Gördüğü yüz Fatih’indi. Bir zamanlar güvendiği, aşık olduğu, her şeyini teslim ettiği kocası.
“Karıcığım korkuttun beni çok” dedi Fatih yeniden, bir yandan da elini tutuyordu.
Ne söylese bilmiyordu Dilara bu yüze, tükürse mi, bağırsa mı?
“Defol!” diye döküldü dudaklarının arasından, “Seni bir daha görmek istemiyorum”
“Dilara? Neler oluyor?” dedi Fatih kaşlarını kaldırarak ama yüzünde Dilara’nın bir şeyleri bildiğine dair bir endişe görülüyordu.
“Çık ve git!” dedi Dilara ve kafasını diğer tarafa çevirdi.
“Konuşabiliriz, neyin var anlamıyorum ama konuşabiliriz. Konuşmalıyız” dese de Fatih, Dilara başını ondan yana çevirmedi, gözlerini kapamıştı ve yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Sibel hanım odanın kapısında sessizce bekliyordu. Dilara’nın bir arkadaşı olduğunu, kahve içmeye giderlerken birden bayıldığını, onun da hastaneye getirdiğini söylemişti arayıp.
Fatih çaresizce onun yüzüne bakıp, yardım istedi ama Sibel hanım tecrübeliydi. Ellerini iki yana açıp, neler olduğunu bilmediğini ifade etti. Fatih karısının yanından kalkıp, onun yanına gitti ve onu odanın biraz dışına çıkarıp, nerede buluştuklarını neler konuştuklarını sordu.
“Henüz yeni buluşmuştuk” dedi Sibel hanım bozuntuya vermeden, “Kötü görünüyordu, daha ne olduğunu soramadan düşüp bayıldı” diye cevap verdi kısaca.
“Peki nereden geldiğini söyledi mi? Yani sizinle buluşmadan”
“Hayır, konuşmaya fırsatımız olmadı ki, paniğe kapılıp ambulansı aradım”
Fatih sıkıntıyla koridorda yürümeye başladı. Bir şeyler yapmak istediği ama ne yapacağını bilmediği açıkça görülüyordu. O dışarı çıkınca Sibel hanım Dilara’nın yanına geldi ve ona Fatih’e neler söylediğini anlattı, Dilara yaşlı gözlerle başını salladı sadece.
“Söyler misiniz? Gülizar hanım gelsin. Onun beklemesine gerek yok” dedi sonra fısıldar gibi, konuşacak hali bile kalmamıştı.
“Elbette başka istediğiniz bir şey var mı? Benim ofise dönmem gerek ama sizi de böyle bırakmak istemiyorum”
“Gülizar hanım halleder, Arya’yı babaannesine bıraksınlar” dedi sadece
Sibel hanım “Tamam” diyerek ayrıldı yanından ve Fatih’in yanına gidip, karısının söylediklerini iletti ve ayrıldı hastaneden.
Fatih annesini aradı hemen telaşla ve hızlıca olanları anlattı, “Neredeymiş ki? Bir şey mi duymuş?” dedi Hanife hanım telaşla.
“Bilmiyorum, siz gidip Arya’yı alın evden, Gülizar hanımı almak için eve gideceğim ben de”
“Tamam, tamam!” dedi Hanife hanım, “Konuş karınla, geri çekilme!” dedi son olarak kapattılar.
Fatih yeniden karısının odasının kapısına geldi.
“Dilara” dedi ama dönüp bakmadı Dilara, “Bak neyin var bilmiyorum ama benimle konuşmazsan neler olduğunu anlayamam”
Dilara hafifçe doğruldu yataktan, Fatih yardım etmek için hemen hareketlendi ama ona gelmemesi için işaret etti. Sırtını yatağın sırtına dayadı. Gözlerindeki öfke şimdi görünüyordu. Göz yaşları akmaya devam ediyordu ama kocasına sevgiyle bakan o kadın değildi artık.
“Her şey bitti” dedi net bir sesle, “Artık neler çevirdiğini biliyorum, hepinizin neler çevirdiğinizi biliyorum. Arya’yı da al ve evi terk et! “
“Dilara?”
“Dilara deyip durma bana!” diye bağırdı bu kez, “Ne anlatacaksan avukatlara anlatırsın bundan sonra. Senden nefret ediyorum anladın mı? Yıllardır beni kandırdınız. Arya’nın benim kızım olduğuna inandırdınız. Ben onu çok sevdim biliyor musun, hem de çok. Benim kızıma ne oldu peki ha?”
“Arya’yı bırakacak mısın? O senin kızın?”
“Yalan söylemeyi kes! Ben o çocuğu seviyorum ve tedavisi için ne gerekiyorsa da yapmaya devam edeceğim. Sana yapacağım tek iyilik de bu olacak! Sana değil ona. Artık gidip Sultan’la kızınıza kendiniz bakabilirsiniz!”
“Dilara bak açıklayabilirim, gerçekten ben sandığın gibi biri değilim!”
“Defoool!” diye bağırdı Dilara bütün gücüyle, o bağırınca koridordaki hemşireler koştular kapıya.
“Bu adamı burada görmek istemiyorum!” dedi Dilara çığlık çığlığaydı artık, yıllardır içinde kalan her şeyi haykırıyordu sanki. Damarları patlayacak gibi şişmişti, göz yaşları krize dönmüştü. Hemşireler Fatih’i dışarı çıkardı. Biri doktora haber vermek için koştu, diğeri Dilara’nın yanında kaldı.
“Sakin olun” dedi yumuşak bir sesle, “Doktorunuz az sona gelecek”
Dilara dizlerini kendine çekip, üzerine kapaklandı ve ağlamaya devam etti.
Bir saat sonra Gülizar hanım gelmişti, neler olduğunu anlayamamış, Dilara için endişelenmiş, Fatih ve ailesinin apar topar Arya’yı alıp götürmelerinden huzursuz olmuştu.
“Geldim” dedi gözleri kapalı yatan Dilara’nın yanına yaklaşıp. Dilara’ya bir sakinleştirici verilmişti ama uyumuyordu. Gülizar hanımı görünce açtı gözlerini.
“Gittiler mi?” dedi sadece.
“Eşinizi mi soruyorsunuz?”
“Evet ve kızımı”
“Evet, eşiniz eve geldi Arya’nın eşyalarının bir kısmını toparlamamı istedi. Biraz da oyuncak hazırladık. O sırada kayınvalideniz ve görümceniz geldi. Beni bir taksiye bindirip buraya yolladılar ve sanırım benim arkamdan da çıktılar ama tam göremedim”
“Tamam” dedi Dilara.
“Neler oluyor iyi misiniz?”
“Gülizar hanım sizden her zaman yaptığınızdan biraz fazlasını isteyeceğim. Şu anda güvenebileceğim tek kişi sizsiniz”
“Elbette” dedi Gülizar hanım endişeyle, “Ne isterseniz yaparım”
“Çantamdan telefonumu verebilir misiniz öncelikle”
Gülizar hanım hemen çantayı buldu ve çıkardı telefonu. Dilara doğrudan babasının avukatını aradı ve eşi ile ilişkisinin bittiğini ve sözleşme şartlarının uygulanmasını istedi. Hem de hiç vakit kaybetmeden. Fatih’in bütün yetkileri alınacak, banka hesapları, kartları dondurulacak, Dilara ve ailesine ait hiç bir şeyden faydalanamaz hale getirilecekti.
Adam hiç sorgulamadan “Tamam” dedi.
“Ayrıca, ailesinin oturdukları evi boşaltmaları için, ev sahibi ile bağlantıya geçmenizi istiyorum. Siz Fatih’e bilgi verin. Zaten kira ödemiyorlardı, bir sözleşme yapılmadı. Bir an önce ev boşaltılsın. Nereye gittikleri umurumda değil”
Gülizar hanım gözlerini kocaman açmış konuşmaları dinliyordu.
“Arya?” diye çıktı ağzından.
“Arya’nın doktorunun numarasını size göndereceğim. Onun tedavi masraflarının benim hesaplarımdan karşılanmasını istiyorum. Onun dışında herhangi bir şeyden faydalanılmasını istemiyorum”
“Kızınızı da mı veriyorsunuz?” dedi Gülizar hanım kulaklarına inanamıyordu.
Dilara telefonu kapatıp, ona baktı.
“Size her şeyi anlatacağım. Öncelikle ricam, babamın eski evine gitmeniz. Anahtar bizim evde benim komodinimde bir kutuda duruyor, bulursunuz. Kimseye bir açılama yapmayın karşılaşırsanız. Evi zaten biliyorsunuz daha önce orada çalıştınız”
“Evet tabi biliyorum”
“Bu gece hastanede tutacaklarını sanmıyorum beni, sadece bir sinir krizi geçirdim. Sizden ricam eve gitmeniz, anahtarı almanız, benim için bir kaç eşya alıp, o eve götürmeniz ve beni orada beklemeniz olur mu, ailenizi ben ararım isterseniz”
“Tabi olur, sorun olmaz merak etmeyin, gece de kalırım yanınızda, eşim bir şey demez sizi ve babanızı o da çok sever”
“Tamam teşekkür ederim”
Gülizar hanım allak bullak olmuş vaziyette söyleneni yapmak için çıktı odadan. Telefonu çaldı arayan Hanife hanımdı meşgule attı hemen. Sonra onu, kocasını, Feride’yi engelledi. Hiç biriyle konuşmak, seslerini duymak, yüzlerini görmek istemiyordu. Arya’yı düşününce yeniden ağlamaya başladı. Doktor bir kaç saat dinlendikten sonra kendini iyi hissederse gidebileceğini söylemişti.
Suna’yı aradı.
“Ne oldu sesin çok kötü geliyor” dedi Suna telaşla.
“Bu gün işin var mı?”
“Şimdi mi?”
“Akşama işten çıkınca yani”
“Hayır yok, geleyim mi, istersen hemen geleyim”
“Hayır şimdi gelmene gerek yok. Akşam babamın evine gelebilir misin? Eski eve diyorum”
“Eski eve mi?”
“Evet annemle yaşadığımız eve yani”
“A tabi gelirim, iyi misin sen neler oluyor? Arya iyi mi?”
“Herkes iyi gelince konuşuruz”
“Efsun’a da söyleyeyim mi?”
“Olur söyle” diyerek kapattı telefonu Dilara, bir saat sonra Gülizar hanımdan telefon geldi, eve gitmişti. Gittiğinde kimse yoktu. Dilara’nın söylediği gibi anahtarı da bulmuş, bir ufak çanta hazırlamıştı ama başka ne koyması gerektiğinden emin değildi. Dilara bir kaç şey daha söyledi. Kapattılar.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.