Dilara hamileliğin son haftalarını evde sakin ve sessiz Gülizar hanımla geçirdi. Bebek odası hazırlandı, alınanlar yıkanıp, ütülendi. Daha bebek gelmeden kıyafetleri eşyaları öpüldü sevildi. Bebek büyütmekle ilgili kitaplar okundu, videolar izlendi. Tüm konu gelecek olan o minicik candı artık. Fatih akşam gelince o gün bebek ile ilgili yapılanları heyecanla ona anlatıyor. Hangi ayda nasıl olacağını öğrendiği kadarıyla aktarmaya çalışıyordu.
Gülümseyerek dinliyordu Fatih karısını, “Bir bebeğe bu kadar hazır olacağını hiç tahmin etmemiştim” dedi bir gün gülümseyerek.
“Neden olmayayım ki?”
“Bilmiyorum bu içgüdüsel bir şey herhalde kadınlarda, sanki kendiliğinden oluveriyor gibi”
“Belki de” dedi Dilara gülümseyerek.
Doktor her şeyin yolunda olduğunu söylüyordu, gerçi evde dinlenmek biraz fazladan kilo almasına neden olmuştu ama çok fazla değildi. Fatih tüm doktor randevularına geliyordu, kızlarının minik kıpırdanışlarına bakıyorlar, kime benzeyecek diye konuşuyorlardı.
Dilara normal doğumdan biraz korkuyordu. O filmlerde gördüğü kadınların normal doğum yaparken yaşadığı sahnelerin gösterimi gözünü korkutmuştu. Doktor gerekmediği sürece sezaryana karşıydı, o yüzden bebek gelmek istediği zaman kendi işaretini verecekti.
Bir gece tuvalete kalktığında küçük kan lekesini görünce, hemen Fatih’i uyandırdı. Bunun bir nişane olduğunu biliyordu, yine de karı koca emin olamayıp, hastaneyi aradılar “Gelelim mi?” diye, zaten doğum çantası çoktan hazırlanmış kapının yanına konulmuştu.
“Görevli olabilir, gelmeden bilemeyiz” deyince, biraz daha beklesek mi diye düşünüp, cesaret edemediler ve toparlanıp hastaneye gittiler.
Yapılan kontrolde doğumun başlamış olduğunu öğrenince çok şaşırdılar. Dilara hiç sancı hissetmiyordu. Hemen doğumhaneye aldılar onu, hazırlayıp, Fatih tek başına kaldı yukarı katta.
Dilara odaya geri getirildiğinde, kızlarının ilk muayeneleri yapılıyor olduğundan odaya getirilmemişti daha. Çok erken bir saat olunca, Fatih’te kimseye haber verememiş beklemişti tek başına. Hastaneyi ve doktoru o araştırıp o seçmişti zaten en iyisinden. Çok bilinmeyen ama oldukça lüks bir özel hastaneydi burası. Dilara sersemlemiş ve çok yorgun hissediyordu kendini. Bebeğin gelmesini beklerken dayanamadı derin bir uykuya bıraktı kendini. Doğumhanede de görememişti kızının yüzünü.
Gözlerini açtığında, yanındaki minik yatakta yatıyordu kızları, Hanife hanım ve Feride gelmiş, üzerine eğilmiş seyrediyorlardı hayranlıkla. Fatih karısı gözlerini açar açmaz geçti yanına.
“Hayatım iyi misin? Nasıl hissediyorsun?” dedi hemen.
“O nasıl?” dedi Dilara doğrudan bebeğe bakarak.
“İyi emzirmen gerekiyor hemşireyi çağıracağım şimdi” dedi Fatih gülümseyerek ve çıktı odadan.
“Aynı Fatih’in bebekliği” diyordu Hanife hanım, Dilara hafifçe doğrulup baktı sepette yatan minicik kızına.
“Saçları var!” dedi gülümseyerek.
“Feride’de saçlı doğmuştu!” dedi Hanife hanım, “Saçları halası gibi gür olacak inşallah! Okudum üfledim ben torunumu. Adı Arya olacakmış dedi Fatih ama?”
“Evet en son Arya da karar verdik” dedi Dilara yorgun bir sesle, gözünü bebeğinden alamıyordu.
“Arya Naz diye fısıldadım ben kulağına ama siz ister kullanır, ister kullanmazsınız tabi çocuk sizin!”
Bir şey demedi Dilara iki ismin zor olduğunu düşünüyordu, kolay ve kısa bir isimdi Arya.
“Maşallah tosun gibi de kilolu!” diye devam etti Hanife hanım.
Gerçekten yeni doğan zıbını hafif küçük olmuştu sanki minik bebeğin üzerine. Gözlerini açmış takip etmeye çalışıyordu olan biteni. Henüz uzağı seçemediğini biliyordu Dilara okuduklarından, muhtemelen seslere tepki veriyordu. Ağlamıyordu en azından.
Biraz sonra Fatih hemşire ile gelince, hemşire dışarı çıkardı onları, bebeği Dilara’nın kucağına verdi ilk kez ve nasıl emzireceğini gösterdi. Kızının sıcaklığını hissedince iyice duygulandı Dilara. Keşke annesi ve babası da yanlarında olup görebilselerdi bu ilk anı. Hemşire çıkınca, Fatih ve ailesi geri geldiler yanına.
“Oh şifa olsun maşallah!” diyordu Hanife hanım sürekli, “Naz kızım, babaannesinin bir tanesi!”
İkisi de sağlıklı olmalarına rağmen doktor bir gece yatırdı bebekle anneyi hastanede, Dilara’nın da toparlanması için iyi olur demişti. Fatih’te annesi ile kız kardeşini evlerine bırakıp geri döndü hastaneye karısını yalnız bırakmadı o gece.
“Kaç kiloymuş” demek aklına geldi Dilara’nın o geri gelince, bütün gün sersemlikten, heyecandan aklına gelmemişti sormak.
“Vallahi ben de sormadım” dedi Fatih gülerek, “Topaç gibi maşallah! Daha ne olsun!”
Emzirme saatlerinde hemşire geliyor, Dilara’ya yardımcı oluyor sonra gidiyordu.
Ertesi sabah, kızlarını da alıp eve geçtiler beraber. Hanife hanım ve Feride onlardan önce gelmiş bekliyorlardı. Gülizar hanım bebeğin geldiğini haber aldığı için o gün her zamankinden erken gelip, evi hazır etmek istemişti. Hanife hanım ördüğü hırkaları, yelekleri, battaniyeleri getirmiş onlar gelene kadar bebeğin odasına yerleştirmişti.
Hastanede sakin olan bebek eve geldikleri ilk günden itibaren, feryat figan ağlama krizlerine girmeye başladı. Hanife hanım ve Feride her gün geliyor, Dilara dinlensin diye bebeğe bakıyorlardı. Sabaha kadar sürekli uyanıp ağladığı için Dilara serseme dönmüştü. Onlar gelince, biraz odaya gidip uzanıyor, uzanır uzanmaz da içi geçiveriyordu. Fatih uykusuz kalmasın diye odaları kısa bir süreliğine ayırmışlardı. Arada bir uyanıp yanlarına geliyor, biraz bebeğe bakıcılık edip karısının nefes almasını sağlıyor, sonra yeniden gidip uyuyordu.
İlk bir ay çok zor geçti, anne olduğunun sevinci ve heyecanını yaşayacağını sanan Dilara, uykusuzluk ve yapması lazımlar arasına sıkışıp kalmıştı. Hanife hanımların her gün gelmesinden hem bunalıyor, hem de onlar gelince dinlenebildiği için seviniyordu. Gülizar hanım da bakardı o dinlensin diye ama Hanife hanım torununu ona emanet etmek istemiyordu nedense. Kadıncağız da onlar varken uzak duruyordu bebekten ister istemez, Dilara ile ilgileniyordu daha çok, artık huylarını öğrendiği için karışmıyordu işlerine.
Doktor bebeğin büyümesinin standardın önünde gittiğini söylüyordu kontrole gittiklerinde ama bu kötü bir şey değildi. Hızlı toparlıyordu, Dilara’nın sütü de yağlı olduğu için bebeğe iyi geliyordu. Biraz gaz sorunu vardı, ağlaması ondandı. Gecesi gündüzüne karışan Dilara, bir şeyleri yanlış yapıyor olmaktan öyle korkuyordu ki, doktorun ağzının içine bakıyordu konuşurken.
“Hayatım annem var, Gülizar hanım var ikisi de tecrübeli, niye bu kadar stres yapıyorsun?” diyordu Fatih karısını rahatlatmak için ama yine de aklı çıkıyordu Dilara’nın bebeğine bir şey olacak diye. İlk bir ay sabahlıkla dolandı durdu evde. Aynada kendine bakacak hali bile kalmıyordu yorgunluktan. Arya neredeyse yarım saatte bir uyanıyor, yaygarayı basıyordu sürekli.
“Fatih’te böyleydi” diyordu Hanife hanım “Hiç uykuyu sevmezdi, hâlâ da sevmez!”
Gerçekten Fatih çok az uykuyla ayakta kalabiliyordu. Dilara onun gibi dayanaklı değildi uykusuzluğa.
“Ben uykucuyum ama halasına çekmemiz Naz kuzusu!” diye araya girse Feride.
“Seni bıraksak akşama kadar yatarsın zaten!” diye yiyordu fırçayı.
Dilara odaya uyumaya geçtiğinde içeriden gelen seslerden ya da ağlar da duymazsa diye stresten uyuyamıyordu çoğunlukla son zamanlarda. Ağlarsa gelir uyandırırlar diyordu kendi kendine ama kulağı bir türlü kapanmıyordu içeriye. Bebeği duyacağım derken, açılan televizyon, konuşmalar her sesi duyuyordu mecburen, içi geçemiyordu bir türlü. Altı değişeceği zaman, Hanife hanım annesi yapsın istiyordu, Gülizar hanım da hemen kucaklayıp, getiriyordu Dilara’nın yanına bebeği ama onu hiç ellemeden sessizce altını kendi değiştirip, Dilara yapmış gibi götürüyordu geri. Dilara gözleri açık gülümsüyordu ona teşekkür için. Doğrulacak hâl bulamıyordu çoğu zaman kendinde. Gece tutacağı nöbeti düşünüp strese giriyordu.
İkinci ve üçüncü ay o da biraz toparlanıp, daha iyi yönetmeye başladı süreci ama Arya’nın gece feryatları bitmiyordu bir türlü, “Sütün yağlı geliyor, kabız oluyor” diyordu doktor.
Hanife hanım ile Feride’ye “Artık ben kendi alışayım biraz, siz de çok yoruldunuz” demişti nazikçe ama “Kızım ne yorulması canım torunum o benim, yorgunluk olur mu?” diye savuşturmuştu Hanife hanım her seferinde.
Fatih ile birbirlerini göremez olmuşlardı iyice. Şirkette de işler yoğunlaşınca, o da geç gelmeye başlamıştı biraz. Gelir gelmez, karısı ile kızının yanına oturuyor. İkisini de öpüp kokluyor, yemek yiyemediyse bir şeyler yiyor, annesi ile kız kardeşini eve bırakıp, gelip uyuyordu hemen.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.