Kırık Dökük Bir Hikaye – Bölüm 27

Bebeklerin gelişimi çok sıkı takip edildi, annelere her şeyin normal olduğu söylendi. Sultan’ın bebeği için her şey gerçekten normaldi. Dilara’nın bebeğinde bazı sorunlar olabileceğini ön görüyordu ama bu illa olacak ya da genetik hastalığa sahip olduğu anlamına gelmiyordu, doğmadan belli olmazdı. Fatih’in zihninde ise ölme potansiyeli olan bir bebekti artık Dilara’nın taşıdığı bebek. Karısının zaten narin ve çok çabuk yıkılan biri olduğunu biliyordu, onun da bir bebeği kaybetmeyi dahası Fatih’in genetik hastalık hikayesini saklamasını kabul edeceğini sanmıyordu. Riskli bebeği gözden çıkarabileceğini düşündü ama nasıl olacağını bilmiyordu. Doktora düşüncesinden bahsetti. Doktor bebeğin bir hastalıkla doğacağından kesin emin olamayacaklarını, Dilara’yı şüphelendirmeden başka testler de yapamayacaklarını söyledi. Yine de bebeğin sorunlu doğma ihtimali yüzde otuzdu. Gelişim geriliği olduğunu düşünüyordu ama doğumdan sonra toparlayabilirdi. Yine de isterse bebekleri değiştirebileceğini ama bu riski alması için ikna edecek bir meblağ olması gerektiğini söyledi. Fatih kabul etti, Sultan önce doğurdu ve sorunsuz bir doğum oldu. Bebek sağlıklıydı. Dilara’nın son kontrollerinde bebeğin gelişiminde bir düzelme olmadığı ortaya çıktı, hamileliğin son zamanlarında Dilara’da kendini çok yorgun ve bitkin hissediyordu. Son hafta Fatih Sultan ile konuştu, ona planından ve doktorla olan konuşmadan bahsetti. Feride’de sağlıklı doğmuştu ama sonradan hastalık kendini göstermişti. Eğer Dilara’ya Sultan’ın bebeğini verirlerse, Fatih onu hastalık çıksa bile korumak için elinden geleni yapardı. Ancak Sultan’da kalırsa, bunu yapabilmesi daha zordu. Dilara’ya hastalıktan hiç bahsetmeden Sultan’ın Zeynep ismini verdiği bebeği verecekler, Sultan’da bunun karşılığında Fatih’i hayatında tutacak, kızı iyi bakılacak, yine de görmesi için fırsatlar yaratılacak ve rahat edecekti. Fatih ailesini zor durumda bırakmamak için de Dilara’dan ayrılamazdı.

Günler geçtikçe Dilara biraz daha kendine geliyordu. Acıları azalmıyordu ama aklını toparlamaya başlamıştı. Başına gelenlere kendisi bile inanamıyordu. Kocası ve kızı ile mutu bir aile yaşantısı olduğunu zannederken şimdi tek başına büyüdüğü evdeydi. Ortalıkta koşup, bağıran bir kızı yoktu, her akşam eve gelen ve aynı yatakta uyuduğu bir kocası yoktu. Sanki bunların hepsi başka bir yerde başka bir zaman diliminde olmuştu ve bir el Dilara’yı o yaşamdan alıp, yeniden büyüdüğü eve getirmiş gibiydi. Ne kadar savunmasız ve saf olduğunu görüyordu. Başından beri yaşadıkları her şey, söylenen her bir kelime gelip karşısına dikiliyor ve hepsinin içinden bir sahtelik fışkırıyordu. Kullanılmıştı, kandırılmıştı hepsinden öte çok yaralanmıştı. Daha kısa bir zaman önce yavrusu için endişelenen bir anneyken, şimdi kendi kızının nerede olduğunu bilmeyen farklı acılara sahip bir anneye dönüşmüştü. Sibel hanım “Kızınız hayatta olmayabilir, aramaya devam edeceğiz. Ancak yaşadığınız bunca şeyin üzerine, yeni bir hayal kırıklığı yaşamanızı istemiyorum” demişti sonradan konuştuklarında. Her ne kadar işini yapıyor olsa da, Dilara’nın hissettiklerinde kendi payı olduğunu biliyor ve bir kadını böyle görmekten büyük üzüntü duyuyordu. İşlerini kişiselleştiren veya müşterileri ile duygusal bağ kuran biri değildi ama bu defa gerçekten o zavallı çocuğa ne olduğunu öğrenmeyi kendisi de istiyordu. Hırsızlar, sahtekarlar, aldatanlar çok görmüştü ama bir çocuğun hayatını çalmak, bir annenin evladını çalmak bambaşka bir şeydi.

Dilara her şeyi net olarak bilen kişi o olduğundan, en açık şekilde onunla konuşabiliyor bu da onu biraz olsun rahatlatıyordu. Avukat boşanma sürecini başlatmıştı. Fatih’in tüm yetkileri elinden alınmış, geçici olarak bir başka müdüre devredilmişti. Dilara kendini toparlayınca işlerin başına geçip, yetkileri devralacaktı ama bunun için biraz zamana ihtiyacı vardı.

Öte yandan avukat Sibel hanımdan aldığı dosyalarla asıl davanın başvuru dosyasını hazırlıyordu. Bu da bir kaç günde olacak bir şey değildi. Özel bir dedektifin oluşturduğu dosyayı doğrudan kanıt olarak sunamayacağı için öncelikle araştırmanın doğruluğunu incelemesi, ardından kendi araştırmaları ile dosyaya yeni kanıtlar eklemesi de gerekiyordu ki, Sibel hanımın erişemediği pek çok şirket kaydına onun rahatlıkla erişme imkanı zaten vardı. Fatih’in tüm para hareketleri inceleniyordu. Mahkeme başladıktan sonra telefon kayıtlarına erişmek de mümkün olacaktı.

Arya’nın tedavisinin istenilen doktorda devam ettirilmesine izin vermişti Dilara, harcamalar belgelenecek, ardından ödemeler Fatih’in hesabına doğrudan yatırılacaktı. Fatih bu davanın açılacağını zaten avukattan duymuştu. Sultan kaçalım buradan diyordu ama kaçmak çözüm değildi, ayrıca Arya’nın sağlığını da tehlikeye atmış olurlardı. Bu yüzden bekleyip, başlarına gelene razı olmaları gerekecekti. Fatih içeri alınırsa ki bu ihtimal dahilindeydi, Hanife hanım ve Feride ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Memlekete dönmek için toparlanmaya başlamışlardı. Fatih şimdilik Sultan ve Arya’nın onlarla gitmesini istiyordu. O burada kalacak ve gelişmeleri bekleyecekti. Ayrıca çalışması da gerekiyordu. O pahalı güzel yaşantısı bittiğine göre, en azından şimdiyi kurtaracak bir gelire ihtiyacı vardı. Eskiden sadece anne ve kız kardeşine bakarken, şimdi dört kişiye birden bakacaktı. Sultan’ın evini de boşaltmak zorundaydılar, o evin masraflarını ayrıca karşılayacak güçleri artık yoktu. Böylece Sultan mecburen Hanife hanımlarla memlekete gitmek zorunda kaldı. En azından kızı artık yanında olacağı için memnundu. Arya, zaten o evde mutlu olduğundan, “Babaannenin memleketteki evine gideceğiz kuzum” deyince bunu bir tatil sanıp hemen ikna olmuştu. Evde o kadar sıkılmıştı ki uzun zamandır, bambaşka bir yere gidiyor olmak onun için bir maceraydı adeta. Elbette evinde sahip olduğu koşullara bu yeni hayatında sahip olamayacağının henüz farkında olmayacak kadar küçüktü.

Dilara, Fatih ile yaşadıkları evin kilidini değiştirtmişti. Bir kaç gün toparlandıktan sonra Gülizar hanımla eve gidip, kalan özel eşyalarını topladılar. Arya’nın odasına girince içi bir tuhaf oldu. Gülizar hanımdan o odadaki eşyaları da toplayıp, kolilere doldurmasını istedi.

“Emin misiniz?” dedi Gülizar hanım sesi titreyerek. Dilara ona kısaca olanları özetlemişti ama Gülizar hanım eline doğmuş bir çocuktan ayrılmaya kendisi bile bu kadar hüzünleniyorken, Dilara’nın nasıl zorlandığını tahmin ediyordu, sorusuna cevap beklemeden, “Tamam hallederim” ben dedi hemen ardından.

Ailesinin evini tamamen açmışlar, temizlemişlerdi. Bahçıvan düzenli gelip, bahçeye bakmaya devam ediyordu. Gülizar hanım bu ara çok yorulduğundan, Dilara o evin baştan sona temizlenmesi için bir firma ile anlaşmıştı. Evin hemen arkasında annesi öldükten sonra babasının yatılı kalan çalışanları için düzenlenmiş küçük bir ev vardı. Gülizar hanıma isterse eşiyle gelip o eve yerleşebileceklerini söyledi ama Gülizar hanım eşiyle konuşmadan böyle bir kararı hemen alamadı. Dilara’nın kafasının karışık olduğunu biliyordu ve olanlara ne kadar üzülmüş olursa olsun yine de boşanmayacağı ihtimalini de göz ardı edemiyordu. Sürekli onların yanındaydı ve karı koca ne kadar iyi anlaşıp, birbirlerini ne kadar sevdiklerini en yakından gören hep o olmuştu. Aldatılıyor olmasına rağmen, kocasıyla oturmaya devam eden bir çok kadın tanıyordu. Elbette onların Dilara gibi maddi durumları iyi değildi ama kadınlar yapıyordu böyle şeyler.

Avukat bir ay dolmadan davayı açtı. Dilara bu arada Arya’nın eşyalarını mobilyaları ile birlikte olduğu gibi Hanife hanımların evine gönderdi. Avukat aracılığı ile Fatih’e haber verilmişti. Eğer kendi kızını bulursa, ki Sibel hanımın söylediklerini aklından çıkarmıyordu ona ait bir oda zaten taşındığı ailesinin evinde olacaktı. Bu evi de tamamen boşaltacak ve satacaktı. Artık o evin kapısından içeri girmeye bile canı dayanmıyordu.

Gülizar hanıma istediği eşyaları alabileceğini söyledi ama kadıncağız bu teklifi kabul etmedi. Yine bir ihtiyaç sahibine verilmesi için etraflarına duyurdular.

Dilara, işlerin başına geçmek için davanın başlamasına kadar bekledi ve sonra işe döndü. Fatih’in döneminde onun yetkisinde olan tüm işlerin incelenmesini istedi. Fatih’in kendi özel harcamaları dışında şirketi zora sokacak bir kararı ya da zimmetine fazladan para geçirme gibi bir işlemine rastlanmadı. En azından işine karşı dürüst kalabilmişti.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın