Doğru Zaman – Bölüm 12

Polis geldiğinde, evi o hâle getirenleri gördüklerini söyleyenlerin hiç biri aynı ifadeyi vermedi. Bir çoğu yıllardır Merve’yi ve dedesini tanıyan insanlardı. Birilerini görmüşlerdi ama kim olduklarını bilmiyorlardı. Sesleri duyup fark etmişlerdi sadece. Cadde üzeri de olmayan bu eski mahallede bir kamera sistemi de yoktu ne yazık ki.

Ferhunde hanımın avukatı işi polise bırakmasını, bundan başka bir girişimde bulunmamasını söyledi. Ferhunde hanım zaten zararı onarmıştı bir kaç ay içinde. Kamil karısının evi öylece terk edip gitmesini hazmedememiş olmalıydı. Hele ki bir avukatla boşanma davası açacağını hiç tahmin etmemişti. Sığınacak yeri kalmayıp, geri dönmek zorunda kalmasını istemişti ama evin yıkılıp, dökülmesinden sonraki dönemde takip ettirmesine rağmen, Merve geri dönmemişti. Kimse Ferhunde hanımı tanımıyordu, Merve’nin de onunla çıkıp gittiğini görmemişti. Ev yeniden tamir edilip, boşanma bildirisi de gelince, Kamil ve annesi onun bir aşığı olduğuna ikna olmuş, hemen kaçıp onun kanatlarına sığınığına kanaat getirmişlerdi. Dava sırasında da bu iddialarını dile getirmişler ama ellerinde bir delil olmadığı için dikkate alınmamıştı. Yaptırdıkları yıkım döküm işinin açığa çıkmasından da çekindikleri için uzatamadan dava sonuçlanmıştı.

Ev yeniden düzenlenirken, Ferhunde hanım hem evin etrafına, hem de dükkana güvenlik kameraları ve alarm sistemi de taktırmıştı. Merve gerçekten borçlanmış hissediyordu ve zaten de ödeyecekti.

“Bu gün kendi evimde ilk günümdü” diye anlattı Suat’a ertesi gün gelip, sesindeki tını bile değişmişti evine geçtikten sonra. Artık dilediği gibi yaşama şansına sahipti, imkanların sınırlı olması hiç önemli değildi onun için. Çalıştığı yerden öyle hemen ayrılmayacaktı. Önce kendine dükkanda birlikte çalışacağı birini bulması gerekiyordu. Tabi müşteriler de, dedesinin eski müşterilerinin iletişim bilgileri bir defterde yazılıydı ama fazlasına ihtiyaç olacaktı. Aslında sadece müzik aletleri tamiri değil, benzer başka şeyler de yapabileceğini düşünüyordu ama tam olarak ne olacağından emin değildi şimdilik. Yeni müzik aletleri satışı da yapabilirdi mesela ama bu işlerin nasıl yürüdüğü hakkında hiç bir fikri yoktu.

“Keşke bir esnaf lokantası yerine benzer bir işe girmiş olsaydım, hiç değilse işin bu kısmını öğrenirdim” diye devam etti gülerek, “Yeniden gülebileceğim aklıma bile gelmezdi ama annen beni öyle bir zamanda buldu ve yardımıma koştu ki, o kapıyı çekip çıkarken böyle şartlara böyle kısa bir zamanda ulaşacağım aklıma bile gelmezdi. Tabi senin sayende aslında, senin ve annenin. İkinizi de hayatım boyunca hiç unutmayacağım”

Suat’ın göz kapaklarının altında gözleri oynuyor gibi geldi ama heyecandan öyle sanmıştı büyük ihtimalle. Susup devam edecek mi diye daha yakına gelip bakmaya başladı, “Beni duyuyor musun?” diye fısıldarken, nefesi Suat’ın yüzünde dolaştı. Suat’ın kirpikleri hafifçe oynar gibi oldu ama uzun sürmedi. Ona hiç bu kadar yakından bakmamıştı, diğer günler de benzer tepkiler vermiş olabilirdi bedeni.

“Neyse! Uyandığın zaman yeniden dinlemek istersen yine anlatırım” diyerek güldü ve yerine oturdu.

Hastaneden sonra yeniden evine gidecekti, Necmi beyin gelip onu hastaneden almasına gerek olmadığını söylemişti artık. Her gün mahalleye gösterişli bir arabayla dönüp dikkat çekmek istemiyordu. Mahalleli o kırıp dökme olayından sonra evin tamir edilişine şahit olmuş, geri döndüğünü de fark etmeye başlamıştı. Gelin olup çıktığı evden, bu şekilde geri dönünce zaten meraklar tavan yapmıştı. Bir de özel bir şoförle eve gelmek istemiyordu. Dedesinin adını da korumak zorundaydı. İnsanlar onu ne kadar tanıyıp sevseler de, maalesef meraklı ve dedikoducuydular. İzin gününde Ferhunde hanımı evinde ağırlamak istiyordu, ona ufak da olsa teşekkür etmek için.

“Annen neleri sever sahi?” dedi Suat’a, “Bana bunca iyiliği dokunan, tüm mahremiyetini güvenip anlatan annen hakkında aslında hiç bir şey bilmiyorum farkında mısın? Ne sever, nelerden hoşlanır? Peki ya sen? Sen nasıl birisin acaba. Evin gerçekten çok konforlu ve güzeldi. Hiç bir şeyine dokunmadım merak etme. Kullandığım her şeyi de temizleyip yerine bıraktım.”

Derin bir iç çekti sonra, “İnşallah uyanır evine geri dönersin, o eve yakışan ben değil, sensin. Annen bile seni, çıktığın o evden tanımış biliyor musun? Günlüğünü okumadım merak etme. Bir gün uyanırsan ve izin verirsen okuyacağım. Merak etmediğimden değil, sana saygı duyduğum için.” dedi ve biraz daha sessizce oturduktan sonra kalkıp, evine gitti.

Büyüdüğü bu eve yeniden böyle heyecanla girmekten çok mutlu olmuştu. Dedesinden kalan düzeni evi yeniden yerleştirirken, kendine göre toparlamıştı. Tabi kullanılmaz hale gelenleri atmak zorunda kalmıştı bu arada da. Çekmecelerden çıkanları gözleri yaşlı ayıklamıştı. Annesinden, babasından, dedesinden kalan küçük ama değerli hatıralar, kırılan çekmecelerin içinden yerlere saçılmış, cam parçalarına karışmıştı.

Evlendikten kısa bir süre sonra kaybettiği dedesini toprağa verdikten sonra bir kere gelmişti bu eve. O da kapatmak için. Hiç bir şeyi değiştirmemiş, ellememiş. Dedesinin kıyafetlerini ayırıp, ihtiyaç sahiplerine versin diye muhtara bırakmıştı. Bir kaç saat oturup kendi başına ağlamış, sonra yeniden hapishanesine dönmek zorunda kalmıştı. Aslında arada sırada kaçıp gelmeyi çok istemiş ama gelememişti bir türlü.

Şimdi ise yenilenmiş, toparlanmış bu evde yaşayacaktı. Eskiden olduğu gibi, evin içindeki kapıdan dükkana geçecek, akşama kadar orada oyalanıp, sonra aynı kapıdan geri dönecekti.

“Sen olmasan ben ne yapardım?” diye seslendi dedesine sevgiyle, “Merak etme artık güvendeyim”

Bir kaç gün sonra elinde küçük bir pasta kutusu ile geldi Suat’ın yanına.

“Biliyor musun, bu gün benim doğum günüm. Kimse bilmiyor. Aslında bu pastayı alıp evde kesecektim kendi başıma, hem de yeni hayatımı kutlayayım diye ama içime sinmedi. Burada seninle küçük bir kutlama yapacağım o yüzden. Pastanın kokusuna dayanamaz gözlerini açarsan, harika bir doğum günü hediyesi vermiş olursun bana.” diyerek pastayı kutudan çıkardı ve Suat’ın burnuna yakın mesafede dolaştırdı biraz.

“Tamam aç değilsen , ben kendi başıma keser yerim o zaman. Emin misin?” diye sordu gülerek ve sonra pasta kutusunun yanına koydukları mumu çıkarıp, pastanın üzerine koydu. Yaktı, plastik bıçakla olabildiğince düzgün bir dilim kesti. Mumu üfledikten sonra da çatalla bir parça alıp ağzına attı.

“Ne kaçırdığını bilmiyorsun?” dedi ağzındaki koca pasta parçasını çiğnerken, “Galiba hayatın tadı değişiyor insan mutlu olunca. Unutmuşum!” diyerek koca bir parça daha alıp ağzına attı.

“Çikolata sever miydin?” diye sordu sonra, pastanın üzerine rendelenmiş, çikolatalardan küçük bir parça koparıp parmağı ile Suat’ın dudaklarına değdirdi. Sonra hemşire odaya geldiğinde ona bir şey yedirmeye çalıştığını sanmasın diye peçeteyle sildi hemen. Komadaki bir adama çikolata yerdirmeye çalışan tehlikeli biri olmak istemiyordu.

O peçeteyi atıp, pastanın kutusunu yeniden kapatırken, Suat’ın yeniden hareket eden gözlerini fark etmedi.

“Gazeteye ilan verecek param yok” dedi sonra oturup, “Dükkanın camına el yazımla bir ilan astım ama o mahalleden geçenler dışında kimse görmeyecek. Bu işlerden anlayan birini nasıl bulacağımı bilmediğimi fark ettim. Bir kaç site varmış, çalıştığım yerde söylediler. Onlara bakacağım, böyle bir iş arayan var mı diye? Tabi henüz açılmamış ve para kazanmamış bir dükkana başlayan kişi ay sonunda maaş isteyecek. Biriktirdiklerimden bir süre idare edebilirim herhalde.” deyip sustu.

Artık kendi evine geçtiği için kazandığı ile kendi masraflarını karşılamak zorundaydı ama dedesinden bağlanan maaşı biriktirmeye devam edecekti ya da dükkana alacağı yardımcının maaşına eklemeye.

“Dedem kadar iyi iş çıkartabilir miyiz bilmiyorum tabi bir de. Acaba senin deden bizim dükkanı nereden bulmuştu.” derken birden merakla yaklaştı yeniden Suat’a, “Sahi o kanunun evinde miydi? Hiç çalmayı denedin mi?” dedikten sonra yeniden arkasına yaslandı, “Annen anlattı dedenle, anneannenin aşkını. Ne kadar güzelmiş sahiden. Ne kadar romantik ayrıca değil mi? Benim annemle babam da birbirilerini çok severlerdi.” deyip sustu.

Annesi ile anılarını çok az hatırlıyordu, hatırlıyordu ama istediği kadar çok değildi belki. Babasının ise en çok o hasta son halini hatırlıyordu. Annesini hastayken fazla görmesine izin vermedikleri için iyi halleri daha çok geliyordu gözünün önüne.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın