Arya ertesi sabah erkenden uyanıp, elinde Sultan hanımın getirdiği bebekle annesinin yanına geldi.
“Anne Yağmur çok sıkılıyor!”
“Yağmur kim kızım?” dedi Dilara gülümseyerek.
Elindeki bebeği annesinin gözüne sokar gibi uzattı “İşte bu kör müsün?”
“Kızım o nasıl konuşmak öyle. Kör müsün denilir mi? Çok kaba bir konuşma bu!”
“Sana Yağmur çok sıkılıyor dedim!”
“Yağmur mu sıkılıyor yoksa sen mi sıkılıyorsun?”
“İkimiz de sıkılıyoruz! Babaannemle Sultan teyzeyi çağıralım mı bu gün?”
“Neden?” dedi Dilara şaşkınlıkla.
“Of anne! Yağmur çok sıkılıyor dedim, Sultan teyze her gelişinde bebek getiriyor ya!”
“Kızım bir kez geldi kadıncağız, yine bebek getirecek diye misafire çağrılır mı?”
“Hiç de bir kere gelmedi. Babaanneme her geldiğinde getiriyor bana bebek, onları orada bırakıyorum gelirken. Feride halam bebeklerine sen yokken ben bakarım diyor!”
“Allah Allah!” dedi Dilara merakla, “Tamam babana söyleriz orada kalan bebeklerini buraya getirir, Yağmur’da sıkılmaz!”
“Onları istemiyorum, yeni bebek istiyorum ben!”
“Aryacığım, kendini iyi hissetmiyorsun, evde sıkılıyorsun anlıyorum. Ancak bu şekilde davranamazsın. Bir sürü başka bebeğin var. Yağmur ile onların arasını yaparsan iyi arkadaş olabilirler değil mi? Hatta istersen onları birlikte tanıştıralım.”
“İs-te-mi-yo-rum! Yeni bebek istiyorum!”
“Tamam babana söylerim gelirken bir tane getirir! Oldu mu? Ama bu her defasında olmaz. Sadece bu defalık!”
“Sen bana bakamıyorsun!” dedi Arya bu sefer öfke dolu bir sesle ve dönüp gitti odasına.
Dilara arkasından bakakalmıştı kızının, “Nerede yanlış yapıyorum?” diye soruyordu kendine. Çocuğu Hanife hanıma bırakmanın sonuçları eksilmiyordu bir türlü. Bu tetkik, teşhis dönemi tamamlanana kadar işe gitmeyip, kızının yanında kalmaya karar verdi. Kreşe de yollamayacaktı. Biraz birlikte vakit geçirip, bu gidişe bir düzen sağlamaları gerekiyordu anlaşılan. Sıkıntıyla kalktı ve Arya’nın odasına gitti, az önce söylediğinin aksine bebeklerini güzelce dizmiş oynuyordu. Hazır oyunu kurmuşken bölmeyeyim diyerek geri dönüyordu ki, “Bu Dilara aptalın teki!” dedi kızı bebeğini konuştururken, neye uğradığını şaşırdığı için durdu koridorda.
“Oğlumu da mutsuz ediyor, zavallı çocuğum onu idare etmek için sürekli rol yapmak zorunda. Ah Sultancığım herkes senin gibi değil işte!”
Dilara iyice dikkat kesildi kızının sözlerine. Arya bunları kendi kendine uyduruyor olamazdı. Anlaşılan Hanife hanım çocuğun yanında gelene gidene çekiştiriyordu onu. Girip çocuğa kızacak hali yoktu, sinirini bastırmak için yeniden salona döndü. Artık kararı kesindi, Arya o yanında olmadan kesinlikle Hanife hanımların evine gitmeyecekti.
Akşam Fatih gelince, duyduklarını ona da anlattı, “Çocuk bu aşkım, annemin böyle şeyler söylediğini nereden çıkardın? Kendi aklınca oyun kurmuş!”
Dilara ne dediyse, Fatih’i ikna edemedi. Fatih her seferinde tatlı diliyle onun söylediklerinin tersini söylüyor, onu duyduklarını abarttığına ikna etmeye uğraşıyordu. Çocuğun hasta olduğundan endişe ettiği için gergindi. Böyle olması da çok normaldi. Her şey yoluna girdikten sonra bu kapıldığı düşüncelere kendisi de gülecekti. Ama madem böyle hissediyordu elbette kızına kendi bakıp, annesine veya başka yere yanında kendisi olmadan yollamayabilirdi, buna anlayış gösteriyordu. Kızı ve karısından önemli bir şey yoktu hayatında. Tek istediği, sinirlerini yatıştırmak ve bu süreç bitene kadar sakin kalmak için çaba sarf etmesiydi.
Arya’nın tetkikleri beş gün sonra çıktı, doktor “İlk tahlillerde açıklayamadığımız birkaç değer var. Bunun basit bir nedeni de olabilir ama emin olmak istiyorum. Kan tahlillerini tekrar edeceğiz. Bunun yanında bazı biyokimyasal testler ve genetik inceleme isteyeceğim.” dedi bu sefer.
Tam bu sefer “Bir şey yok” diyecekler diye beklerken, durmadan açıklanamayan bir şeylerin varlığından şüphelenilmesi Dilara’nın sinirini iyice bozuyordu.
“Doktor bey şüphelendiğiniz her ne ise açık açık söyleyemez misiniz?” dedi telefonu kapatırken, “Belirli bir şey değil ama sizin endişelerinizi gidermek adına bakmadığımız bir şey kalsın istemiyorum. Lütfen rahat olun. Randevularınızı ayarlayın ve kızınızı yeniden getirin”
Ertesi gün yeniden gidildi doktora ve istediği yeni kan tahlili ve diğer tetkikler yapıldı. Fatih annesi ve kız kardeşi ile konuşmuş, karısının bu süreçte biraz gergin olduğunu ve ondan uzak durmalarını rica etmişti. Karısı da evde huzursuz olmasın diye ona konuşmasından bahsetti.
“Teşekkür ederim” dedi Dilara, “Onlar senin ailen, kolay olmadığını biliyorum. Ancak gerçekten biraz kızımla vakit geçirmeye ihtiyacım var!”
“Tabi karıcığım bu senin en doğal hakkın, merak etme. Ben gerekeni söyledim” dedi Fatih ona sarılarak.
Tetkiklerin bir kısmı ertesi güne kaldığından, yine gittiler beraber doktora. Fatih bu süreçte şehir dışı işlerini de ertelemeye çaba sarf edeceğini söylemişti. Karısını yalnız bırakmayacaktı. Hatta akşamları da daha erken gelmeye başladı. Onları alıp yemeğe çıkarıyor, bazen birlikte kısa araba turları yapıyorlar, Dilara ve kızının biraz hava almalarını sağlıyordu. Kızının istediği gibi yeni bir bebek alıp getirmişti ilk günden. Arya Yağmur ve Ela adını verdiği bu iki bebeği hiç ayırmıyordu yanından. Yağmur ve Ela kreşten iki arkadaşının adıydı aslında. Dilara Arya’nın onları özlediğini düşünerek çocukların anneleri ile iletişime geçmiş, isterlerse kendileri ile isterlerse sadece çocukları ağırlayabileceğini söylemişti gelirlerse.
Ancak iki annede çalışıyorlardı ve çocukların da kreşe devam etmesini istiyorlardı. Tanımadıkları ve hasta çocuğu olan birinin evine yollamak istemiyorlardı çocuklarını ama açıkça söylememişlerdi. Kreşte Arya’nın bir rahatsızlığı olduğu için gelmediği veliler tarafından da duyulmuştu. Arya kreşte de pek iyi bir oyun arkadaşı değildi bununla birlikte ama Dilara nedenlerden birinin bu olabileceğini bilmiyordu.
Gündüzü de evde kapalı geçirmemek için kızını ilk kez sinemaya götürmeye karar verdi. Güzel bir çocuk filmi seçti, hem yorulmayacaklar, hem de güzel vakit geçireceklerdi. Yağmur ve Ela’da onlarla geldi. Kucaklarından iki koca bebek ile mısırlarını yiyip, güzel bir film izlediler. Arya ilk kez sinemaya geldiği için karanlıktan biraz tedirgin olmuştu ama sonra alışıp seyretmeye başladı. Zaten salon onlar gibi çocuklar ve aileleri ile doluydu. Tetkik sonuçları gelene kadar kızıyla birlikte güzel vakit geçirmek için bir sürü plan yaptı Birlikte boyama kitapları boyadılar. Evcilik oynadılar. Bu evciliklerde konuşmaları düzeltmeye çalıştı biraz. Fatih için beraber mutfağa girip kek yaptılar. Parka gidip, Yağmur ve Ela’yı gezdirdiler. Biraz salıncakta sallandılar. Arya’nın da Dilara’nın da sinirleri bu dönemde biraz yumuşadı, ikisi de sakinleştiler. Hanife hanım gelemediği için gelinini de aramıyor, torununun durumunu oğlundan öğrenip takip ediyordu.
Tetkiklerin bazıları sonuçlanmaya başlayınca, doktorun yardımcısı arayıp, anne ve babadan da kan örnekleri istediklerini söyledi. Dilara “Neden?” diye sordu hemen endişeyle, “Şüphelendiğimiz bazı hastalıklar kalıtsal olabiliyor. Sonuçları doğru yorumlayabilmek için anne ve babanın örneklerini de karşılaştırmamız gerekiyor.” dedi karşıdaki ses.
“Karıcığım ben de anlamadım ki!” dedi Fatih şaşkınlıkla, “Ne yapacaklar bizim kanımızı?”
“Bilmiyorum Fatih adam çok iyi doktor ama belli ki teşhisi kesinleştirmeden söyleme huyu yok!”
“Aman canım ne var söylemeyecek, para tuzağı bunlar hep. Dur şuna da bakalım, dur buna da bakalım! Şimdi bizde de hastalık çıkarırlarsa hiç şaşırma!”
“Lütfen Fatih, adam gerçekten işinde bir numara. Bir de sen aklımı bulandırma gözünü seveyim!”
Arya’yı Gülizar hanıma bırakıp, gittiler ertesi gün kan vermeye ama Fatih bu bir açıklama yapılmadan tetkik üstüne tetkik, yetmez gibi bir de anne babaya bakma kısmından rahatsızlık duyduğunu doktorun yardımcısına söylemekten kendini alıkoyamadı.
Kadın kaşlarını kaldırıp, “Beyefendi, kızınızın bir rahatsızlığı olup olmadığını anlamaya çalışıyoruz. Dilediğiniz zaman başka bir doktora müracaat edebilirsiniz! Bu sizin tercihiniz” dedi otoriter bir sesle. Zaten doktordan randevuyu zor ayarlayan Dilara araya girmek zorunda kaldı hemen.
“Biz bu süreçte geriliyoruz anne baba olarak, kocam onu demek istedi” dedi ama Fatih’in yüzündeki gerginlik biraz daha artsa da sesini çıkarmadı.
Paraları yok değildi, bir tanecik kızları vardı, en iyi doktorlardan birinin muayenehanesindelerdi, bazen kocasını gerçekten anlayamıyordu. İçerini rahatlatmak için bile olsa tüm bu tetkiklere değmez miydi?
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.