeyler söylediğini görünce vazgeçti.
“Ben de kalayım en iyisi belki size bir faydam olur” diyerek atölyede kalmayı seçti.
Güneş, Alper’e atölyeden sonra birlikte zaman geçirebileceklerini söylemişti çoktan, diğerleri ile vedalaşıp, birlikte ayrıldılar.
Göz önünde olmak istemedikleri ve atölyede konuşamadıkları zaman sadece ikisinin bildiği bir ağacın altında buluşuyorlardı. Ağır ağır yürüyerek oraya vardılar ve her zaman yaptıkları gibi gölgesine oturdular. Çok sevdikleri bu ağaç da sonbahar giysilerini çoktan giymiş, sararmış yapraklarını hafifçe üzerlerine bırakıyordu.
“Bu plan olayının seni hepimizden daha fazla etkilediğini biliyorum” dedi Güneş başını Alper’in omuzuna dayayarak.
“Bilemiyorum” dedi Alper, “Kafam gerçekten çok karışık, bu proje ile annemin arasında bir bağlantı var mı diye düşünüyorum elimde olmadan”
“Annenin bu işle bir ilgisi olabileceğini mi düşünüyorsun. Bunun olması için bir kanıt yok ki elimizde, sadece bulduğumuz projenin tarihi ile zamanı kesişiyor.. Yani gidişinin demek istiyorum”
“Evet sonuç olarak o dönemde dünya genelinde zaten güncel olan bir konu. Biraz araştırma da yaptım. Nöroçipler 2024 yılından beri özellikle Amerika’da çok gündem olmuş zaten. Nörolojik hastalıkların tedavisi için uygulanmaya bile başlayacak aşamaya gelmişler.”
“Yani sence annenin tedavisi için baban böyle bir yola başvurmuş olabilir mi?”
Aslında tam olarak aklına gelen böyle bir şey olmayan Alper, şaşırdı Güneş’in bu sözlerine. Güneş onun farklı tepkisini fark edince, başını kaldırıp yüzüne baktı.
“Özür dilerim ben bunu düşündüğünü sanmıştım”
“Aslında düşündüğüm bu değildi ama şimdi sen söyleyince kafama takıldı”
“Benim dediğim gibi bir şey olsa bunu fark etmemen mümkün olmazdı. O dönemde insan beynine bir çip yerleştirmek için ameliyat gerekir. Annenin başında gerçekleşen bir ameliyatın da saklanma olasılığı yok. Sen bana bakma ben biraz fazla boş konuştum sanırım”
Alper sessizce ileriye doğru bakmaya devam etti bir süre, “Haklısın böyle bir şeyi biz fark etmeden yapamazlardı ki annem de zaten saklamaz veya istemezdi diye düşünüyorum”
“Sen ne düşünmüştün peki?”
“Ben daha çok annemin bu projeden haberdar olduğu ve belki de babama karşı çıktığını düşünmüştüm ama bu da çok anlamlı değil. Yani babam işlerini anlatan bir adam zaten değil, ola ki annem duymuş olsun bir şekilde bunun yaşamına son vermesi ile ne ilgisi olabilir. Çok saçma”
“Bu iş kafamıza fazla dolandı sanırım. Belki de sonunda hiç bir şeye ulaşamayacağız. Baştan konuştuğumuz gibi belki de başladılar ve devam etmediler. Ve belki de değil, bence annenle bu konu arasında hiç bir bağ olamaz.
“Öyleyse neden gizli bir anlaşma yaptılar kendi aralarında”
“Bilmiyorum, belki rakiplerinden saklı çalışmak istemiş olabilirler, yani o dönemde teknolojik sırlar saklamak gerekiyordu büyük ihtimalle. Kendin söyledin belki gelişmeleri saklayarak, Amerika dışında da bu teknolojinin üretilebileceğini sakladılar. Engellenmek istemediler ama belki de umdukları gibi olmadı ve yapamadılar”
“Haklısın belki de kafamıza fazla takmışızdır. Seni gerçekten özledim” diyerek Güneş’i kendine çekti Alper ve o da başını yeniden onun göğsüne bıraktı bir süre öylece oturup, ağacın kuru yapraklarının rüzgarda sallanırken çıkardığı sesleri dinlediler
“Gerçekten buradan başka bir hayat olabileceğini hissediyorum çoğu zaman” dedi Alper yeniden konuşmaya başlayarak, “Tüm bu güvenli alan saçmalığının dışında, daha özgür, daha normal bir şeyler yaşayabiliyor olmalıydık”
“Lale’nin planı işlemiş olsaymış belki kaçışı öğrenir bize de öğretirdi ne dersin? Ve bence kesin hepimiz o tünellerden kaçar giderdik en az bir kere”
“Bunu hâlâ yapabiliriz” dedi Alper gülerek, “Sence ortadan kaybolsak ailelerimiz peşimize düşer mi?”
Susma sırası Güneş’e geldi bu kez, sahi düşerler miydi peşlerine? İçi buruldu babasından böyle bir hamle hiç beklemezdi. Alper’in babasının da yapacağını sanmıyordu. Hatta belki de kurtulduk bu asalaklardan diye sevinirlerdi bile. İşleri ve kurdukları bu hayat düzeni zarar görmedikçe hiç bir şeyi umursayacaklarını sanmıyorlardı.
“Sence bu alanlar dışında yaşayanlardan da böyle bizim gibi bir ağacın altına oturup, sevgiyi hissedenler kalmış mıdır?” diye konuyu değiştirdi Güneş.
“Sen böyle sorunda kendimi aptal gibi hissediyorum. Burada dünyanın geri kalanından haberimiz bile yok. Düşünsene bizim gibi yaşam süren bildiğimiz en azından 50 yaşam alanı daha var. Onlardan bile doğru dürüst haberimiz yok. Ve aslında bakarsan bu alanların dışında bizden çok daha büyük bir kalabalık var. Güvenlik önlemleri dedikleri bu saçmalıklarla bir gün bizi yok etmeye karar verseler sence korunabilir miyiz?”
“Tüneller bu yüzden var belki, hatta belki bu tüneller birbirlerine bağlı ya da başka güvenli alanlara açılıyordur kim bilir?”
“Ben babamın bu çip saçmalığını kullandığını düşünüyorum” dedi Alper birden bire, “Aslında o yüzden de peşini bırakmak istemiyorum sanırım”
“Nasıl yani?” dedi Güneş yine başını kaldırıp, “Nerede kullanmış olabilir?”
“Bilmiyorum, işçilerde belki, belki kendince parayla satın aldığı o zavallı insanlarda falan”
“Tamam da elimizdeki kağıtta bunun ne amaçla kullanılacağına dair bir bilgi yok ki, belki de söylediğin gibi nörolojik hastalıkların tedavisinde, ne bileyim görmeyen insanların görmesi için gibi bizim düşünmediğimiz gayet iyi amaçları vardır”
“Olabilir, yani çipler bunu sağlayabilir ama ikimiz de babalarımızın böyle iyiliksever insanlar olmadıklarını biliyoruz değil mi? Yüksek çıkarları olmadıkça asla böyle bir işe girmezler”
“Ama kaçırdığın bir şey var, insanlara faydalı olduğu için değil, çok para kazanacakları için de böyle şeyler yapabilirler değil mi?”
“Doğru ama o zaman bunu gizlemek için uğraşmazlardı!”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.