Sonra vazgeçip doktorun adını yazdı arama kutusuna. Açılan listedeki her şeye bakmaya başladı. Adam bir çok özel hastanede çalışmıştı. Kötü de bir referansı yoktu. Arkadaşı Suna aradı o sırada. Onun aklına olmadık şeyler soktuklarını düşünüp çok üzülmüşlerdi ondan ayrıldıktan sonra.
“Bir dedektif tutacağım galiba” dedi düşünceli bir sesle.
“Fatih’le konuştun mu?” dedi Suna.
“Hayır konuşmadım. Zaten doktorla testleri yaptırdığımı da ona söylememiştim. Şimdi gereksiz bir tartışmanın içine girmek istemiyorum. Bunu kendi başıma halledemem. Benim yerime biri yapsın istiyorum. Ben de kızımla ilgilenirim”
“Evet iyi bir fikir olabilir” dedi Suna, “Lütfen konuşmak istediğin zaman ara.”
“Aslında konuşmak istemiyorum, lütfen yanlış anlama” dedi Dilara.
“Hayır elbette, farklı şeyler konuşmak için de arayabilirsin. Kafan dağılır anlamında söyledim”
Teşekkür edip kapattı Dilara telefonu.
Gülizar hanımdan kızına göz kulak olmasını rica edip, çıktı evden. Bulduğu bürolardan birine gitti. İçerisi kalabalık değildi. Sekreter ona nasıl yardımcı olabileceğini sordu hemen.
“Birini araştırmak istiyorum” dedi kadına, o da bilgilerini alıp, içeriyi aradı.
Kapı açılınca içeriden bir kadın çıkınca şaşırdı Dilara, nedense bir erkek beklemişti.
“Buyurun” dedi kadın onu odasını göstererek.
Kadına arkadaşları ile konuştuğu, başına gelen her şeyi anlattı. Kadın başka sorular sordu onları da yanıtladı.
“Sadece doktoru mu araştıralım istiyorsunuz?” dedi adı Sibel olan kadın emin değilmiş gibi.
Dilara’nın bakışlarını görünce açıkladı, “Bence sizin durumunuzda herkesi araştırabiliriz”
Onun neyi kastettiğini biliyordu ama hâlâ bunu kendine itiraf etmekte zorlanıyordu.
“Tamam” dedi sonunda, “Bu olayı araştırın, hastanede bir şey olmuş mu? Bu işin içinde olma ihtimali olan herkesi araştırın.”
“Tamam” dedi Sibel hanım, “Size bilgi vereceğim, sorularım olursa ararım görüşürüz”
Teşekkür edip çıktı Dilara. Üzerinden bir yük kalkmış gibi hissediyordu. Eve dönmeden kocasını aradı.
“Bir doktor bulmuştun ya randevu alsan da gitsek mi? Zaman geçiyor”
“Ah evet!” dedi Fatih, “Ben de sana onu diyecektim. Doktor işi tamam, ben konuştum zaten önden. Durumumuzu anlattım. Kızımızla ilgilenecek. Merak etme, çok iyi bir doktor.”
“Evet sen iyi doktorları buluyorsun sana güveniyorum” diye çıktı ağzından ama Fatih bunun bir ima olduğunu anlamadı, randevu alıp haber verecekti.
Yarım saat geçmeden ertesi gün doktorun uygun olduğunu gidebileceklerini söyledi.
Ertesi sabah doktorun yanındaydılar ailecek, çok sevimli ve neşeli bir adamdı. Arya daha ilk andan ısındı adama. Arya’nın tetkiklerine baktı, “Bazılarını yenileyebiliriz” dedi ardından.
“Aryacığım ne dersin bu işe?” dedi sonra dönüp
“İğne mi var yine?” diye mızırdandı Arya hemen.
“Sen hiç iğneden korkacak bir kıza benzemiyorsun” diye diye onu ikna etti doktor.
Fatih sürekli Dilara’ya bakıp, “Gördün mü?” der gibi kafasını sallıyordu.
Kan alındı, Arya yine de ağladı ama doktor ona küçük bir hediye verip gönlünü aldı barıştılar ve çıktılar muayenehaneden.
“Doktor dediğin böyle olur!” dedi Fatih kızını kucağına alarak, “Sevdin değil mi babacığım”
“Evet sevdim” dedi Arya sonra kan alınan parmağını babasının dudaklarına götürüp, öptürdü.
Onlar da kan verdikleri için, Fatih’de kızına gösterdi koluna yapışık bandajı, “Gördün mü bak hepimize yaptılar” diyerek gülümsedi.
Arya babasından ayrılmak istemeyince, “Bu gün gelsin benimle iş yerine fazla işim yok, ona da değişiklik olur” dedi Fatih, Dilara’da kabul etti.
Fatih gerçek babası mıydı acaba Arya’nın. Ne yaşıyorlardı böyle. O da Dilara gibi her şeyden habersiz miydi? Kızını çok seviyordu biliyordu, görüyordu, hissediyordu. Eğer Arya onların kızı çıkmazsa, nasıl hissedecekti.
Eve dönüp, kurup kuruşturmaktansa gidip alışveriş yapmaya karar verdi. Uzun zamandır hiç kendine vakit ayırmıyordu. Bir şeye ihtiyacı yoktu ama yine de bir alış veriş merkezine gitti. O mağazadan, o mağazaya dolanıp durdu. Fatih arada bir arıyor, kızıyla neler yaptıklarını söylüyordu.
“Gezmene bak sen!” diyordu her seferinde. Sanki öyle sıradan güzel bir gün gibi.
Akşam baba kız neşeyle geldiler eve. Arya’nın elinde yine bir yeni bebek vardı.
“Ne ara çıkıp aldınız?” dedi Dilara elinde olmadan.
“Feride ile Sultan hanım uğradılar” dedi Fatih hemen, “Arya’nın benimle olduğunu duyunca gelip görelim demişler”
“Bu Sultan hanımla çok iyi anlaşıyorlar değil mi? Kırk yıllık tanıdık gibiler” dedi Dilara gülümseyerek. Yüzündeki o sahte gülümsenin ne kadar itici olduğunu biliyordu ama yine de kontrol edemiyordu. Allah’tan Fatih dikkatini vermiyordu yüzüne, kızıyla oynamaya devam ediyordu.
“Evet” diye yanıtladı Fatih kısaca.
“Onun da çocuğu var sanırım değil mi? Kız çocuklarının hangi bebeği sevdiğini sadece anne olanlar bilir”
Fatih başını kaldırıp karısına baktı, “Şey olmuş, kızı yaşamamış yani anladın mı? Ondan bağ kuruyor Arya ile sanırım”
“A?” dedi Dilara hayretle, kadını yanlış mı anlamıştı bunca zaman.
“Feride ile anlaşıyorlar, birlikte gezip tozuyorlar. Annem fazla sarmıyor yaşlı tabi onlardan”
“Zavallı kadın, üzüldüm” dedi Dilara uzatmadı lafı. Bir anne için evladını kaybetmek ne büyük acıydı kim bilir.
Kocasını boşuna suçluyordu büyük ihtimalle, onun haberi bile yoktu bir şeyden. Zaten ortada bir şey var mı ondan da emin değildi. Sibel hanım araştırma süreci için aman istemişti. Herkesin her bilgisini tek tek almıştı ondan.
Hastane listesinde gördüğü kayıt geldi aklına “Sultan Kaymaz, kızı Zeynep, baba adı boş”
Kim bilir onun hikayesi neydi? Sultan’lar şanssız oluyordu belki de.
Kızının sağlığına odaklanmaya karar verdi yeniden.
“Kızım” diyordu sürekli kendine, “O benim kızım”
Bir kaç gün sonra yeni doktordan haber geldi, Fatih’e tabi bu kez. O da bir genetik hastalık olabileceğinden şüpheleniyordu.
“Ah gördün mü?” dedi Dilara bu kez, “Bu işi uzatmayalım artık, test mi ne istiyor?”
“Ben birazdan çıkıp test için gideceğim, sen de öğleden sonra gidebilir misin diyecektim ben de zaten” dedi Fatih, “Öğleden sonra bir toplantım var, sorun olur mu?”
“Hayır olmaz” dedi Dilara. Öğleden sonra Fatih’in dediği saatte gitti doktorun muayenehanesine, diğer doktorun istediği testler tekrarlanacaktı. Fatih ikinci kez aynı şeyle karşılaştıklarından olsa gerek itiraz etmemişti bu defa. Doktor aynı güler yüzle karşıladı onu.
“Endişe duymanıza gerek yok” dedi gülümseyerek, “Genetik hastalıklar her zaman korkutucu değildir ki olmayabilir de, zaten ailede benzer bir hikaye yok ikinizin de. Bu yüzden bu sadece tedbiren bir işlem. Önceki doktor kontrolünüzü sabah anlattı eşiniz. Kaygılarınızdan da bahsetti.
“Ah sahi mi?” dedi Dilara, artık şaşırmıyordu bir şeye nedense. Gerekenler yapıldı, fazla konuşmadan ayrıldı doktorun yanından.
Eve gelince elinde olmadan internetten araştırmaya karar verdi bu doktoru yine. Adam bir kaç yıl önce, Dilara’nın doğum yaptığı hastanede çalışmıştı beş yıl boyunca. Bunun da bir bilgi olduğunu düşünüp, Sibel hanımı aradı hemen ve doktorun adını vererek söyledi bulduğu tesadüfü. Bir görüşmede olduğunu söyleyen Sibel hanım not alarak araştırmaya dahil edeceğini söyleyip kapattı.
Arya bu sefer Sultan hanımın getirdiği bebeğe yüz vermemişti diğerleri gibi. Hoşuna gitmişti Dilara’nın garip bir şekilde. Artık ruh halinin iyice bozuk olduğunu, zihninin ona sürekli tuhaf oyunlar oynadığını düşünüyordu. Kafasında her şey birbirine bağlanıyor, aklına bin türlü kurgu geliyordu sürekli. Sonra kendine konuyu zaten bir uzmana devrettiğini ve hayatına, Arya’nın sağlığına odaklanması gerektiğini söylüyordu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.