Kırık Dökük Bir Hikaye – Bölüm 23

Sibel hanım Dilara’nın kendiyle mücadelesini izledi bir süre sonra sakince yanına gitti. Onu oturttu bir bardak su verdi.

“Yaşadığınız gerginliği anlıyorum. Bir süredir kızınızla ilgili kaygılarınız vardı şimdi de eşinizin bir başkası ile olma ihtimali.

“İhtimal mi?” dedi Dilara sudan bir yudum alıp, “Bu kadın sürekli kızımın yanında geziyor benim, bu ne cürret! Çocuğumu kaybettim diyerek kocama kendini acındırmış belli ki. Benim kızımı buna alet etmiş, inanamıyorum” artık bağırıyordu sadece “Üstelik aldığı o bebeklerle kızımın da aklını çelmiş ve kocamın ailesi de bunu biliyor belli ki! Neyin içine düşmüşüm ben böyle!”

“Şimdi sakin olun lütfen” dedi Sibel hanım tam karşısına oturarak onun ellerini tuttu, “Araştırmayı tamamlayalım, neler bulacağımıza bakalım. Siz de gerginsiniz acele bir karar vermeyin.”

“Olan olmuş ne acelesi acaba?” dedi Dilara göz yaşları içinde ama sesi hâlâ öfke dolu çıkıyordu.

“Bakın şimdi bulduklarımız bir araya gelince böyle görünüyor biliyorum ama bazen arkasından bambaşka bir hikaye de çıkabilir. Henüz bu sonuca varmak için erken, bana güvenin, ilk kez böyle bir araştırma yürütmüyorum. Eğer sonunda şimdi vardığımız sonuç çıkarsa istediğinizi yaparsınız. Ancak sonucu görene kadar lütfen sakin olmaya çalışın. Kızınızın da size ihtiyacı var.

Burnunu çekerek “Tamam!” dedi Dilara, “Haklısınız, sakin olmalıyım kızım için onun bana ihtiyacı var!” dedi ve Sibel hanımın uzattığı mendil ile yüzünü sildi.

“Ben size haber verene kadar hiç bir adım atmayın. Siz kızınızla ilgilenin dosya tamamlanınca ben size haber vereceğim ancak bu kısa bir süre olmayabilir”

“Tamam” dedi Dilara tekrar, “Kimseye bir şey belli etmeyeceğim. Kızımı da yanımdan bir saniye ayırmayacağım bundan sonra” durdu.

“Fotoğrafları alabilir miyim?” dedi sonra.

“Bence şimdilik almayın, kafanızı daha çok karıştırmaya gerek yok”

“Peki tamam, sizden haber bekliyorum” diyerek ayağa kalktı üzerini başını düzeltti. Lavabonun yerini sordu.

Lavaboda gidip ellerini ve yüzünü soğuk suyla yıkadı. Aynada kendine baktı.

“Dilara bunları neden yaşıyorsun?” diye sordu aynadaki görüntüsüne, “Keşke.. Keşke babam yanımda olsaydı” diyerek bir süre daha ağladı. Sonra Arya’yı hatırlayınca bir an önce eve dönmesi gerektiğini düşündü ve topalanıp çıktı eve gitti.

Eve gittiğinde Gülizar hanım “Kayınvalideniz ve kızı geldiler. Arya uyuyordu. Ben de ikinizin de evde olmadığını. Arya’nın iyi olduğunu söyledim” dedi.

“Ah!” dedi Dilara içten bir şekilde, “Çok teşekkür ederim”

“Siz iyi misiniz? Bir şeyler getireyim mi?”

“Evet, evet iyiyim. Yaşadığımız bu süreç, yani Arya’nın durumu beni çok yordu sanırım. Arya nerede?”

“Çizgi film izliyor”

Gidip kızının yanına oturdu, onu kendine çekip sıkıca sarıldı ve onula çizgi film izlemeye başladı. Akşam Fatih gelince, kızı uyuduktan sonra yorgun hissettiğini söyleyip, hemen yatağa girdi. Bu gün onu görmeye daha fazla katlanacağını sanmıyordu.

Fatih karısının hasta olmasından endişelendiği için hemen yanına geldi yatağın yanına oturdu, doktora gitmek isteyip, istemediğini sordu.

“Dinleneyim yarına iyi olurum, benim için zor bir süreç oldu” diyerek onu oyaladı ve kapattı gözlerini. Fatih’te rahatça uyusun diye çıktı odadan.

Fatih ve Sultan’ın fotoğrafı gözünün önünden gitmiyordu. Fatih ona sokulmuş boynuna yakın bir yerden yanağından öpüyordu. Bu şefkat dolu bir öpücük ve öpücük yeri değildi. Hele ki bir komşu kadına. Yine de Sibel hanımı dinleyecekti. O kızının tedavisi ile ilgilenirken, araştırmanın bitmesini bekleyecekti. Bu arada kimseye bir şey belli etmeyecek, sinirlerine hakim olacak, normal davranacaktı. Sonuç ne olursa olsun, kendisini toplaması gerekiyordu.

Yine de sabaha doğru ancak uyuyabildi. Fatih’in nefes sesinden bile rahatsız oluyordu artık ve kendine sürekli telkinde bulunuyordu. Babasının avukatı ile konuşup, sözleşme dosyasını tekrar okuyacaktı. Babası hazırladığından ona okutmuştu ama o zamanlar aşktan gözleri kör olduğu için ne okuduğundan emin olamıyordu.

Ertesi gün Fatih çıkar çıkmaz aradı avukatı ve sözleşmenin bir kopyasını eposta ile göndermesini istedi. Adam yarım saat sonra yolladı dosyayı.

Kızından fırsat buldukça dikkatlice okudu. Doktorun reçete ettiği ilaçlara bir gün önce başlamışlardı. İlaçlar Arya’nın uykusunu getirdiği için fazla hareket etmiyor, bebekleri ile sessizce oynuyor ya da çizgi film izliyordu.

Hanife hanım ve Feride, Fatih’ten Arya’nın doktor randevusunun sonucunu öğrendikleri için gelip görmek istiyorlardı ama Fatih karısının rahatsız olduğunu söyleyip, en azından bir kaç gün daha uğramamalarını söyledi. Onlara göre Dilara nazlı, mız mız bir zengin kızıydı. En ufak bir şeyde dağılıyor, her şeyi abartıyor, Arya’yı onlardan kasıtlı olarak uzak tutuyordu. Ancak Fatih durumu kontrol altında tuttuğunu ve onu dinlemeleri gerektiğini söyleyince uzatamadılar.

Arya’nın doktor kontrollerinden kalan zamanlarda sürekli onunla vakit geçiriyordu ama Arya babaannesi ile halasını özlediğini, onlarla neden görüşmediklerini sorup durmaya başladı. Aslında Fatih, “Sen gelme aşkım seni zorlamıyorum. Ben Arya’yı alıp gideyim” diyordu ama o gördüğü fotoğraflardan sonra asıl buna izin veremezdi. Kızı daha fazla üzülmesin diye hiç istemese bile bir pazar günü kayınvalidesi ile görümcesini kahvaltıya davet etti. Bütün günü onlarla geçirdiler. Neyse ki Fatih’in tembihi ile ikisi de Arya ile ilgilendi bütün gün ve Dilara’ya mesafeli davrandılar. Dilara bütün gün sessizce izledi onları, her şeye, her söylenene dikkat ediyordu artık. Fatih’in annesiyle konuşmalarına, Hanife hanımın anlattıklarına, her şeye. Bir ip ucu yakalamaya çalışıyordu kendince ama sıradan halleri dışında bir şeye şahit olmadı bütün gün. En azından dikkatlerini ona vermedikleri için mutluydu.

Arya gerçekten çok sevinmişti onların gelmesine, halasıyla uzun uzun bebek oynadılar odasında, babaannesi ve babası da yanlarında oturup onlara eşlik etti. Bütün bu soru işaretleri olmasa bile bu ev artık onun mutlu yuvası değil gibiydi. Araştırma sonuçları olumsuz çıkmasa bile Dilara bir daha eskisi gibi olabilir miydi bilmiyordu.

Aile ile geçen pazardan bir kaç gün sonra Sibel hanımın ofisinden bir telefon geldi. Onunla görüşmek istiyorlardı. Araştırma tamamlandı mı diye sordu gerilerek ama Sibel hanıma arayan çalışanına bu konuda bilgi vermemişti. Doğrudan Dilara ile görüşmek istiyordu.

Ertesi gün erkenden gitti Sibel hanımın ofisine. Arya sabahları geç uyanıyor ve daha az mız mız oluyordu.

“Hoşgeldiniz, buyurun” diyerek ona daha önce oturduğu koltuğu gösterdi Sibel hanım, “Size bilgi vermem gereken bazı gelişmeler oldu. Bu nedenle davet ettim.” dedi yüzü oldukça ciddi görünüyordu.

“İlişkileri var değil mi?” dedi Dilara çaresiz bir sesle, “Yani yanılmamıştınız”

“Ben anlatayım önce isterseniz” dedi Sibel hanım.

“Dinliyorum” diyerek koltuğa sırtını daha sıkı dayadı Dilara, sanki koltuğun sırtı az sonra duyacakları karşısında ayakta tutacaktı onu.

Sibel hanımın konuşması sona erdiğinde, tüm bedeni kasılmış bir şekilde oturmaya devam ediyordu. Sonlara doğru Sibel hanımın sesi ondan iyice uzaklaşmıştı sanki.

Kadın önüne bir dosya açmış, bazı detayları oradan okuyor, arada bir başını kaldırıp Dilara’ya bakıyordu. Söyleyecekleri bittiğinde fark etti Dilara’nın renginin kağıt gibi bembeyaz olduğunu.

“İyi misiniz?” diyerek masanın diğer yanından onun yanına geldi ama hâlâ çok uzaktaydı Dilara için, tek duyduğu boğuk bir uğultuydu. Koltuktan devrilip yere düşeceği sırada Sibel hanım sıkıca yakaladı onu ama sonrası karanlıktı.

Gözlerini yeniden açtığında bir hastane odasındaydı.

“Dilara iyi misin?” diyen sesi duyduğunda başını ağır ağır o yana çevirdi.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın