Kırık Dökük Bir Hikaye – Bölüm 19

Dışarı çıktıktan sonra bir süre başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Olduğu yere yığılıverecekmiş gibi hissetti bir an için. Bu konuşmadan kimseye bahsetmeyip, farklı bir laboratuvarda testleri yeniden yaptıracaktı. Neden bu kadar aksilik çıktığına bir anlam veremiyordu artık. Eve dönmeden bir kafeye oturdu, telefonundan gidebileceği bilinen bir kaç laboratuvar araştırdı. Üç tanesini belirledi. Hepsine gidip tek tek testi yaptıracaktı.

Her birine uğrayıp eve dönmesi akşam üzerini buldu. Arya iyice sıkılmış, Gülizar hanımı da epeyce bunaltmıştı. Bu konu açıklığa kavuşana kadar kimseye bir şey söylememeye karar verdi. Bir arkadaşına rastlayıp onunla biraz kahve içtiğini söyledi Gülizar hanıma ve kızıyla ilgilenmeye başladı. Testleri birden çok yerde yaptırınca içi rahatlamıştı. Böyle şeyler olduğunu duymuştu daha önce de, hatalar olabilirdi. Bakalım üç ayrı yerde yapılan testler sonucu ortaya nasıl bir tablo çıkacaktı.

O hafta Fatih’in de gitmesi gereken bir iş ziyareti olduğu için rahat etti. Günlerini kızıyla evde, dışarıda geçiriyordu. Bir kaç arkadaşına kızının rahatsızlığından bahsetmişti, onlar da çocuklarını alıp ziyaretler yapmaya başlayınca Arya’nın da keyfi yerine geldi.

Fatih’in dönüşü bir kaç gün ertelenince daha da sevindi. Nihayet biraz toparlanmış, kendini daha rahat hissetmeye başlamıştı. Önemli olan kızının sağlıydı başka hiç bir şeyi düşünmeyecekti. Doktora test yaptırdığı yerlerin bilgisini vermişti. Üçünden de dönüş gelene kadar bekleyeceklerdi.

Hareketli ve güzel bir haftanın ardından Fatih’te dönünce Arya’nın keyfi iyice katlandı. Ancak halsizliği ve fazla hareket etmeme isteği devam ediyordu. Babası uzun süre ayrı kaldığı için ona hediyelerle dönmüştü, bir günü de evde karısı ve çocuğu ile geçirip, onların da gönlünü aldı.

İki hafta sonra doktorun yardımcısı Dilara’yı arayıp, doktorun yüz yüze görüşmek için beklediğini haber verdi. Bu defa bir hataya imkan vermeyecek testler yapılmıştı. Bakalım doktor ne söyleyecekti. Öncekinden daha yüksek bir ruh haliyle doktorun randevusuna gitti. En azından sonuçlar doğrulanınca teşhis için ilerleme mümkün olacaktı ve belki de kızının sadece büyüme süreci ile ilgili bir dönemden geçtiği ortaya çıkacaktı. Arkadaşları da ona örnekler anlatarak içini baya rahatlatmıştı.

Doktor Dilara’yı görünce ayağa kalktı.

“Hoş geldiniz. Lütfen oturun.”

Dilara doktorun yüzüne baktı.

“Sonuçlar geldi değil mi?”

Doktor önündeki dosyayı açtı.

“Üç laboratuvardan gelen sonuçları da tek tek inceledim.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Ne yazık ki üçü de aynı sonucu doğruluyor.”

Dilara’nın yüzündeki umut yavaş yavaş kayboldu.

“Yani… hata yok mu?”

Doktor başını iki yana salladı.

“Bu aşamadan sonra laboratuvar hatası ihtimalini neredeyse tamamen elemiş durumdayız.”

Dilara’nın boğazı düğümlendi.

Doktor devam etti.

“Size söyleyeceklerim kolay şeyler değil. Ama bunları bilmeye hakkınız var.”

Bir an durdu.

“Yapılan tüm incelemeler, Arya ile aranızda biyolojik anne-çocuk ilişkisi bulunmadığını gösteriyor.”

Dilara’nın dudakları titredi.

“Bu… mümkün değil.”

“Ben de bunun nasıl meydana geldiğini bilmiyorum.” dedi doktor sakinliğini bozmadan. “Sizin bana anlattığınız doğum öyküsüyle elimizdeki genetik sonuçlar birbiriyle tamamen çelişiyor.”

“Ben onu doğurdum.”

“Buna inanıyorum.” dedi doktor. “Sizin bunu söylerken yalan söylediğinizi düşünmüyorum.”

Dilara şaşkınlıkla doktorun yüzüne baktı.

“İşte bu yüzden, tıbbi açıdan açıklanması gereken olağan dışı bir durumla karşı karşıyayız.”

“Çocuklar karışmış olabilir mi?” dedi Dilara umutsuz bir sesle, “Yani hastanede demek istiyorum, değildir değil mi? Öyle olmuş olamaz. Çok pahalı ve özel bir hastanede doğum yaptım ben. Eşim çok fazla araştırıp seçti orayı!”

“Bunu benim bilmem mümkün değil maalesef ben size ancak sonucu söyleyebilirim” dedi doktor. Yapılan dört testte Arya’nın kalıtsal bir rahatsızlığı olup olmadığını belirlemek için uygun değildi. Bu nedenle doktorun elinden gelen başka bir şey kalmamıştı.

Aklına hastanede çocukların karışmış olabileceğinden başka bir şey gelmiyordu. Bu nasıl mümkün olabilirdi ki? Ancak filmlerde olabilecek bir durumdu. Hiç düşünmeden bir taksi çevirdi ve doğum yaptığı hastaneye gitti doğrudan.

Onun doğumunu yaptıran doktor ayrılmıştı, oradakilere nedenini sormadan kızının doğum kayıtlarını kaybettiğini ve yeniden almak istediğini söyledi. Onlar kontrol ederlerken o gün hastanede başka doğum olup olmadığını sordu öylesine merak etmiş gibi.

Başka doğum yoktu. Bu zaten sorusunu cevaplıyordu, çocuklar karışmış tezi çürümüştü. Peki nasıl? diye sordu kendi kendine. Belki de az rastlanır bir tıbbi durumla karşı karşıyaydılar ama doktor böyle bir şey olsa söylemez miydi? Bilmez miydi?

Arya’nın kayıtlarını bilgisayardan dökmek için kontrol eden görevliyi bir doktor çağırınca, deskin önünde kendi başına kaldı. Kontrol edemediği bir dürtüyle, kadınına az önce oturduğu yere geçti ve bilgisayar ekranına bakmaya başladı. Belirli bir tarih aralığı verilmiş doğum listesinde, kendi ve Arya’nın isminin bulunduğu satır yanıp sönüyordu. Listedeki tarihlere baktı, gerçekten de o gün tek doğum kaydı onlara aitti. Gözleri listenin kalanına kayınca bir isme gelince duraksadı.

“Sultan Kaymaz, kız bebek, ismi Zeynep, Baba adı boş..”

Ondan bir hafta önce doğum yapmıştı. Tam o sırada görevli kadın gelip onu bilgisayarın başında görünce ters ters bakarak yerine geçti ve onu deskin diğer tarafına geçmesi için uyardı. Arya’nın doğum kanıtların yazdırıp dosyalayarak verdi.

Benzer bir isim gördüğünden beri evlerine kayınvalidesi ile gelen kadının yüzü gözlerinden gitmiyordu. Yakın yaştaydılar. Kayıtlarda görülen isim o değildi herhalde.. Bir kızı mı vardı onun da? Belki de o yüzden Arya’ya böyle hassas davranıp bebekler getiriyordu. Belki Fatih onuna aracılığı ile duymuştu bu doktoru ve hastaneyi de orayı seçmişti. Aklı yeniden Arya’nın nasıl onun kızı olamayacağına takılınca unuttu. Eve dönünce bilgisayarını açıp, böyle tuhaf tıbbi durumlar yaşanmış mı diye aramaya başladı. Bulamadı.

Dört ayrı test, hepsinde aynı sonuç.

“Aklımı kaçırıyorum herhalde!” dedi kendi kendine, olması mümkün olmayan bir durumun içindeydi. Son günlerde görüştüğü bir arkadaşının ablası jinekologtu. Birine bu başına geleni anlatsa inanmayacağını düşündüğü için arkadaşını arayıp ertesi gün için ablasından randevu alıp alamayacağını sordu.

“Yoksa ikinci bebek mi geliyor?” dedi arkadaşı hemen heyecanla.

“Telefonda anlatamam şimdi” dedi Dilara

“İyi misin yoksa senin bir sıkıntın var geleyim mi bende yarın?”

“Olur gel!” diyerek kapattı başka bir şey söylemeden. Arkadaşı ablasından erken saatte bir randevu aldığına dair mesaj yazdı, sabah o da gelecekti.

Doktor test sonuçlarının bir fotoğrafını çekmesine izin vermişti. Arkadaşının meraklı sorularına cevap vermeden beraber ablasının odasına girdiler. Dilara sanki psikoloğa gelmiş gibi hissetmeye başladı anlatırken, göz yaşlarına boğularak, kocasının tavrını, test sonuçlarını, her şeyi bir anda anlatıverdi. O kadarını anlatmayı aslında hiç planlamamıştı ama birden bire dudaklarından her şey göz yaşları içinde dökülmeye başladı. Arkadaşı ve ablası onu sakinleştirmeye çalıştılar bir süre, kızına konmuş bir teşhis yoktu. Ortaya çıkan bu sonucun mutlaka mantıklı bir açıklaması olmalıydı. Durum bir doktor ziyaretinden üç arkadaşın dertleşmesine dönmüştü.

Dilara sakinleşince, arkadaşının ablası Suna, “Dört ayrı yerde yapılan, dört ayrı testin aynı sonuçları vermesi bir hata olamaz” dedi sakin konuşmaya çalışarak. Aynı gün başka doğum olmadığını da kendi gözlerinle görmüşsün. Benim bildiğim de tıp tarihinde böyle bir örnek yok ama benim bildiğim yok tabi bu olamayacağı anlamına gelmez” dedi.

Arkadaşı Efsun biraz daha kaygılı görünüyordu. Uzun yıllardır tanışıyorlardı, çok aşırı yakın değillerdi ama birbirlerinin doğumlarına, düğünlerine gelmişler, çok kez birlikte yakın zamanlar geçirmişlerdi.

“Dilara!” dedi biraz çekinerek, “Bir şey söyleyeceğim ama lütfen beni yanlış anlama!”

Suna ve Dilara ona döndüler.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın