Fatih’te annesinin evinde bakılmasına sıcak bakınca, Dilara fazla sesini çıkaramadı. Çat kapı gelinmesindense, iş çıkışı uğrayıp çocuğu alıp eve dönmek daha iyi olurdu belki. Gülizar hanım da biraz nefes alırdı bu arada.
Böylece sabahları işe giderken Arya’yı Hanife hanıma bırakmaya başladılar. Akşam işten hangisi erken çıkarsa, ki bu Dilara oluyordu genelde uğrayıp alıyorlardı. İçeri girmemeye özen gösteriyordu Dilara, girerse, akşamına Fatih’in gelip, bütün akşamı orada geçirmek zorunda kalacaklarını biliyordu artık. Arya çok memnun görünüyordu halinden, bütün gün halası, babaannesi ne istese yapıyorlar, oynuyorlardı.
Dilara da çocuğa kötü baktıklarını söyleyemezdi. İstemediği alışkanlıklar ediniyor gibi görünüyordu biraz ama çok da büyük şeyler olmadığı, kızı daha küçük olduğu için sesini çıkarmadı. Böylece iki yıla yakın zaman geçti. Arada bir yine yemek, kahvaltı devam ederken, çocuk aracılığı ile her gün karşılaştıkları için gelmediniz, gitmediniz sorunları bitmişti. Hanife hanım kısa sürelerle memlekete gidince, Arya eve dönüyor, Gülizar hanım ile kalıyordu. Cumartesileri Dilara ilgileniyordu kızıyla, insanın bir evladı olmasının ne kadar güzel bir şey olduğunu daha yeni anlıyordu kızı büyüdükçe. Annesini daha sık anıyor, özlüyordu. Kendi annesiz büyüdüğü için kızına çok iyi bir anne olmak istiyordu. Pazar günlerini ailecek geçiriyorlardı baş başa, Arya zaten babasını bulunca annesinin yüzüne bakmadığı için, Dilara’da biraz kendiyle ilgileniyordu kalan zamanda. Fatih’te hafta içi şehir dışına giderek veya geç gelerek kaçırdığı saatleri pazar günleri telafi ediyordu kızıyla. Hatta bazen karısı biraz kafa dinlesin diye onu alıp, dışarılara götürüyor, üç dört saat dönmüyordu eve.
Arya üç buçuk yaşına geldiğinde Dilara onun kreşe gitmesini istiyordu aslında, yaşıtları ile oynamasını, okula ve kurallara alışmasını, Hanife hanımın terbiyesinden de biraz çıkmasını istiyordu aslında. Çocuk ister istemez onlar gibi davranmaya, onlar gibi düşünmeye, onlar gibi konuşmaya başlamıştı. Evde Gülizar hanımı bile eleştiriyordu, babaannesi gibi. Kadıncağız oyuncaklarını topluyor arkasından yeniden dağıtıyordu bir daha toplasın diye. Dilara defalarca kez konuşmuştu bu konuyu kızıyla.
“Aryacığım Gülizar hanım yıllardır bizimle o bizim ailemizin bir parçası, doğduğun günden beri seni tanıyor, seviyor ve bakıyor. Neden böyle yapıyorsun?”
“Çünkü o bir hizmetçi, ben de prensesim!” diyordu Ayra.
“Prenses olmak güzel bir şey ama neden iyi bir prenses olmak yerine, kötü bir prenses olmayı seçiyorsun. Gülizar hanımın yaptığı mesleğin adı yardımcılık, bu da baban, ben, herkes gibi maaşla yapılan bir meslek. Meslekler ve insanlar küçümsenmez çok ayıp!”
“Benim babam patron bir kere, sen de öylesin! Gülizar bu evde bizim emrimizde çalışıyor. Madem iş bu ben de yapsın diyorum zaten bunda ne kötülük var? Onu çalıştırıyorum”
“Arya! İnsanların yaptığı işi bozup, yeniden yapmasını sağlayarak çalıştıramazsın. O zaman başka işler yapamaz düşün bakalım! Durmadan senin odanı toplarsa, diğer işler ne olacak!”
“Onları da sen yapacaksın! Bu evin annesi sensin! Babaannem her işi kendi yapıyor, ona yazık değil mi?”
Dilara geriliyordu kızının söylediklerine ama çocuğa oturup da babaannesini kötüleyecek kadar akılsız değildi. O çocuktu kafasına ne sokuluyorsa onu söylüyordu. O yüzden bir an önce kreşe başlayıp, bu sohbetleri unutmasını istiyordu. Çevresinden de soruşturup, yakınlarda güzel bir kreş buldu. Herkes çok beğeniyor ve tavsiye ediyordu. Arya’yı da orada arkadaşların olacak, öğretmenlerin olacak, bütün gün oyun oynayacaksınız diye ikna edince, kızı hemen kabul etti.
Fatih’in kreşe bir itirazı yoktu, sonuçta annesi ve karısı bakıyorlardı kızına, gönderir denerler, Arya memnun kalmazsa alırlardı.
“Ben bakıyordum tertemiz, ne demeye çocuğun huzurunu bozuyorsunuz anlamadım ki?” dese de Hanife hanım, Dilara çocuğun toplum içinde kuralları öğrenmesi için bunun gerekli olduğunu anlatıp, gitmesini istediğini net bir şekilde ifade edince, bozulsa da sesini çıkaramadı.
“Çocuk sizin tabi!” diyerek astı suratını.
Arya, babaannesinin evinde, günler, pastalar, börekler, konuşmalar dinlemeye alışmıştı. Ara ara duyduğunu gördüğünü anlatıyor ya da farkında olmadan odasında oynarken, bebekleri ile gün yapıp farkında olmadan dinlediklerini tekrar ediyordu. Küçücük çocuk, kayınvalide olup, gelinini bebeğine şikayet ediyor, kocasından bahsediyordu.
Kreşte ilk bir hafta biraz zor geçti. Gitmek istemiyor, arkadaşlarından, öğretmenlerinden şikayet ediyordu. Annesi evde büyüklerle oturmayı mı yoksa arkadaşları ile oyun oynamayı mı tercih ettiğini sorduğunda, babaannesinin evinde de gelen arkadaşları olduğunu öne sürüyordu. Kendi evleri sıkıcıydı. Gülizar hiç pasta yapmıyordu halası gibi, Dilara şeker ve çikolata yemesine izin vermiyordu. Kreşte de yoktu böyle şeyler.
Kreş sorumluları başlangıçta bunların normal olduğunu, onlar bırakıp gittikten sonra Arya’nın gayet memnun gülüp oynadığını ve bunları unuttuğunu söyleyerek Dilara’yı rahatlatıyorlardı. İkinci hafta da Arya’nın da şikayetleri azalmaya başladı. Sonunda da bitti. Yine çok gönüllü değil gibi davranıyor ama ertesi gün kreşte ne giyeceğinin telaşına bir gün önceden düşüyordu. Kreşe pahalı oyuncaklarını götürmek istiyor, annesi izin vermeyince kızıyordu.
“Arya kreşe oyuncak götürmeniz yasak biliyorsun!” diyordu Dilara her sabah, elinde bir bebekle kapıya dikildiğinde.
“Herkes getiriyor ama!”
“Herkes getiriyorsa da, kapıda ellerinden alıyorlar biliyorsun, dönüşte geri veriyorlar. Zaten oynayamıyorsunuz ki, götürüp ne yapacaksın?”
“Ama herkesin bebeğini görüyoruz biz o arada, benim bebeklerim herkesin bebeklerinden güzel. Ben de onlar görsün istiyorum!”
“Anneciğim herkesin bebeklerinden güzel bebeklerin olması onlarla birlikte oynayamadıktan sonra bir şeye yaramaz ki. Bir sürü bebeğin olur ama hiç arkadaşın olmaz daha mı güzel bir şey bu. Arkadaşlık oyuncaktan değerlidir.”
“O zaman neden halam her zaman en pahalı kıyafetleri alıp, arkadaşlarım görsün de çatlasınlar diyor!”
“Halan öyle demiyordur, sen yanlış anlamış olabilirsin!”
“Hayır diyor! Bana da en pahalı bebekleri alıyor bu yüzden. Kıskansınlar diye!”
Dilara’nın tepesi iyice atıyordu kızından bu sözleri duydukça, birine ikna ediyor, ertesi gün başka bir şeyle karşılaşıyordu. Kreşin tüm bunları unutturacağına ikna etmeye çalışıyordu kendini ve sabırla kızının aklındaki bu doğru bulmadığı düşünceleri silmeye çalışıyordu ama Arya en az babaannesi kadar azimliydi bu konuda.
Bu arada kreşe başladığı ilk dönemde sık sık hastalandığı için de gidemiyor, yine babaannesine gitmek zorunda kalıyordu. Aslında o hasta olunca ilk başlarda Dilara evde kalmaya başlamıştı onunla ama şirkette onun da işleri yoğunlaşınca yine Hanife hanıma bırakmaya razı oluyordu bir kaç günlüğüne de olsa.
Bu sefer “Beni kreşte hasta ediyorlar!” diyerek yeniden gitmeyi ret ediyordu Arya, yeniden ikna çabaları başlıyordu.
Fatih, Dilara’nın kızlarını kreş konusunda fazla zorladığını düşünüyordu, bir kaç kez de söylemişti açıkça. Dilara’da kızında gözlemlediklerini söyleyince, yüzünün değiştiğini fark etti ama Fatih, “Böyle düşünüyorsan, haklı olabilirsin tamam devam etsin o zaman. Sen benim için değerlisin, kızımızı da öyle!” diyerek uzatmamıştı konuşmayı.
Ancak Arya’nın kreşten kaptığı mikrobik hastalıkların yanında, evde olduğu dönemlerde de çabuk yorulma, bir şey yapmak istememe, hırçınlığının artması gibi başka durumlar da yaşanmaya başlayınca, Dilara önce onun kreşe gitmemek veya ilgi çekmek için rol yaptığını düşündü. Arya’nın böyle huyları da vardı maalesef ama bu durum eksilmeden devam edince iyi bir çocuk doktoruna götürmeye karar verdi kızını.
“Rol yapıyor olabilir, babaannesine gitmek için” diyordu Fatih’te ama Dilara kızını tanıyor, nerede rol yapıp nerede gerçekten halsiz hissettiğini anlayabiliyordu. Son zamanlarda da endişesi giderek artmaya başlamıştı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.