Davalara kendisi gitmediği için kimseyi görmek zorunda kalmıyordu ama Fatih karısına ulaşmak için her yolu deniyordu. telefon kayıtları, Sultan’ın harcamaları da incelenmeye başlayınca Sultan memleketten geri dönmek zorunda kaldı. Hanife hanım sıranın kendilerine gelmesinden çok korkuyordu ki sonunda olacağı kesindi. Organize dolandırıcılık ve çocuk kaçırma suçlarından yargılanıyorlardı.
Fatih daha en başında, çocukları neden ve nasıl değiştirdiklerini, bunu kimlerle yaptığını, ailesinin ve Sultan’ın o her şeyi hallettikten sonra olaya dahil olmak zorunda kaldıklarını anlattı. Dilara’nın bebeği sağlıksız doğduğu için doktorun belirlediği özel bir merkeze gönderilmişti. Bir yıl boyunca en iyi koşullarda bakılmıştı, ancak bir yaşını dolduramadan hayattan ayrılmıştı. İşin en acısı da bebekte genetik hastalık bulunmadığı ortaya çıkmıştı. Yani Fatih’in Dilara’dan doğan kızında Arya’da ve Feride’de olan hastalık yoktu. Bambaşka sorunlar yüzünden hayatını kaybetmişti. Fatih onun yaşaması için uğraşmıştı, bir kenara atmamış, başkasına vermemiş hayata tutundurmaya çalışmıştı ama maalesef olmamıştı. Bunları kendi itiraf ettiğinden Sibel hanımın araştırmaya devam etmesine gerek kalmadı. Bebeğin yatırıldığı merkezden tüm belgeler istendi ve doktorların ifadeleri alındı ve Fatih’in söyledikleri doğrulandı. Bebeği değiştirmemiş olsa bile, kızları onlarla en çok bir yıl daha yaşayacaktı. Fatih’in tek pişmanlığı bunu kendi korkuları yüzünden yaparak, onu annesinden ayrı tutması olmuştu. O iki kızını da sevmişti, olsunlar istememişti ama sevmişti. Dilara’yı da sevmişti, amacı ona zarar vermek değildi. Olayların bu noktaya geleceğini hiç düşünmemişti. Kızları yaşamış olsa, kurtulmuş olsa onu bir yolunu bulup eve getirmek istemişti. Tabi evlatlık gibi göstererek ama olmamıştı.
Fatih’e nitelikli dolandırıcılık suçundan sekiz ay sonra hapis cezası verildi. İyi niyetli olması yaptıklarını aklamıyordu ki zaten o da bunu kabul ediyordu. Dilara bir tazminat talebinde bulunmamıştı ama kocasının ifadesini okurken yeni bir ağlama krizine tutulmuştu. Kızının yaşamadığını, o yaşam savaşı verirken yanında olamadığını düşünerek kahroldu uzun süre. Fatih’i bu iki çocuğu düşürdüğü durum yüzünden asla affetmeyecekti öncelikle.
Fatih tutuklandıktan sonra, o çıkana kadar Arya’nın bütün maraflarını karşılayacağını avukatı aracılığı ile bildirdi. Sultan, Hanife hanım ve Feride’nin cezaları ortada bakıma muhtaç bir çocuk olduğundan para cezasına çevrildi. Arya’nın nüfus kayıtları değiştirildi ve annesi Sultan olarak yeniden kaydedildi.
Dilara kendini sadece işlere vermeye çalışıyordu. Efsun ve Suna ellerinden geldiğince onu yalnız bırakmamaya çalışıyorlardı. Boşanmanın gerçekleşmesinin ardından Gülizar hanım Dilara’nın evine taşınmayı kabul etti. Eşi ile birlikte onun ne ihtiyacı varsa yedi yirmi dört yardımcı olmaya çalıştılar. Şirkette olanlar duyulmuştu ama herkesin Samet beye ve dolayısıyla Dilara’ya büyük saygısı olduğundan kimse onun yanında bu konulara girmedi.
Kızının yüzünü bile görmemişti, onun gömüldüğü yeri öğrenip ziyaret etmek istedi ama ilk bir yıl kendinde bu cesareti bulamadı. Fatih kızlarına güzel bir mezar yaptırmıştı. Özel merkeze başka bir isimle kayıt yaptırıldığından, mezar taşına da o isim yazılmıştı.
Arya’nın hastalığı kontrol altına alınmıştı, halasının o dönemde yaşadıklarından daha iyi bakım gördüğü için daha hızlı toparlanmıştı. Bir yuvaya gidiyordu ve bir sene sonra okula başlayacaktı, tabi Hanife hanımın memleketinde. Hırçın ve geçimsiz bir çocuktu, eski sahip olamadıklarının elinden alınması onu daha da hırçın bir hale getirmişti. Babasının yurt dışına gittiğini söylemişlerdi ona, babası ile annesi anlaşamayıp ayrılmışlardı. Babası Sultan ile evlenmişti ama Arya için sürekli bebek getiren bu kadın annesi olamazdı. Dilara’yı görmek istediğini söyleyerek bir süre ağladı ama sonra etrafında dolanan ve her istediğini yapıp, onu memnun etmeye çalışan üç kadınla ağlamayı bıraktı. Yuvadan sürekli şikayet geliyordu ama onun hasta olduğu için böyle hırçın olduğunun arkasına saklanıyorlardı. Arya için yapılan her masraf belgelenip, Dilara’nın avukatına veriliyor ay sonunda da topluca ödeniyordu. Sultan ve Feride bir işe girmek zorunda kalmışlardı. Fatih yokken evin geçimini sağlayacak birileri olması gerekiyordu. Dilara Arya’nın sağlığı dışında bir bilgi almak istemediğini avukata söylemişti.
Sibel hanım davadan sonra da bir kaç kez onu aradı. Bir kaç kez de buluşup kahve içtiler. Aralarında Dilara’nın yaşadıklarından kaynaklanan garip bir sırdaşlık ve dostluk başlamıştı.
Dilara’nın yaşadıklarını atlatabilmesi neredeyse üç yıl sürdü. Sonunda başına gelenleri kabul edip, yaşama devam etmesi gerektiğine karar vermişti. En büyük tesellisi babasının bu yaşadıklarını görmemesiydi ama zaten o hayatta olsaydı büyük ihtimalle fark edip, önüne geçerdi. Daha Fatih ile evlenmeden önce bir sözleşme yapmaları gerektiğini düşündüğüne göre, zaten sağ olsaydı Fatih’e göz açtırmaz, şirketten bir çalışanla ilişkiye girdiğini fark eder etmez bu evliliği bitirtirdi.
Dilara evliliği boyunca geçen sürede bir insanın bir ömürde öğrenemeyeceği kadar çok şey öğrenmiş ve acı çekmişti. Kendi iyi niyetinin bedeli olduğunu görüyordu artık, babası da gittikten sonra kendini çok yalnız ve sahipsiz hissetmiş, Fatih’e tutunmuştu, onun mutlu olması için ailesine kucak açmış, onlara uyum sağlamaya çalışmıştı. Kızının hamilelik döneminde ortaya çıkan sağlık sorunlarından kendisine hiç bahsedilmiş olmamasını hazmedemiyordu. Doktorların ikisi de meslekten men edilme cezası almışlardı. Hem Sultan ile Dilara’nın doğumunu yaptıran, hem de genetik test sonuçlarını Dilara’dan saklayan doktor. Fatih ikisine de verdiği paraları itiraf etmiş, karşılığında doktorlardan aldığı sözleşmeyi saklamıştı. Onlara bu paraları teslim ederken kendi aralarında geçerli olacağını söylediği bir gizlilik sözleşmesi imzalatmıştı. Sözleşmeler her iki tarafı da bağlıyordu ama Fatih zaten artık hapse gireceği için kaybedeceği bir şey kalmamıştı.
Fatih yedi yıl kaldı içeride. O sıralar Dilara artık özgüvenini yeniden onarmış, iş yaşamında başarılar elde etmeye başlamış ve geçmişi ile barışmıştı. Elbette yaraların izleri daima kalıyordu insanların yüreğinde ama artık geriye dönüp bakmıyordu. Yeni bir çevresi, arkadaşları, işi ve evi vardı. Duygusal bir ilişki kurmamıştı ama artık buna kapalı olmadığını biliyordu. Yeniden evlenir miydi? Buna verecek cevabı yoktu ama babası gibi erkeklerin var olduğunu biliyordu. Aslında babasının iyi bir eş olup olmadığını da bilmiyordu ama yine de buna inanıyordu.
Annesi öldükten sonra hep kırık dökük bir hikayesi olmuştu, artık kırılıp dökülen biri olmayı seçmiyordu. İyi niyetlerinin, hayatı tanımayışının bedelini ağır ödemişti. Yine de Fatih’e üzülüyordu, onu özlediği veya hâlâ sevdiği için değil, onun hayatı da kırık döküktü belli ki. İki kırık dökük bir sağlam etmiyordu demek ki.
SON
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.