Merve’ye verilmiş bir ek kredi kartı vardı, sıkışınca kullanması söylenmişti ama keyfi kullandığı olursa, “Gene ne aldın?” gibi sorularla karşılaşıyordu. Kamil akşam otururlarken kart ekstresini açıyor madde madde bunu niye aldın ya da “Gene bir şey mi aldın?” diye sorguluyordu. Evim market alışverişini Kamil yapıyordu, hafta içi evde bir şey bitip, Merve telefon uygulamalarından sipariş verirse, bu konu oluyordu. “Ben hafta sonu alırdım niye aldın?” diye soruluyordu bu sefer. Alınan malzemenin zaten sofraya konan yemek için olması bile durumu değiştirmiyordu. Merve ihtiyaç listesini yapıyordu kocası hafta sonu alıp geliyordu, bir şeyi yazmayı unutmuş olması Merve’nin hatası oluyordu haliyle. Merve ile markete gidilmiyordu, çünkü Merve markete giderse ihtiyaç dışı ve listede olmayan bir sürü şey daha alıyordu. Evden hiç işe yaramayan ya da modası geçmiş, kullanılmayan teknolojik aletlere kadar hiç bir şeyin atılmasına verilmesine izin verilmiyordu. Kıyafetler neredeyse çulu çıkana kadar giyilmeliydi. Zaten yokluğa veya sadeliğe alışık bir yaşamdan gelen Merve için bile “Varlık içinde bir yokluk” sürüp gidiyordu.
Merve dedesinin önerisi ile de olsa severek evlendiği kocasından giderek soğuduğunu hissediyordu, o hoş sohbet, romantik ve dokunmaktan haz duyduğu adam giderek bir yabancıya dönüşmüştü. Kamil için fark eden bir şey yoktu, düzenin yatakta ve ayakta devam etmesini bekliyordu. Evliliğin onun için anlamı bu kadardı. Merve’nin ne hissettiği, ne yaşadığı, ne beklediği önemli değildi, rolünü tam ve eksiksiz yapması önemliydi. Kamil onunla birlikte olmak istemediği geceler onu cezalandırdığını düşünüyor, surat asıyordu. Bir şeyleri çözmeleri gerektiğini söylediği zaman olanlar sırayla tekrarlanıyordu. Her şey Merve içinde bir göreve dönüşmeye başlamıştı bu yüzden, artık bedeni, ruhu, kalbi her yeri acıyordu. Evli, mutlu bir kadından çok kiralanmış bir kadın gibi hissediyordu kendini. Bununla beraber Kamil sosyal ortamlar da diğer kadınlara tıpkı, başlarda Merve’ye davrandığı gibi davranıyor, eşine düşkün, nazik, düşünceli adam rolünü oynuyordu. Dışarda çok bonkördü, harika bir eşti. Herkes Merve’nin ne kadar şanslı olduğunu düşünüyordu bu yüzden. Her kadının hayali olan bir evlilik yapmıştı, varlıklı, düzgün bir aileden gelen, eğitimli, nazik bir kocası vardı. Kamil’in ne kadar küfürbaz olabileceğine, evde bu konuda hiç sınır tanımadığına dair bir fikirleri de yoktu. Evin dışında başka, içinde başka bir adamla evliydi ve bu adamın hayatının tüm sınırları ve onayı ailesine bağlıydı.
Merve sonunda çalışma isteğini net bir dille tekrarladı. Artık kendi olmak, kendine ait bir alan yaratmak istiyordu. Bu evlilikleri için de önemliydi, çünkü kendini kaybolmuş, yok olmuş gibi hissetmeye başlamıştı Kamil’in o görüp de aşık olduğu Merve olmaktan çıkmıştı.
“Bunun sorumlusu ben miyim?” dedi Kamil, “Sana kimsenin sahip olmadığı şeyler sunuyorum ve sen daima benim eksik olduğumu düşünüyorsun. Mutlu olmayı bilmiyorsun” diye de devam etti. Ama Merve bu defa kararlıydı, çalışacaktı.
Kamil onaylamıyordu ama yine de “Ne istiyorsan onu yap!” diyerek konuyu kapattı.
Merve onun bir süre sonra bu fikre alışacağını ve onu anlayacağını düşündüğü için akşamları o gün baktığı işleri, neyi yapıp, neyi yapamayacağı konusundaki fikirlerini ona açmaya çalıştı ama o surat asmakla yetindi. Kocasının onaylamadığı bir şeyi yapıyordu, kocasının fikirlerine saygı duymuyordu. Aslında Merve’ye kendisinin yaptığı her şeyi, sadece bir işe girip çalışmak istediği için o yapmış gibi ona yüklüyordu. Bu direnişi o kadar uzattı ve büyüttü ki sonunda Merve vazgeçmek zorunda kaldı. O evliliğini ve kendini kurtarmak istiyordu, yok etmek değil. Çalışma ısrarını sürdürürse belli ki istediğinin tam tersi bir sonuçta karşılaşacaktı.
Şimdi önündeki patatesleri doğrarken veya fasulyeleri ayıklarken duyduğu inanılmaz özgürlük hissini, dışarıdan bakan birine anlatması o kadar zordu ki bu yüzden. Üniversite bitirmiş, eğitimli bir kadın olması değildi mesele, artık kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayacak bir iş yapabiliyor olmasıydı.
Severek ve isteyerek yaptığı işinde üçüncü ayını doldurmuş, aldığı maaşı Ferhunde hanımın zaten evin bütün ihtiyaçları karşılaması nedeniyle biriktirmeyi başarmıştı. Onları evde bulduğu bir ayakkabı kutusunun içine koyuyor, onlara bakarken gülümsüyor ve kendi emeğinin karşılığı ile yakında tek başına ayakta durabileceğine dair hayallere dalıyordu. Bununla birlikte Suat’ı ziyaretleri de düzenli olarak devam ediyordu. Ferhunde hanım artık eve gelip, onun hayatına dahil olmaya çalışmıyor, dışarıda kalıp, ona elinden geldiğinde ve çok yeterli bir şekilde destek oluyordu. Bir zamanlar kocasına anlatamadığı çalışma hayallerini ve şimdi yaptığı işi ve sonrasına dair planlarını her gün gelip Suat’a anlatıyordu. Ferhunde hanım yine çok büyük bir iyilik yaparak dedesinden kalan evi, hatta önündeki dükkanı bile kullanılacak hale getirtmişti. Merve’de izin günlerinde giderek, hem dükkanı hem evi düzenli ve yaşanabilir bir hale getirmişti ve artık oraya yeniden taşınmayı planlıyordu. Biraz daha bu işte devam edip, sonra dedesinin işine bu işi bilen birini de bulursa anlaşıp devam ettirmek istiyordu. Kendisi dedesinden öğrendiği kadarını yapacak, ona yardım edecek de birini bulacaktı. Eğer yürütemeyeceklerine karar verirse, dükkanı belki de şimdi çalıştığı yer gibi bir esnaf lokantasına çevirebilirdi. Bir kaç masa koyabileceği, daha çok pakete çalışacağı bir yer. Her ne kadar mutfakta çalışıyor olsa da, ihtiyaç oldukça her işe koştuğu için, işlerin nasıl yürüdüğünü de az çok öğrenmişti. Yine de dedesinin anısına onun işini sürdürmeyi ilk deneyecekti. Malzemeler, her şey dükkanın içinde duruyordu. Hepsini temizlemiş, yeniden istiflemiş, dedesinin zamanından bile daha düzenli ve iyi bir hale getirmişti.
Suat’ın durumunda henüz gözle görülen bir değişiklik olmasa da, doktorlar onun bedensel durumunun eskisine nazaran daha iyi olduğunu ve her an uyanabileceğini söylüyorlardı. Bunun doğrudan onunla bir ilgisi var mı bilmiyordu ama Ferhunde hanım durumdan çok memnundu. Oğlu yakında uyanacak ve artık onun mutlu olması için ne gerekiyorsa sadece onu yapacaktı. Merve’ye isterse şirkette bir işte çalışabileceğini bir kaç kez daha tekrarlamıştı ama o bu halinden mutlu olduğunu söyleyince diretmemişti. Aslında Merve ilk karşılaştıkları dönemde mesleği ile ilgili bir iş yapmayı planlıyordu ama bu üç ay içinde bu kadar ara verdikten sonra sıfırdan piyasaya dahil olmanın zorlukları ile uğraşmak yerine kendine ait ve ihtiyaçlarını karşılayacak kadar gelir elde edeceği küçük bir iş sahibi olmak daha mantıklı gözükmeye başlamıştı. Sürekliliğini garanti edemeyeceği ve tutunacağından emin olmadığı başkasına ait bir işe vereceği emeği, kendi işi için verebilirdi. O kadar kendini ve kendine güvenmeyi özlemişti ki, yeniden var olduğunu hissetmek için bile buna ihtiyacı vardı.
Kamil ile resmen boşanmışlardı artık. Ferhunde hanımın avukatı ona yardımcı olmuştu, dedesinden kalan maaşın bir kısmının da ona bağlanmasını sağlamıştı. Ve nihayet Suat’ın evinden çıkıp da kendini ait hissettiği dedesinin evine geçtiği gün, hayatının en mutlu ve en güzel günlerinden biriydi. Biraz evde, biraz da Suat’ın yanında sevinçten bolca ağlamıştı. Her ne kadar onu duymuyor olsa bile tüm süreci detaylarıyla bir tek Suat’a anlattığı için, onun yanında rahatça ağlayabilmişti.
Kamil, evliliklerinin son dönemlerinde Merve’nin artık ona dokunmasın istemediğini söylendiği andan itibaren iyice çirkinleşmişti. Bunun geçici bir kapris olduğunu sanmış bir süre sonra ihtiyaçları karşılanmadığını düşündüğü için “Sen de kadın mısın?” gibi farklı aşağılamalara başlamıştı. Üstelik bu aşağılamalar sadece Kamil’den değil, annesinden de gelmeye başlamış, Merve’yi psikolojik bir cenderenin içine sokmuşlardı. Kendi mahremiyetlerinin bile olmadığı bu evde daha fazla kalmak istemediğine kısa sürede karar vermiş, yine böyle aşağılandığı bir tartışmanın arkasından evi terk etmeye karar vermişti. Kamil, ona kapıyı gösterip, bu evden ve onun sağladığı hiç bir şeyi almadan çıkıp gidebileceğini söyleyince de, kapıyı çekip çıkıp dedesinden kalan eve gitmişti. O evdeki ikinci gününde, kendine iş bakmak için dışarı çıkıp geri geldiğinde ise, evin ve dükkanın bütün camlarının kırıldığını, kapı kırılıp içeri girildiğini ve tüm eşyaların olabildiğince zarara uğratıldığını görmüştü. Buz gibi bir kış gününde camları olmayan ve darmaduman olmuş bir evin içinde geçirdiği o geceyi hiç unutmayacaktı. Yapanın kim olduğunu biliyordu, terk edilmeyi kendine yediremeyen kocasından başkası değildi ki zaten onu ve adamlarını görenler de olmuştu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.