Merve üniversite mezunuydu. Kamil ile mezuniyeti gerçekleşene kadar evlenmemişlerdi. Aslında bu yüzden belki ilişkilerinin en güzel yıllarıydı onlar. Buluşma heyecanları, birlikte daha çok vakit geçirme isteği, geleceğe dönük kurulan hayaller, el ele tutuşmalar, bakışmalar. Hepsi çok heyecan vericiydi. Böyle güzel bir nişan döneminin ardından evlenmek hayatın en mutlu günüydü gerçekten. Oysa nikah aileye dahil oluş anlamına geliyordu. O defterlere atılan imza ile geçmişine ait olmadığınız, bilmediğiniz bir topluluğun üyesi de oluyordunuz ve yeni üyelere her zaman hoş görü ile bakılmıyordu. Tıpkı dönemin ortasında yıllardır okuduğu okuldan ayrılıp, başka bir şehirde yeni bir okula, yeni bir arkadaş ortamına mahkum olmuş öğrenci gibi oluyordu insan. Birbirine alışmış, birbirini tanımış, ortak bir aile geleneği ve kültürü olan bir ailenin içinde uyum sağlayamaz ya da kabul görmezseniz bir ayrık otundan öteye gidemiyordunuz. Hele ki bu aile bir de maddi yönden sizin ailenizden daha güçlü bir aileyse. Fakir kız, zengin oğlan aşk klişelerinin altında yatan bir gerçek payı olabileceğini yaşayarak öğrenmişti Merve. Maddi anlamda olmasa bile eğitim seviyesi açısından kocasından farklı değildi. Belki daha az para gerektiren okullara gitmişti, belki daha az imkanlarla bu eğitimi tamamlamayı başarmıştı ama Kamil’in gördüğü eğitimin, altında kalacak bir eğitim aldığını düşünmüyordu. Yabancı bir ülkede eğitim almış olmanın mesleki açıdan en çok yabancı dil desteği sağladığını düşünüyordu, elbette eğitim kalitesi, öğretim görevlisi kalitesi farkları olabilirdi. Bu kaliteyi bakış açıları farklı olabilirlikle birleştiriyordu. Daha geniş ufuklu olabilirlerdi mesela ama bu da eğitim alınan yere, bölgeye göre değişirdi. Mezun olup diplomasını aldığında okuduğu okulun küçümsendiğini hissetti ilk önce. Bir mesleği değil bir diploması vardı görünüşe göre. Heves edip aldığı ama devam eden yaşam koşullarında ihtiyacı bile olmayacağı düşünülen bir kağıt parçası. Oysa o kağıt parçası, annesi ve babasının göremediği, dedesinin ona bakmak için harcadığı tüm yaşam gücünü telafi edebilecek maddi desteği sağlayabilecek, Merve’nin öğrenirken yaşamına çok şey katan bir bilgi birikimi demekti. Mesleğin camiasına ait olmak, o meslekte başarı kazanma isteği ve azminin başlangıcı, kendi ayakları üzerinde durmanın ilk sertifikasıydı.
Artık zengin bir kocası olacaktı, işin maddi kısmını düşünmesine gerek yoktu. Hayatı garanti altına zaten alınacaktı, tabi geleceği de. Yediği önünde, yemediği arkasında olacaktı. Yetişirken eksik kaldığı her şeye kolayca ulaşabilecekti. Dahası sadece para değil, bu paranın getirdiği ve ailenin soyadına yapışan bir güce de sahip olacaktı. Daha da doğrusu bunlara sahip bir kocası olacaktı. Evde ona hizmet eden çalışanları olacaktı, vitrinlerde görüp ulaşamadığı her şeye istediği zaman ulaşabilecekti. Tüm o güzel sohbetlerin, o iyi anlaşmaların, bakışmaların, kalpte uçuşan kelebeklerin yanı sıra gelecekti hem de bunlar. Kamil’in vaat ettiği hayattı bu.
Merve tüm bu vaatleri kalbindeki pırpırlarla dinlediği için o kendi kafasındaki düşüncelerle meşguldü ve bir mesaj alması gerektiğinin farkında bile değildi. Dedesinin gözü arkada kalmayacaktı, artık yorgun bedenini Merve için, o dükkana sürüklemek zorunda kalmayacaktı. Babasının yıllar önce gönüllü olmadığı halde sonuna kadar aldığı bu sorumluluğun altında ezilmeyecekti. Gösterişli bir nikah ve düğün ile dünya evine girdiler. Dedesinin göz yaşları kaldı aklında en çok bu günlerden. Mutluluğunu gölgeleyen tek şey ise, artık dedesinin yanında yaşayamayacak olmasıydı ama evlilik yuvadan uçup gitmekti zaten. Dedesi böyle söylemişti. Her evlat bir gün yuvadan uçup gider. Ama dedesinin öngöremediği bu uçuşun bir kafeste noktalanabileceği ihtimaliydi. Her kuş yuvadan uçar giderdi ama bu hayatının kalanında özgür ve mutlu geçeceğinin garantisi değildi, tam aksine yavruluktan henüz çıkmış bir kuş için dünya hiç bilmediği tehlikelerle doluydu.
Bir buçuk saate yakın bir süre cebinde az kalan parası ile bir internet kafede iş ilanlarına baktı. İş beğenecek durumda değildi. Bitirdiği okula ait mesleğini yapabilmesi için tecrübesi yoktu ve mezuniyetinin üzerinden altı yıl geçmişti. Yapabileceğini düşündüğü bir kaç iş ilanın kafenin işletmecisinden istediği bir kağıdın üzerine yazıp ayrıldı. Ancak birine uğramak için vakti kaldığı için doğruca oraya gitti. Burası bir kahve eviydi. Daha iş için geldiğini söyler söylemez, üniversite öğrencilerini tercih ettiklerini söyledikleri için, görüşme gerçekleşmeden çıkmak zorunda kaldı. Hayattan bezmiş görünen yirmi beşinde bir kadın bu iş için uygun değildi görünüşe göre. Zaten ilk başvurduğu yere umut bağlamadığı için vakit var diye düşünerek ikinci yere gitti. Parasını dolmuşa vermek istemediği için yaklaşık kırk beş dakika yürüdü. Burası da ev yemekleri yapan küçük bir işletmeydi. Mutfakta çalışacak eli yüzü düzgün birini arıyorlardı. İşletmeci onunla kısa bir görüşme yaptıktan sonra, zaten büyük beklentisi olmadığı için yarın başlayabileceğini söyledi. Maaşı çok değildi. Öğle yemeklerini orada pişen yemeklerden yiyebilecekti. Mutfakta patates soyacak, fasulye ayıklayacak, aşçıya hazır malzeme sağlayacak, gerekirse müşteriye bakacak, paspas atacak gibi basit işleri olacaktı. Zaten çoğunlukla paket servisi olan bir yerdi. Öğlen müşterisi dışında kalabalık olmadığı için de erken kapanıyordu.
Yüzünde rahatlamış kocaman bir gülümseme ile çıktı dükkandan. İşte bir iş vardı artık. En azından karnını doyurmaya yeterdi. Dedesinin darma dağın olmuş evine biraz bakım yaptırması gerekiyordu. Birazdan fazlası gerekiyordu ama acil olanları önden halledebilirse, kendine ait bir yaşamı yeniden kurabilirdi. Daha bir hafta öncesine kadar sağlam olan evin, bütün camları indirilmiş, kapısı parçalanarak içeri girilmiş ve rastgele kırılıp dökülmüştü. Bunu düşününce yeniden gerildi ama aklından uzaklaştırmaya çalışarak Suat’ın evine döndü.
Döndüğünde kapının önünde bir paket gördü. Üzerine küçük bir not iliştirilmişti.
“Yorgun geleceğini düşündüm, biraz yemek getirdim sana. Eve döndüğünde eğer istersen ziyaret etmek isterim. Ferhunde”
Saat yediye geliyordu ve gerçekten sabah yediği ile durduğu için acıkmıştı. Bu güzel jeste sevindi. Ferhunde hanım, o evde kalmaya başladığından beri, büyük nezaket gösteriyor ve oğlunun evine kapıyı doğrudan açıp girmiyordu.
Evliliğinde bile sahip olamadığı bu mahremiyet duygusunu düşününce, en azından onun Kamil’in ailesinden ne kadar farklı olduğunu görüyordu ama bir nezaket her şey demek değildi, bunu evliliğinin öncesi ve devamında acı acı öğrenmişti. Paketi alıp içeri girdi. Ferhunde hanımı arayıp, buyur etmekle etmemek arasında kaldı. Sonra yarın işe başlayacağını düşününce, bu günden gelmesinin daha uygun olduğuna karar verdi ve mesaj atıp, eve geldiğini, ne zaman isterse uğrayabileceğini yazdı. Yemeğini yedi ve bir çay koydu ocağın üzerine. Güzel porselen bir demliği vardı Suat’ın. Tıpkı dedesinin sevdiği gibi, o da porselen demlik seviyordu demek ki.
Ferhunde hanım yaklaşık kırk dakika sonra kapıyı çaldı. Onu şirkette bırakıp gittiği için biraz mahçuptu aslında ve bunu da açıklayabileceğini düşünüyordu bu görüşmede. Ferhunde hanım gündüz onlar hiç yaşanmamış gibi bir güler yüzle girdi içeri, “Umarım günün güzel geçmiştir” diyerek başladı söze.
“Bir iş buldum” dedi Merve, konuyu oraya döndürmek için.
“Harika senin adına çok sevindim. Muvaffak olacağına eminim” diyerek eline uzandı, Ferhunde hanım hafifçe dokunup geri çekti.
“Hayatına müdahale etmek, el koymak gibi bir amacım olmadığını söyledim. Destek istediğin her an yanında olurum. Burada dilediğin kadar kalabilirsin. Bir ücret teklif etmenin rencide edici olacağını düşündüğüm için söylemiyorum ancak senin böyle bir düşüncen varsa bana açıkça ifade edebilirsin. Bize hiç bir şey borçlu değilsin biliyorsun.”
“Hastane ziyaretleri için mi?” dedi Merve şaşkınlıkla. Ferhunde hanım başını salladı.
“Bak canım, senin fırsatçı bir kız olmadığını anlayacak kadar çok insan tanıdım ben. Lütfen söylediklerimi yanlış anlama. İhtiyacın olduğunu biliyorum ve bizim için yaptığın bu fedakarlığın karşılığı olması gerektiğini düşünürsen, bunu bana açıkça söyleyebilirsin. Bu kesinlikle beni rahatsız etmez.”
“Hayır” dedi merve, “Hayır böyle bir beklentim yok”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.