Kırık Dökük Bir Hikaye – Bölüm 15

Hanife hanım çocuğu doktora götüreceklerini öğrenince, “Kreşte hasta oluyor bu çocuk, evde tertemiz bakmamıza izin vermediniz ondan. Göndermeyin ben onu bak nasıl bir ayda toparlıyorum kemik sularıyla, mis gibi ev yemekleriyle!” dese de, Dilara kayınvalidesini duymaza gelmeyi artık alışkanlık haline getirdiği için randevusunu almıştı bile.

Normalde götürdükleri çocuk doktoru da çok iyi bir doktordu. O çocuğun kreşe başlayıp da sık enfeksiyon geçirmesine bağlı olarak bedensel direncinin düşmüş olmasını normal görüyordu. Dilara’nın ise içine sinmeyen bir şeyler vardı. Annesini de bir hastalıktan kaybettiği için hastalıklar konusunda kaygı düzeyinin yüksek olduğunun, çocukların hastalanabileceğinin o da farkındaydı ama yine de bilinen uzman bir doktora götürüp içini rahatlatmak istiyordu.

Fatih ile birlikte randevu günü beraber gittiler. Kreşten de Arya’nın eski enerjisinde olmadığını söylemişti öğretmenleri son dönemde ama bunu isteksizlik veya doktorun dediği gibi sık hasta olmanın getirdiği halsizlik olduğunu düşünüyorlardı onlarda.

Doktor önce genel bir muayene yaptı, Arya ile konuştu, sonra Dilara ve Fatih’e sorular sordu. Geçirdiği hastalıkları, gelişim bilgilerini istedi. Sonra güler yüzle onlara dönüp, “Muhtemelen kreşe başladıktan sonra peş peşe enfeksiyon geçirdiği için bünyesi biraz toparlanamamış. Yine de bir kan tahlili isteyelim” diye cevap verdi. Hemşire Arya’dan kan alacakken kıyametler koptu ama sonunda başardılar.

“Gördün mü?” dedi Fatih arabada dönerlerken, “Sen çok endişeleniyorsun, bir şeyi yok, iki doktor da aynı şeyi söylüyor! Çok sık hastalandı bu kreş yüzünden! Anneme kızıyorsun bu konuda ama maalesef durum bu”

Dilara kocasının içindeki sıkıntıyı anlayamadığının farkındaydı, “Yine de bir uzmanın bakmasının bize bir zararı yok öyle değil mi? Emin olmak istiyorum, kızımın sağlığı benim için her şeyden önemli!” diye cevap verdi hafif gergin bir sesle.

Fatih her zaman ki şefkatli tonuna büründü yeniden.

“Biliyorum canım karıcığım, ben de senin gibi kızımızın iyi olmasını istiyorum. Senin böyle endişelenmene kalbim acıyor, anne olarak böyle hissetmen çok normal ama göreceksin hiç bir şey çıkmayacak!”

“İnşallah!” dedi Dilara, Arya arkada ondan kan almalarına izin verdikleri için küsmüş ikisi ile de konuşmuyordu.

Fatih onun gönlü olsun diye o gün işe gitmedi doktor dönüşü, bütün gün kızıyla odasında oyun oynadılar ama o da fark etmişti Arya’nın gerçekten halsiz olduğunu oynarlarken, yine de doktorların dediğinden olduğunu düşünüp, buna takılmak istemedi.

Arya’yı bir kaç gün kreşe yollamadı Dilara, evde Gülizar hanım ile kaldılar. Hanife hanım da torununun hasta olduğunda yanında olmak istediği için kalkıp onlara geldi. Babaannesi ile olmayı seven Arya’da mutlu oldu bu ziyarete.

Bir kaç gün sonra tahlil sonuçlarının çıktığına dair mesaj gelince, hemen aradı Dilara doktoru.

“Kan sonuçlarında açıklayamadığımız bazı değerler var. Birkaç tetkik daha yapmak istiyorum.” dedi doktor. Dilara’nın içi cız etti bunları duyunca, “Özellikle şüphelendiğiniz bir şey mi var?” dedi endişeyle.

“Hayır ama yine de bakmakta fayda var! Randevunuzu sekretere yazdırın” diyerek kapattı doktor.

Hemen kocasını aradı ama ulaşamadı, mesaj yazıp, doktorun söylediklerini anlattı. Yarım saat sonra aradı Fatih, “Ne için bakacakmış ki?”

“Bilmiyorum söylemedi ben yarın için randevu aldım, sen de ayarlarsan beraber gidelim”

“Öğleden sonra uçağım var ama randevuya tabi ki beraber gidelim Allah Allah!” dedi endişeli bir tonda.

“Annenlere şimdi bir şey söyleme, durup dururken onları da endişelendirmeyelim” diye özellikle belirtti Dilara telefonu kapatırken. Sadece bir kontrol için bakılacaktı, Hanife hanımın kreş muhabbetini dinlemek istemiyordu yine. Zaten gerilmişti yeterince, bir de laf anlatacak hali yoktu kimseye, ağzından istemediği bir laf çıkar durduk yere tatsızlık çıkar diye düşünüyordu.

Ertesi gün erkenden Arya’yı alıp gittiler doktora. Doktor gerekli tetkikler için hemşireye talimat vermişti, kendisinin başka işleri olduğu için onlarla ilgilenemedi. Arya’yı oynata zıplara zorla tetkikleri tamamlattılar. Allah’tan hemşire çok güler yüzlü tatlı bir genç kızdı. Çocukları oyalamayı da öğrendiği belliydi. Fatih onları eve bırakıp, kısa bir süre kaldıktan sonra havaalanına gitmek için evden çıktı.

Arya hasta olduğunda daha çok annesi ve babası yanında olup, kreşe de gitmesi için zorlamadıkları için bunun tadını çıkarmaya başlamıştı bile. Dilara o gün yanında kalacaktı. O içeride kızının sevdiği kurabiyelerden pişirmeye gidince, Gülizar hanıma babaannesini arattırdı, “Babaanne biliyor musun ben bu gün doktora gittim. Bana bir sürü şey yaptılar. Çok hastayım ben gel!” dedi ağlamaklı bir sesle. Hanife hanım torunundan gelen telefon üzerine yarım saat sonra geldi Dilaraların evine, o arada Gülizar Dilara’ya haber verdiği için hazırlıklıydı Dilara. Kızına “Niye babaanneni de arayıp üzdün ki?” dedi sadece.

Böylece konu mecburen Hanife hanım ve Feride tarafından da öğrenildi. Gün içinde de şirketten sık sık telefon gelip, Dilara oradaki konularla da ilgilenmek zorunda kalınca, “Fatih’te yok, senin de işe gitmen gerek belli ki? Arya’ya ben bakayım sen de git işini gücünü hallet!” dedi Hanife hanım.

İki arada bir derede kalan Dilara’da bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı, Fatih üç gün olmayacaktı. Daha iner inmez “Arya nasıl?” diye aramıştı zaten.

Çocuğu evden çıkarmanın iyi bir fikir olmadığını düşündüğü için ertesi gün ve sonraki gün Hanife hanım ve Feride’nin gelip evde onunla ilgilenmelerini kabul etti.

Fatih’te o da gün içinde bir kaç kez arayıp, kızlarını sormuşlardı. Arya’da ikisi ile de konuşup, halsiz olduğunu ama evde babaannesiyle oynadıklarını söylüyordu. Bütün gün iş yerinde durmak içine sinmediği için çıkıp erkenden geldi ertesi gün eve.

Geldiğinde evde tanımadığı bir misafir görünce şaşırdı.

“Sultan, bizim komşulardan” dedi Hanife hanım, torununun hasta olduğunu duyunca merak edip gelmişti buraya kadar, gelirken de Arya’ya çok güzel bir bebek alıp getirmişti.

“Hoş geldiniz, zahmet etmişsiniz” dedi Dilara, kadın biraz daha oturduktan sonra izin isteyip gitti. Arya yeni bebeğinden çok memnun görünüyordu. Daha önceden kadını tanıdığı da belli oluyordu söylediklerinden.

Dilara’nın eve misafir gelmesinden memnun olmadığını anlayan Hanife hanım da fazla oturmadan kalkıp gitti evine. Ertesi gün Dilara evde olacağını söylemişti Hanife hanıma, bir ihtiyaç olursa da arayacağını eklemişti gelmesin diye.

Gülizar hanım onun giderek daha fazla gerildiğini fark ettiği için, kendi çocuklarından örnekler anlatıyordu. Oluyordu böyle şeyler çocuklarda, korkulacak bir şey olduğunu sanmıyordu. Aslında Dilara başka şeylere de gerildiği için böyle hissediyordu kendini.

Dilara evde onu anlayan tek kişinin Gülizar hanım olduğunu bildiği için gülümsedi içten bir şekilde. Yine de aile meselelerini onunla konuşup, paylaşmak gibi bir adeti yoktu. Gülizar hanım da bunu bildiği için fazla uzatmadan işlerine döndü, bitirince de çıktı.

O gece kızı da uyuduktan sonra salonda karanlıkta uzun uzun oturdu Dilara. Gerçekten kendini çok gergin ve dolmuş hissediyordu. Allah’a kızının sağlığında bir şey olmaması için dua etti uzun uzun. Hissettiği kaygılar boşunaysa da hafifletmesini diledi. Babasını düşündü, eski hayatını düşündü, evliliğini, ilişkilerini düşünüp, göz yaşı döktü biraz. Gülizar hanım haklıydı aslında farkında olmasa da sinirleri bozuktu epeyce. Arya’nn tetkik sonuçları çıkıp, rahat bir nefes aldıktan sonra, biraz kendine çeki düzen vermeye karar verdi. Sürükleniyor gibi yaşıyordu uzun zamandır. Gerçekten de serseme dönmüştü.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın