Beşinci ay bittiğinde Arya artık oturabiliyor, çevresine gülücükler saçabiliyordu. Dilara kendine iyice gelmişti. En azından yarım gün de olsa işe gidebilmeyi hayal ediyordu artık çünkü evde çok bunalmıştı. Gülizar hanım olduğu için gönlü rahattı kadıncağız beş aydır onun ne kadar bunaldığını anladığı için rahat etsin diye elinden geleni yapıyor. Arya’ya bakmasına izin verildiği zamanda kendi kızı gibi bakıyordu.
Arya büyüdükçe gerçekten de babasına benzemeye başlamıştı. Fatih’in kahverengi gözleri, kıvrık kirpikleri, gülüşü sanki kopyalanmış gibi Arya’da da vardı.
“Bana hep öyle sevgi ile bakıyorsun ki” diyordu Fatih, “O yüzden kızımız da ister istemez bana benzedi!”
Hanife hanım ve Feride en azından her gün gelmeyi kesmişlerdi artık. Komşularını özlemişti Hanife hanım, ayrıca yine bir memlekete gidip gelmek istiyordu. Bu arada Feride dershaneye gittiği halde sınavı yine kazanamamıştı, morali bozuk olduğu için yeğenini görmeye bile gelmiyordu. Aslında annesinin oraya gittiğinde evde rahatça hareket ettiği için gelmiyor olduğunu kimseye söylemiyordu tabi.
Hanife hanım yeniden komşularına dönmeye karar verdikten sonra Dilara kızıyla daha rahat ve sakin zaman geçirmeye başladı. Ancak Arya’nın huysuzlukları nedense hiç bitmiyordu. Ufacık çocuk bir sinir küpü olarak doğmuştu sanki. Dilara’nın açık saçlarına yapışıyor, ısırıyor, beğenmediği bir şey yedirilmeye çalışılırsa kıyameti koparıyor, eline verilen her şeyi fırlatıp, sonra verilsin diye ağlamaya başlıyordu.
Dilara sabırla kızıyla ilgileniyor, her şeyine özen gösteriyordu ama artık nefes almak için yarım gün işe gitmenin bir ihtiyaç olduğunu da düşünüyordu. Gülizar hanım yarım gün bebeğe bakmaya dünden razıydı. Kızın zor bir bebek olduğunun o da farkınaydı ama nihayetinde çocuktu. Evin içindeki kalabalıktan, annesinin bitmeyen stresinden böyle olmuştu belli ki. Zamanla sakinleyecekti.
Fatih karısının yarım gün işe dönme isteğine hak verdi.
“Annem gelsin yarım gün dursun madem!” deyiverdi hemen.
“Yok!” dedi Dilara birden savunmaya geçer gibi, “Yani yorulmasın demek istiyorum, Gülizar hanım var ya nasıla evde o halledecek konuştum ben”
“Karıcığım, tamam Gülizar hanım da çok iyi bir insan ama yine de bırakmak doğru mu kızımızı bilmiyorum. Kadıncağız evin işine de bakıyor. Allah korusun gözünden bir an ayırsa, bir iş halledeceğim diye!”
Dilara durdu kocası böyle söyleyince ama sonra “Sen merak etme ben konuşurum onunla, ben yokken işle ilgilenmez” diyerek kapattı konuyu.
Hanife hanım içerlemişti, oğlundan duyunca çocuğun Gülizar hanıma bırakıldığını, ana oğul Dilara’ya söylemeden, Hanife hanımın arada baskın yapıp gelmesini ve kontrol etmesini bulmuşlardı çözüm olarak. Torunumu özledim diye gelecek, kadının neler yaptığını kontrol edecekti. Neler duyuyorlardı Allah korusun.
Dilara işe gittiği ilk sabah, bunun ona çok iyi geleceğine inanmasına karşılık, kızına ihanet ediyor gibi hissetti kendini. Arabada hiç konuşmadı ofise varana kadar. Fatih onu işe bırakıp sonra kendi ofisine geçti. Hâlâ Samet beyin kurduğu düzende ayrı şirket ofislerinde çalışıyorlardı. İş yerinde saat başı aradı Gülizar hanımı. Her aradığında kızı ağlıyor olduğu için iyice kötü hissetti, sanki onu bırakıp gitmiş de ondan ağlıyordu. Oysa kendisi de biliyordu ne kadar yaygaracı olduğunu. Gülizar hanım onun içini rahatlatıyor, telefonu kızının eline verip, kamerayı açıyordu. Annesini ekranda görünce susuyordu Arya ama sonra da kapatmamak için ağlıyordu.
Bir hafta sonra kendini buna yavaş yavaş alıştırdı. Akıl sağlığı yerinde bir anne olmak için biraz nefes almaya ihtiyacı vardı. İşi de ofisi de özlemişti. Kilo aldığı için istediği gibi giyinemiyordu ama şimdilik dert etmiyordu fazla. Fatih ona sürekli anneliğin çok yakıştığını, onu her haliyle sevdiğini fısıldıyordu ve bu da içini rahatlatıyordu.
Hanife hanım Dilara işe başladıktan sonra hafta iki üç kere çat kapı gelmeye başladı torununun yanına. Dilara da, Gülizar hanım da anlamışlardı niyetini Garip bir şekilde Arya’da babaannesi gelince susuyor daha sakin oluyordu.
“Tabi herkes çocuk bakamaz, ben anlıyorum çocukların dilinden!” diye kendini övüyordu Gülizar hanıma sürekli, hazırlanan gıdaları beğenmiyor, kendi yapmaya kalkıyordu her geldiğinde. Gülizar hanımı da Dilara’ya yaptığı gibi bunaltsa da, Dilara öğlen geldiği için Gülizar hanım çocuğu onlara bırakıp, kayboluyordu ortadan hemen. Hanife hanım da sözde gelinine rahatsızlık vermemek için o geldikten sonra bir iki saat daha oturup, dönüyordu evine görevini yapmanın kahramanlığı içerisinde.
Babaannesi gider gitmez basıyordu yaygarayı Arya. Gülizar hanım Dilara’ya bir şey diyemese de, “Babaannesine çekerse işi zor bu kızın!” demeye başlamıştı artık.
Ayaklanmaya başlayınca daha da zorlaştı her şey, her şeye uzanıyor, tuttuğunu fırlatıyor diye evde ne varsa kaldırılmıştı ortalıktan. İki dakika boş bırakılsa masa örtüsüne yapışıp çekiyor, koltuğa tırmanıp, kendini aşağı bırakıyordu. Evin için çocuğun başına bir şey gelmesin diye alınan önlemlerden şekil değiştirmişti iyice. Daha çok küçük olduğundan oyuncaklara ilgi göstermiyordu. Babaannesi televizyon açıp yemeye alıştırdığı, ayağında sallayarak uyutmayı tercih ettiği için devam etmek istiyordu sürekli. Oysa Dilara televizyon seyretsin istemiyordu henüz. Ayakta sallayarak uyumasını da istemiyordu. Gülizar hanım da yatağa bırakıp, yanında ninni söyleyerek uyutmayı deniyor. Kız ayakta sallanana kadar avazı çıktığı kadar bağırıyordu sürekli.
Babası gelince doğrudan onun kucağına atlıyor, uyuyana kadar da inmiyordu kucağından. Fatih çok seviyordu kızını, gelir gelmez, koşarak kucağına gelmesi en sevdiği şeydi. Babasına yapmıyordu annesine yaptıklarını. Başını onun omzuna yaslıyor, parmaklarını tutuyor, sürekli gülümsüyordu.
“Minik Cadı” diye seviyordu Gülizar hanım artık onu, “Bacak kadar boyu bile yok ama her şeye çalışıyor kafası”
Torununa “cadı” denmesinden hoşlanmıyordu Hanife hanım, bir kaç kez onun yanında da söylenince uyarmıştı kadını.
“Ne çirkin bir benzetme bu böyle! Duymayayım bir daha melek o cadı denilir mi hiç!”
Sonunda yaz gelince, fazla ısınmadan bebekleri ile bir tatile gitmeye karar verdiler karı koca. Dilara çocukla gidip rahat edecekleri yerleri uzun uzun araştırmıştı. Fatih’te seçtiği yeri beğenince bu defa kocasına bırakmadan kendisi ayırttı yerlerini. Bir hafta sadece üçü birlikte olabileceklerdi böylece. Küçük prensesleri de ilk defa deniz görecekti. Bir bebekle yolculuğa çıkmak kolay değildi. Hazırladığı eşyayı görünce Dilara bile şaşırdı kendine. Neredeyse evi götürecekti kızı orada rahat etsin diye.
Tam umdukları gibi olmasa da bir hafta deniz kenarında güzel bir tatil yapmaya çalıştılar. Kaldıkları otel çok güzeldi, deniz çok güzeldi, hizmet çok güzeldi ama bir dakika yerinde durmayıp, her şeye ağlayan bir buçuk yaşındaki kızları ile dinlenmek pek mümkün değildi. Bolca fotoğraflarını çekip, yolladılar babaannesi ile halasına. Fatih, hem Feride’nin morali düzelsin, hem de annesi de biraz kafa dinlesin diye onları da başka bir yere göndermişti bir kaç hafta önce. Böylece onlar giderken teklif bekleseler de peşlerine takılıp gelememişlerdi beraber. Fatih’te çok yorulmuştu aslında söylemese de, döndüklerinde ikisi de evi ne kadar özlediklerini anladılar. Hiç değilse, güvenli bildikleri bir alanda oluyordu kızları.
Dilara artık tam gün dönmüştü işine, Gülizar hanım da çok güzel bakıyordu çocuğa, Hanife hanım çat kapı gelip gitse de idare ediyor sesini çıkarmıyor, o gelince evin işlerine bakıyordu. Arya babaannesini istiyordu sürekli yanında, o giderken ağlıyor, bacaklarına sarılıyordu sürekli.
“Artık biraz bize mi getirseniz, Gülizar hanım da evin işlerine baksın!” dedi sonunda Hanife hanım. Nasılsa Feride’de vardı evde, sınavı kazanamayınca hevesi kırılmış bir daha denemek istemediğini söylemişti.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.