Doğru Zaman – Bölüm 4

“Ve maalesef canım kızım” diye devam etmişti Ferhunde hanım, “O sıralar ailemden kalan ve sorumluluğu bana yüklenen mal varlığımızı koruma konusuna o kadar odaklanmıştım ki, oğlumun mutluluğunu bile göz ardı ederek benim istediğim izdivacı yapmasını planlıyordum. “

Ferhunde hanımın, oğlunun görüp beğendiği kızdan hiç haberi olmamıştı, komaya girene kadar. Merve’ye bundan sonra anlatacaklarını o da oğlunu hayata döndürmek için çaresizce çabalarken, emektar şoför Necmi beyden dinlemişti.

Suat dedesiyle yaptığı ziyaretin ardından bir kaç kez mahalleye, Necmi bey ile geri dönmüş ve araştırma yapmıştı. Merve’nin hayatını başına gelenlerin bir kısmını çevreden duyduğu kadarıyla öğrenmişti. Necmi bey onun bu küçük sırrını saklamayı kabul ederken, Suat’ın niyetinin delikanlılığın coşkusu ile hissedilen bir hoşlanmadan öteye gideceğini sanmıyordu.

Ferhunde hanım, ailesinden kalan şirketlerin değerlenmesi ve malvarlıklarının sürekliliğinin sağlanması için oğlunun kendi aile yapılarına benzer aile yapısında olan bir kızla evlenmesini planlamıştı. Suat artık yirmi altı yaşındaydı ve annesinden serveti devralacaktı. Ancak doğru yönetilmeyen bir servet, enine sonunda yok olmaya mahkumdu. Servetin maddi değerinden ziyade bu servetle miras alınan aile adları da oldukça önemliydi. Oysa kendisi evlenirken Mansur bey ona böyle bir şart koşmamıştı, kendisi aşk ile evlenip, evliliğini aşk ile sürdürdüğü için kızının da aynı güzelliklerini yaşamasını istiyordu. Ferhunde hanım ise bunu kendinde bir sorumluluk gördüğü belki de aile adının ve servete yüklediği anlamın altında ezildiği için aşktan ziyade, mantığı ile bir evlilik tercihi yapmış, Mansur bey de kızının aşk ile istediğini düşünerek onaylamıştı. Ferhunde hanımın rahmetli eşi de aileden zengin bir adamdı. 30 yıl süren evlilikleri boyunca, her ikisi de aynı amaca uygun yaşadıkları için aralarında bir sürtüşme yaşanmamış, her şey Ferhunde hanımı rahatlatacak şekilde gelişmiş, iki ailenin serveti ve adı birleşerek daha da büyümüşlerdi. Suat bu ailenin içinde büyümüş olmasına rağmen, onlara benzemediği için dedesine yaklaşmıştı aslında ama Ferhunde hanım bunu fark edememişti. O aşk evliliğine inanıyordu. Elbette miras alacağı değerler önemliydi, ancak zaten büyük olan serveti büyütmek uğruna değil, dedesinin anneannesine duyduğu aşk gibi bir aşkla bu serveti taçlandırmak istiyordu. Annesinin baskıları yüzünden de o zamana kadar kimseyle evlenmeye yanaşmamıştı. Ferhunde hanım babasının sadece bir romantik olduğunu düşünüyordu. Annesi ve onun arasındaki ilişki, masalsı bir ilişkiydi ama onların sürdürebildiği gibi her zaman sürdürülmesi mümkün bir ilişki değildi. Suat’ın hayatının da aynı romantik hayaller peşinde devam etmesini istemiyordu. O belki eşini mantığı ile seçmişti ama sevmişti de. Kendi dengi olan, anlaşabileceği, ortak amaçları olan bir eşle evlilik zaten uzun soluklu olurdu.

Merve tüm yorgunluğu ve kafa karışıklığına rağmen Ferhunde hanımın giderek daha eskiye dayanan hikayesini dikkatle dinlemeye çalışıyordu. Günlerdir kırık dökük, buz gibi bir evde uyumadan geçirdiği için zorlanıyordu. Sonunda Ferhunde hanım onun zor açık tuttuğu gözlerini fark edip, hikayeyi ertesi gün tamamlamak üzere yanından ayrıldı ve Merve o gider gitmez kanepede derin bir uykuya daldı.

Ertesi gün kapının ziliyle gözlerini açtığında, gelenin Ferhunde hanım olduğunu gördü. Kaldığı yerden devam edebilmek için erkenden gelmiş olmalıydı. Aslında kapının şifresini zaten bildiği halde nezaketen zile basmayı tercih etmiş olmalıydı.

Ferhunde hanım elinde güzel bir kahvaltı sepetiyle gelmişti.

“Merak etme” dedi kapıyı açar açmaz, “Seni hemen hikayenin kalanı için zorlamayacağım. Nasıl olduğuna bakmaya geldim. Kahvaltı yapalım, sonra birlikte hastaneye gideriz ve seni oğlumla tanıştırırım”

“Oğlunuz komada değil miydi?” dedi Merve henüz ayılmamış zihnine rağmen.

“Evet” dedi Ferhunde hanım bir anda gözleri dolarak.

“Sizi üzmek istememiştim çok özür dilerim.”

“Hayır sorun değil oğlumun komada olduğu gerçeğini biliyorum. Bir annenin oğlunu böyle göremediğini anlayabilmeni umuyorum. Haydi çayı koyalım da kahvaltı edelim” dedikten sonra içeri girdi ve çay demleyip, birlikte kahvaltı ettiler. Uzun zamandır yediği en güzel kahvaltıydı Merve’nin. Sonra onu kırmamak bir duş alıp, üzerini değiştirdi ve hastaneye gittiler.

Bunun kısa bir ziyaret olacağını düşünen Merve, Ferhunde hanım onu odada Suat ile bırakıp çıkınca kalması gerektiğini düşündüğü için uzunca bir süre oturdu. Suat’ın fotoğrafta hatırlayamadığı yüzünü, o an görünce de hiç hatırlamamıştı. Fehunde hanımın bir gün önce anlatmaya başladığı hikayenin nereye varacağını henüz bilmiyordu. Ancak bunca yıl sonra gelip onu bulduğuna, oğlunun evini açtığına ve onu oğlu için bir umut gördüğüne göre, tanımadığı veya hatırlamadığı bu yüzün sahibinin, ona olan duyguları devam etmiş olmalıydı. Peki neden gelip söylememişti onca zaman, ne olmuştu da bunca yıl sonra şimdi hiç bilmediği bir hikaye yüzünden bu koltuktaydı. Onu da odadan çıkmaya karar verip, Ferhunde hanımı oda kapısında otururken bulduktan sonra anladı. Ferhunde hanım kısa bir süreliğine oğlunun yanına girip, sonra onunla eve döndü.

“Hazırsan devam edeceğim” demişti dönerken, Merve’nin buna itiraz edecek bir durumu yoktu. Kendi hikayesinden çıkmış, birden bire bambaşka bir hikayenin ortasına düşmüştü ve kendi hikayesinde dönülecek bir yer yoktu.

Necmi bey, Suat’ın Merve’yi asla onaylamayacağını bildiğinden ona hiç bahsetmemişti. Dedesinin de onun mutluluğu için annesiyle konuşmak isteyeceğini düşündüğünden ve annesi ile onun yüzünden bir sürtüşme yaşayıp üzülmesinden korktuğu için bir şey söyleyememişti. Necmi bey meraklı, soru soran bir adam değildi ama başlangıçta azar azar da olsa ona gördüğü kızı ne kadar beğendiğinden ama bunun imkansız bir aşk olduğundan bahsetmişti.

Merve’nin dedesi kanunu onarmanın ve bakımını yapmanın düşündüğünden uzun süreceğine dair haber yollamış, aradığı parçaları bulup, hallettiğinde onlara bilgi göndereceğinin haberini bildirmişti. Bu nedenle de Suat, olur olmaz bir zamanda dükkana gidip kanunu sorma bahanesi ile Merve’yi tekrar görmeyi deneyemiyordu.

“Sizden bu kadar mı çekiniyordu?” dedi Merve şaşkınlıkla, “Siz onun annesisiniz”

“Ben de onun annesi olduğumu düşünüyordum ama meğer evladıma olan sevgimi bile ikinci plana atacak kadar bir mal meraklısıymışım. Suat benim izdivaç önerilerime her zaman karşı çıkıyor ve ne istediğini açıkça dile getiriyordu. Ancak ben dinlemiyor ve ona çok kesin bir dille, kendi dengi olmayan bir kızla asla evlenemeyeceğini söylüyordum. Aslında biz eşimle el ele verip servetimizi büyütmüştük evet ama babama söyleyemediğim bir gerçek vardı. Eşim son zamanlarda zenginlerin dahil olduğu bir kumar grubuyla oyunlar oynuyordu. Ben bunun vakit geçirmek için oynadıkları masum oyunlar olduğunu düşünüyordum. Ancak bir süre sonra hesaplardan büyük miktarda paralar çektiğini fark ettiğimde, neler olduğunu öğrendim. Eşim servetimizi kumar masalarında eritiyordu. Bundan hem utanıyor, hem de vazgeçemiyordu. Ona tedavi olmasını, o gruptan uzak durmasını söylesem de devam etti.”

Hikayenin burasında gözleri dolmuştu, “Bunu ne babama, ne de Suat’a söyleyebildim. Suat’ın gözünde saygı duyduğu babasının bu duruma düşmesini istemiyordum. Babama ise kendi utancım yüzünden söyleyemiyordum. Eşimin geçirdiği kalp krizinin üzerindeki bu baskı ve bağımlılığı yüzünden olduğunu da kimseye söyleyemedim. Herkes ani ve talihsiz bir krizle öldüğünü düşündü. Arkasında bana sandığımdan daha büyük bir kumar borcu bıraktığını da sonradan öğrendim.”

“Ve oğlunuzu bu yüzden varlıklı bir aileye damat yapmaya çalıştınız, yani kocanızın eksilttiği servetinizi tamamlamak için öyle mi?” dedi Merve kendini tutamayarak, sonra birden toparlanıp, “Yani ben sizi suçlamak istemiyorum elbette” diye ekledi.

“Suçla kızım, haklısın tam olarak böyle düşünerek davranıyordum. Ben bu yönde planlarımı yaparken, o dedesi gibi bir evlilik isteyip, sana karşı hayranlığını büyütürken ikimizin de beklemediği bir başka şey oldu. Babam vefat etti.”

“Mansur bey mi?”

“Evet. Babamın rahatsızlıkları vardı yaşlılığına bağlı olarak ama genel olarak iyiydi. Ancak bir gece uykusundan uyanamadı.”

“Zavallı Suat kim bilir ne kadar üzülmüştür” deyiverdi bu kez Merve, “Yani siz de tabi” diye ekledi arkasından bir kez daha.

“Evet ikimiz de çok üzüldük. Ben babama düşkündüm. Onun her düşüncesini onaylamıyordum ama o çok iyi bir insan, çok iyi bir eş, çok iyi bir baba ve çok iyi bir dedeydi. Kanunun deden tarafından onarıldığını göremeden ayrıldı aramızdan ve kanun konusu Suat tarafından iyice değerlendi. Dedesi zaten kanunu ona verecekti. Babamın ölümünden sonra onun mirasına yaptığımız bu haksız kayıp yüzünden daha da kötü hissetmeye başladım. Kalan servetimiz az değildi ama Suat’ın her şeyi eski haline getirmesi için çaba sarf etmesi gerekiyordu. Babası hem bizim, hem de onun hakkını eritmişti ve ona borçluyduk aslında.”

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın