Doğru Zaman – Bölüm 10

Merve yeni işine alışmıştı, severek gidip geliyordu. Çalıştığı yerdekiler, “Üniversite mezunu kızsın ne diye bu işi yapıyorsun?” dediklerinde, “İhtiyacım olduğu için” diyordu. İhtiyacı vardı, çalışmaya ve para kazanmaya. Kendini işe, işi kendine layık görmeme gibi bir ruh haline gireceğine, sahip olduğuna şükür duyarak sarılıyordu.

Dedesi Kamil ile evlendikten kısa bir süre sonra vefat etmişti. Gözlerini kapadığında, torununun artık güvende olduğunu düşünüyordu ve içi rahattı. Oğluna verdiği sözü tutmuş, onu okutmuş, varlıklı iyi bir aileye kendi isteği ile gelin etmişti. Eskilerin “varlıklı” ve “düzgün” tanımı çok sadeydi aslında. Haklarında kötü şeyler duyulmamış, toplumda saygı duyulan, ve torunlarına yetecek kadar kazanç elde eden aile. Bir kadının rahatını ve güvende olmasını sağlayacak iki gerekli şart.

Bir başka ailenin içine girmenin, alışık olmadığı ve anlamaya çalışsa da anlayamadığı bir düzenin parçası olmaya çalışmak evlilik tanımına veya sürekliliğine hiç dahil edilmiyordu nedense. Kızlar ailelerini arkalarında bırakıp, bir erkeğin ailesinin içine giriyorlardı genellikle. Soyadları ile birlikte aileleri de değişiyordu ve geride bir aileleri olsun olmasın, geçmiş, geçmiş de kalsın diye bekleniyordu. Sanki o yaşa kadar hiç bir düzen, bir deneyim, bir alışkanlık kazanmamışlar gibi. O zamana kadar edindikleri kimlikleri hiç olmamış gibi bir eş ve anne olmak üzere pozisyon değiştiriyorlardı. Birbirini seven iki insandan daha kalabalık olunduğu ancak evlendikten sonra anlaşılabiliyordu. Bir evde iki kişi yaşasalar da, o evdeki kişilerin nereye ait hissettikleri önem kazanıyordu aslında. Evlenip, kapısını kapatınca arkasında bıraktığı aileye bağını kesememiş olmak öne çıkıyordu. Bağı kesmek derken elbette aileyi silmek anlamında düşünmüyordu ama insan evinin neresi olduğunu anlamalıydı önce. Kamil için evlendikleri ev asla onun evi olmamıştı. O annesinin evinden çıkarken kapıyı kapatamayanlardandı. Önceliği daima annesiydi. Onun onayı, mutluluğu ve ihtiyaçlarının karşılanması her zaman Merve’den önce geliyordu. Bununla birlikte aile işleri, kazanç kaynakları da her zaman öncelikti. Yani Merve’ye iyi bir evliliğin şartı olarak sunulan “Varlık” ve “Düzgün” lük onların evlerinin içine taşınırken, Kamil taşınamamıştı.

Merve’nin, Kamil’in annesinin istediği gelin olması bekleniyordu. Olduğu kişinin bir önemi yoktu Kamil ile aralarındaki sevginin olduğu kişi olmaktan kaynaklanmasının da bir önemi yoktu. Artık evlilerdi ve Kamil’in ve ailesinin öncelikleri, beklentileri Merve’nin yeni kuralları olacaktı.

Merve çalışmak istiyordu ama buna gerek görmüyorlardı. İhtiyaçları da yoktu, neden çalışsındı. Bir keresinde kocasına, “Peki ya sana bir şey olursa ben ne olacağım o zaman?” diye sorduğunda, “Benim ailem sana bakar bunu mu dert ediyorsun” demişti. Bakmaktan kasıt, bir çatı altında olmak, o çatının günlük akışını sağlamaktan ibaretti. Merve’nin kendine has istekleri bu bakışın içinde değildi. Gitmek istediği yerler, yapmak istediği şeyler daima lükstü. Evinde kocasının beklentilerini, evin dışında onun ailesinin beklentilerini karşılamak karşılığında karnı doyacak, pahalı bir evde pahalı eşyalarla oturacak ve mutlu olacaktı. Mesleğini yapmak istemesi, kendini geliştirmek istemesi, daha fazlası olabileceğine inanması kendi sorunuydu. Eline verilen haftalık harçlıkla ne istiyorsa alsındı. Ne istiyorsa alsın diye verilen harçlıklar, dışarıda on kahve içmeye yetecek kadardı. Her şeyi vardı daha fazla ne istiyordu. Geldiği yerde bunlara sahip bile değildi. Kocasının kolunda, onun gitmek istediği yerlerde gülümseyerek ve onun soyadının ağırlığına uygun hareket ederek dolaşması yeterliydi. Başlarda gözüne batmayan ve gerçekten rahatlık sandığı bu koşullar giderek onu bir hapishanedeymiş gibi hissettirmeye başladığında, çalışmak istediğini yeniden dile getirdi.

Henüz bir çocuk düşünmüyorlardı ama kayınvalidesi zaten bir çocukları olduğunda ona kendisi bakması gerektiğini düşündüğü için çalışmasını anlamlı bulmuyordu. Kamil de bulmuyordu ve “gerek yok”tan öte bir açıklaması da yoktu. Neyin gerek olup, olmadığına karar verme yetkisi de yoktu Merve’nin. Kamil uygun olunca bir yerlere gidilebiliyor. Kamil gerekli görürse bir şeyler yapılabiliyordu. Kötü müydü, başlarda hayır. Kendine ait kocaman lüks bir ev başlarda gerçekten konforluydu. Evcilik oynar gibi durmadan kayınvalidesine gidiliyor, onlar ve geniş ailenin diğer fertleri onlara geliyordu. Yeni gelini evde görmek isteyenlerle geçen bir kaç aydan sonra bunların kesileceğini sanan Merve, misafir ağırlamaktan ve sürekli gelecek olan misafir için evinde rahat hareket edemiyor olmaktan rahatsız olmaya başlamıştı. Kamil eve geliyor yemeğini yiyor, televizyonu açıyor ve Merve’nin gerçekte hiç keyif almadığı onca programı “Bak bak” diyerek seyretmeye başlıyor. Merve’de yanında oturuyordu. Birbirlerine sarılıyorlardı bunu yaparken sonra ertesi gün yine aynı, ertesi gün yine aynı devam ediyordu. Merve’nin Kamil’in işlerine karışması, mal varlığı ile ilgili sorular sorması veya merak etmesi hoş karşılanmıyordu. O işler Kamil ve ailesi arasında özel konulardı. Bu tür meseleler olduğundan Kamil çağrılıyor ama gelirken karısını getirmemesi söyleniyordu. Onların Merve’nin dışarıda tutulduğu kendilerine özel bağları, kendilerine özel sırları vardı. Bir gelin olarak ona verilen görevleri yapması şarttı. Aile bağı diye ona sunulan ve gösterilen şeylerin tamamı bir roller serisinden ibaretti. Herkesin kesin çizgilerle belirlenmiş rolleri vardı, bu rollerin dışında, bu rollere uygun olmayan davranışlar kabul görmüyordu. Bu rollerin birbirlerini sevmeleri şart değildi ama seviyormuş gibi görünmek şarttı. Kamil eve gelen yardımcı kadının ütüsünü beğenmediği için ütülerini Merve yapsın istiyordu. Annesinin o çok sevdiği yemeklerin dışında, Merve’nin denemek istediği ya da kendi sevdiği şeyleri yaptığında bir kaç kere “İlginç” olmuş diye yüzünü ekşiterek yorum yaptığı için, Merve’de onun sevdiği yemekleri yapmaya başlamıştı. O çok sevdiği kuru fasulye veya zeytinyağlı barbunyaya veda etmişti bir süre kocası mutlu olsun diye çünkü Kamil baklagilleri sevmiyordu. Sonraları kendine küçük küçük yapmaya başlamıştı elbette ama başlarda insan bu dengeleri tam kuramıyordu. Evliliğin ilk üç yılında küçük gibi görünen bu olaylar birikip Merve’yi yormaya başladığında, başka şeyler de gözüne batmaya başladı. Merve hastalansa, Kamil onu bırakıp işe gidiyor, işinin ne kadar önemli olduğunu söyleyip, başı sıkışsa bile akşam gelince hallederiz diye geçiştiriyorken. Ailesinden gelen en ufak bir isteğe, günlerce koşturacak kadar vakit ayırıyor, kendini onu halletmek için harap ediyordu. En basit bir damacanaya su pompası alma işini bile annesi için hallediyor, kendi evlerinde günlük hayatı aksatacak hiç bir arıza veya durumla ilgilenmiyordu. Evin her sorumluluğu Merve’nin üzerine bırakılmıştı. O sadece çalışıyordu. Bir şeyi yapmayı unutsa ya da ortada bıraksa kapıdan girer girmez neden yapmadığını soruyordu Kamil. İlk olarak karısına bakmıyordu bile, yapılmamışı görüp onu söylüyordu.

“Bunlar kaç gündür neden burada?”, “Bunun böyle olmadığını görmedin mi?”

Merve yavaş yavaş bunları gündeme getirmeye başladığında ise olayların şekli de değişmeye başladı. Kamil her söylediğini onu beğenmediğine, onu eksik gördüğüne bağlamaya başlıyor, bir şekilde kendini haklı çıkarıyor, sesi yükseliyor hatta çoğu zaman “Kimseyi memnun edemiyorum” diyerek ağlamaya başlıyordu. Merve neye uğradığını şaşırmış vaziyette ona şaşkın şaşkın bakarken, günlerce küsüyor, “Ben hallederim”lere başlayıp, kendi işini kendi görebileceğini söyleyip Merve yokmuş gibi davranmaya başlıyordu. Sonra yine Merve’den gelen taleplerle oturup yeniden konuşuyorlar, barışıyorlar ve hiç bir şey olmamış gibi hayatlarına devam etmeye çalışıyorlardı. Aslında Kamil’in varlıklı olması gibi bir durum da yoktu çünkü tüm varlığı ailesi yönetiyordu. Kamil’in kendi tasarrufunda değildi. Onların onaylamadığı herhangi bir harcamayı kendi başına yapamıyordu, bu da onu hiç rahatsız etmiyordu. Babasının kurduğu işte, onun istediği şekilde çalışıyor, kazanılan paraların miktarı ve ne olduğunu Merve’ya asla söylenmiyor. Ortak mülklerden gelen kiranın bir kısmı evin masraflarına harcanıyor, sonra bir sonraki kira dönemine kadar para bekleniyordu.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın