Doğru Zaman – Bölüm 6

Hastane odasında kendi kendine düşünürken, Suat’ı unuttuğunu fark edip toparlandı Merve, saatine baktı neredeyse iki saattir orada oturuyordu.

“Bu gün seni biraz ihmal ettim” dedi Suat’a gülümseyerek, “Şimdi çıkmam gerek çünkü iş bakacağım söylediğim gibi. Yarın yine gelirim görüşürüz.” diyerek kalktı koltuktan. Bir terapi seansından çıkıyor gibi hissetti kendini kalkarken. Dönüp son bir kez Suat’a baktı ve kapıyı açıp, çıktı. Ferhunde hanım kapının dışında dün oturduğu koltuktaydı.

“Teşekkür ederim” dedi Merve’yi görünce, “İçeride senin olduğunu söylediler, girmedim o yüzden. Buraya kendiliğinden gelmiş olman inan beni çok mutlu etti”

Merve, ne diyeceğini bilemeden baktı Ferhunde hanımın yüzüne bir kaç saniye, “Ben elimden geleni yapacağım” diyebildi sadece.

“Akşama doğru geleyim uygunsan?”

“Orası sizin eviniz tabi gelin. Ben iş arayacağım bu gün biraz. Yani kendimi toparlamam gerek!”

“Ah!” dedi Ferhunde hanım, “Ben ne kadar aptal bir kadınım. Kendi derdimi düşünüyorum yine ve senin neye ihtiyacın olduğunu bile düşünemiyorum değil mi? Yine yapıyorum, çok üzgünüm.”

“Estağfurullah!” dedi Merve şaşkın bir şekilde, “Bana evinizi açtınız, bu yeterli zaten.”

“Hayır, hayır. Bekle, beraber çıkalım. İş sorununu hemen çözeceğiz!”

“Hayır lütfen, buna gerek yok siz oğlunuzla vakit geçirin!”

“İnşallah!” dedi Ferhunde hanım iç çekerek, “Bir gün bunun gerçekten olması en büyük duam. Ama şimdi seninle ilgileneceğim. Haydi gel!” diyerek kalktı yerinden ve ona takip etmesini işaret etti. Bir yandan da “Çok aptalım, gerçekten çok aptalım. Senin o evde oturup, sanki hayatın hiç yokmuş gibi, her gün hastaneye gelmeni talep ediyorum ama gerçekten ihtiyacın olan şeyleri düşünemiyorum bile!”

Necmi bey kapıda arabanın yanında bekliyordu. İkisi birden binince, “Şirkete Necmi” dedi Ferhunde hanım ve yola çıktılar. Merve yine eli kolu bağlanmış hissediyordu kendini.

“Bakın!” dedi çekinerek, “Gidecek hiç bir yerim yok ama belki de size hiç faydam olmayacak! Beni tanımıyorsunuz bile ve ben size sürekli borçlanıyormuşum gibi hissediyorum.”

“Bana borçlanmıyorsun” dedi Ferhunde hanım yumuşak bir sesle, “Ne zaman istersen gitmekte özgürsün. Ben sadece şimdi acil olan ihtiyaçlarını çözmek istiyorum. Sen kendini hazır hissedene kadar bu desteği sağlamak istiyorum izin verirsen.”

Sonra durdu bir süre, “Ben” dedi “Aslında haddimi aşarak belki” durup dikiz aynasından Necmi beye baktı, “Biraz öğrendim hikayeni ama aslını senden dinlemek istiyorum elbette. Yani neden bu durumda olduğunu biliyorum en azından ama nasıl bu duruma geldiğini bilmiyorum elbette.”

Merve’nin kalbi sıkıştı biraz. Suat’ın günlüğüne açıp bakmak gibiydi aslında bu biraz, anlatmadığı bir hayatın sayfalarına mı bakmıştı Ferhunde hanım. Sır mıydı? Sorsa anlatmaz mıydı? Bilmiyordu bu sorunun cevabını ama yine de kalbi sıkıştı, cevap vermedi. Ferhunde hanım da şirkete gelene kadar bir şey söylemedi başka.

Birlikte kocaman gösterişli bir iş merkezinin içine girdiler. Burası Merve’nin yüreğini iyice sıkıştırdı. Tarih tekerrür mü ediyordu, zengin bir aile ve bir anne oğulun hayatının içine mi sürükleniyordu daha bir tanesinden yeni kurtulmuşken ve o bir tanesi hayatını neredeyse mahvetmişken. O yürümeyi kesince, Ferhunde hanım da durup baktı yüzüne.

“Ben” dedi Merve, “Sanırım kendim bir iş bulsam çok daha iyi olacak!”

“Tamam!” dedi Ferhunde hanım çaresiz bir sesle, “Tamam, sen nasıl istersen”

Ve Merve, dönüp çıktı bu ışıltılı binadan. Hızlı hızlı uzaklaşıp, bir banka oturdu kendi başına.

“Benim sağlığım iyi değil” demişti dedesi bir gün, “Bu dükkanı idare edecek kadar iyi değilsin”

Bunu söyleyen başka biri olsa, Merve’yi değil dükkanı dert ettiğini düşünürdü ama artık onu tanıyordu. Söylemek istediği hayatta onu tek başına bırakmak istemiyordu ve Merve’de onca yılın ustalığına sahip değildi. Dedesine bir şey olursa, mezun olup işe girene kadar hayatını devam ettirecek bir garantisi yoktu.

“Seneye son sınıfa geçeceğim” dedi Merve. Birbirlerini artık anladıkları için, ayrıca açıklamalara gerek kalmadan kısa cümlelerle anlaşabiliyorlardı.

“Okulunu bitirmen şart!” dedi dedesi, “Ama yine de hayatında sana destek olacak biri olsa iyi olur!”

“Bir erkek arkadaşım olup olmadığını mı merak ediyorsun?”

“Olmadığını biliyorum. Olsa her gün dersten sonra burada ne işin var?”

“Ne diyorsun o halde?”

“Okulun bitene kadar nişanlı olabilirsin”

“Anlamadım?”

“Yani diyorum ki, çok iyi bir aile. Yani Kamil’in ailesi, zenginler, Kamil mezun olmuş, babasının işini üstlenmeye hazır.”

“Kamil de kim dede?”

“Babana bir söz verdim, ölmeden sözümü tutmam gerekiyor”

“Sen beni evlendirmeye mi çalışıyorsun?”

“Nişan yapılacak sadece, sen okulunu bitirene kadar bekleyecekler, beni üzme. Artık kalbim kaldırmıyor. Dükkanı da devam ettirecek mecalim yok. Kapatacağım”

Babasının, ona yüklediği sorumluluğun ağırlığı çöküyordu dedesinin üzerine biliyordu. Onca yaşına rağmen Merve için çalışmaya devam ediyordu. Sevgisini göstermeyi bilmiyordu ama koruyuculuğunu göstermesi onun için bu demekti zaten.

“Tamam” deyiverdi nedense, “Tamam öyle istiyorsan”

“Tanışın, bak sen kendin de. Olmuyor dersen olmaz. Mecbur değilsin”

“Tamam bakarım”

Böyle tanışmışlardı Kamil’le. Dedesinin çok eski bir arkadaşının, tanıdığıydı babası. O söylemişti aslında. İkisi dertleşmişler, “Ne olacak bu kızın hali?”nden konu buraya gelmişti. Kamil yurt dışında eğitim görmüştü. İki ablası vardı. Az önce Ferhunde hanım ile gittikleri gibi kocaman bir şirketleri vardı. Annesi oğluna bir türlü kız beğenemiyordu. Oğlunun peşinde zaten bir sürüsü vardı ama onlar tutucu bir aileydi ve öyle her gelini ailelerine sokamazlardı. İyi aile terbiyesi almış, uysal, geçimli bir kız istiyorlardı. Zenginmiş, fakirmiş gibi bir sorunları yoktu. İstedikleri kendi ailelerine uyum sağlayacak, oğullarını mutlu edecek bir kızdı sadece. Dedesi neden olmasın deyince, arkadaşı gidip aileye haber vermişti. Pimpirikli aile adamın dediklerini soruşturmuş, hikayelerini öğrenmişti. Tıpkı Ferhunde hanımın onu araştırdım demesi gibi. Kamil eş seçimini annesine bırakmakta bir sakınca görmüyordu ve ailesi de Merve’yi onaylamıştı. Dedesine haber geldiğinde konuyu ona açmasının nedeni buydu. Gençler birbirlerini önce bir tanıyıp görsünler diye bir buluşma ayarlandı. Kamil dükkana gelip bir hafta sonu Merve’yi aldı ve birlikte bir çay bahçesine gidip oturdular.

“Özellikle böyle bir yer seçtim” demişti Kamil o ilk gün, “İkimizin de rahat edeceği bir yer olsun istedim. Bir parkta yan yana oturmuş, sohbet eden iki yabancı gibi.”

Hoşuna gitmişti bu fikir Merve’nin gülümsemişti.

Kamil iyi bir insandı, neşeliydi, eğlenceliydi, bilgiliydi, nazikti. Bütün gün sanki gerçekten bir parkta karşılaşmışlar gibi sohbetler ettiler. Birbirlerine çocukluklarını, hayatlarını anlattılar. Giderken kendini rahatsız hissettiği bu buluşma, anlayamadan keyifli bir güne dönüşmüştü.

“Bu görücü usulü saçmalığına hiç inanmıyorum” demişti Kamil, “Anneme tamam demiştim dırdırından kurtulmak için ama iyi ki gelmişim diyerek ayrılıyorum senden”

Bu daha da hoşuna gitmişti Merve’nin. Buluşmayı bir kaç kez daha tekrarlamaya karar vererek ayrılmışlardı o gün. Her buluşma aynı yerde, daha da keyiflenerek devam edince, Kamil, “Ne dersin? Ailelerimiz devreye girsin mi artık?” diye sorduğunda, o da olumlu cevap vermişti. On dokuz yaşındaydı. Gençti, aslında hayatında ilk kez bir erkek arkadaşı oluyordu. Yani tabi ki okulda arkadaşları vardı, ondan hoşlananlar da vardı. Aralarında iyileri de vardı ama bu buluşmalar zaten bir yere evrilsin diye yapıldığından mı nedir, kalbini ısıtmıştı. O da hiç pişman olmamıştı, pişmanlıklar sonrasına saklamıştı kendini.

Yine saatine baktı, “Kalk hadi kalk, yeni pişmanlıklar yaşamamak için kendine bir düzen kurmak zorundasın?” diye söylendi. Dün yaptığı plana göre bir internet kafeye gidip iş ilanlarına bakacaktı. Suat’ın evde bir bilgisayarı vardı ama günlük gibi, onu da açıp kurcalamak istememişti.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın