Kırık Dökük Bir Hikaye – Bölüm 8

Evde huzur bulamayacağını anlayan Dilara eskisinden daha çok dışarı çıkmaya başladı. Bir gün alışverişe diye, bir gün sinemaya diye, bir gün başka bahane ile eski evlerine gidiyordu. Bahçıvanın bilgisine gerek kalmadan rastlamıştı bir gittiğinde. Bahçeyi evde yaşanıyormuş gibi bakımlı tuttuğu için teşekkür etti. Adam bir bahçe işleri ile uğraşan bir firmadan geliyordu. Düzenli olarak aynı kişi çalışmıyordu bahçede, görev dağılımına göre değişiyordu gelenler. Bu kaçışlar ona çok iyi gelmişti, geçmişten kaçmadığını anlamıştı aslında, tam aksine geçmişin huzuruna ihtiyacı olduğunu anlamıştı.

Telefonunu genelde sessize alıyor, her defasında açmıyor denmesin diye arada bir açıp, şimdi tam şuradayım, şimdi tam buradayım, dönünce ararım deyip geçiştiriyordu. Evin verandasını temizleyip, orada oturmaya başlamıştı. Mutfakta tüm malzemeler durduğu için çayını, kahvesini yapıp bazen kitap okuyor, bazen öylece bahçeyi seyrediyordu.

Fatih karısının her gün dışarı çıktığını ve bunun ona ne kadar iyi geldiğini biliyordu. Ancak bir akşam, “Dilaracığım söylediğimi yanlış anlama lütfen ama annem sana biraz alınmış” deyiverdi.

Dilara “Neden?” diye sordu şaşkın gözlerle, az çok tahmin ediyordu ama yanılıyor olabileceğini düşündüğü için sormuştu yine de.

“Gelinimiz bizden mi kaçıyor?” diye sordu geçen gün, “Çok üzülmüş, ne zaman arasak meşgul, ne zaman gelsek evde sadece Gülizar hanım var. Evin sahibi gibi olmuş o da! diyor. Ben ona senin biraz yalnız kalmaya ihtiyacın olduğunu anlattım merak etme, sen de haklısın zor günler oldu. Toparlanmaya ihtiyaç duyuyorsun, aslında bence çok da iyisin artık” diye devam etti Fatih, sevgi dolu bir ses ve hüzünlü bakışlarla.

“Fatih, ailen çok iyi insanlar gerçekten” dedi Dilara ciddileşerek, “Ancak bu kadar sık birlikte olmak çok alışık olduğum bir durum değil biliyorsun. Evde yalnız kalmak istiyorum bazen ama onlara da ayıp edip, kalplerini kırmak istemiyorum”

“Hayatım zaten onlar gelmese de evde yalnız değilsin ki Gülizar hanım var!”

Dilara iyice şaşırdı kocasının tepkisine, bu Gülizar hanım vurgusu da çoğalmaya başlamıştı son günlerde.

“Gülizar hanım benim zamanımı paylaşmıyor Fatih, ikisi aynı şey mi?”

“Karıcığım ben seni anlıyorum. Haklı olduğun yerler de var ama o da benim annem, ikinizi de üzmeden bir orta yol bulmaya çalışıyorum sadece”

“Tamam o zaman hiç değilse haftanın belirli bir günü olsun görüşme günümüz, hepimiz kendimizi ona göre ayarlayalım. Kimse üzülmesin ha? Olmaz mı?”

“Canım karım, aklınla bin yaşa, ben anneme söylerim. Gerçi pek hoşlanmayacak, o alışmış memlekette insanlarla iç içe olup, çat kapı gelip gitmelere. Muhabbet böyle oluyor onun için, bakalım ne diyecek?”

Gülümsedi Dilara, uzatmadı konuyu ama gerildi içten içe iyice.

Ertesi gün bir telefon geldi Hanife hanımdan, “Kızım sen beni çok yanlış anlamışsın” dedi Hanife hanım açar açmaz, “Ben istiyorum ki bir aile olalım. Sen hayatındaki eksikleri yaşama, bizimle tat bazı şeyleri. Biz de Fatih’e çok düşkünüz, o eşim öldükten sonra bizi ayakta tuttu. Gelinimiz de olunca, daha büyük güzel bir aile oluruz dedik sadece. Buraya da gelince, senin için elimizden geleni yaptık. Feride’de çok üzüldü. Tansiyonum yükseldi sabahtan beri.”

Dilara şaşırıp kaldı bu sözlere, Fatih mi doğru ifade edememişti acaba, yoksa annesi mi doğru anlamamıştı.

“Ben sizin bir art niyetiniz olduğunu düşünmedim lütfen böyle değerlendirmeyin. Ancak benim de alıştığım bir düzen var, uyum sağlamaya çalışıyorum. Amacım sizi üzmek değil, Fatih elbette sizin oğlunuz her zaman onu görmek istemeniz ya da özlemeniz kadar doğal bir şey olamaz. Sadece bunu bir takvime bağlarsak…”

“Kızım sen büyük şehir hayatı, şirketler falan derken hayatı şirket gibi görmeye başlamışsın. Takvime bağlamak ne demek? Bak Fatih’e üzülmesin diye demiyorum ama samimiyetine inandığım için sana söyleyeyim. Evlendiğiniz günden beri daha ağzından anne lafını duymadım. Ben sana anne kucağımı açtım güzel kızım. Ağzın alışmamış bu kelimeye anlıyorum. Deme önemli değil zaten, ancak sana sunulana da bu kadar sırt çevirme. Aile dediğin bir arada olur. Feride senin kız kardeşin olmak istiyor, Fatih’te üzülüyor senin hallerine. Acı bir olay yaşadın hepimiz bunun farkındayız. Ancak kocanı da düşünmen gerek değil mi? Gülizar hanım olmuş evin sahibi siz misafir olmuşsunuz. “

Dilara’nın gözleri doldu bu sözlere, yutkundu. Kocasını üzmemek için aklına gelenleri söylemedi, “Tamam, kusura bakmayın, ben biraz kendi açımdan bakmış olabilirim. Amacım size saygısızlık etmek değildi. Unutalım lütfen bu konuyu” diye çıkıverdi ağzından ama sesi titriyordu söylerken.

“O zaman Feride kek yaptı, geliriz yarım saate! Sen de biraz açılırsın bak sesin titriyor konuşurken, bu acı tek başına kaldırılmaz yavrum. Biz yanındayız.” deyip kapatıverdi Hanife hanım

Dilara kulağında telefon kaldı bir kaç dakika öylece. Hanife hanım ve Feride daha yarım saat dolmadan gelmişlerdi kapıya, akşama da yemeğe kaldılar. Fatih karısı ve ailesi arasındaki buzların eridiğini düşündüğü için çok mutlu olmuş ve rahatlamıştı. Her halinden, her tavrından belli oluyordu mutluluğu. Karısına sarılıyor, yanağından öpüyor, kulağına “Teşekkür ederim aşkım, sen bir tanesin” diye fısıldıyordu. En azından onun böyle mutlu olması içini yumuşattı. Kocasının hatırı için idare etmesi gerekiyordu anlaşılan.

“Ah babacığım keşke hayatta olsaydın da bana bir yol gösterseydin” diye geçirdi içinden yüzünde sahte mutluluk ifadesi ile bütün gece oturdu.

Anne demiyordu sahiden Hanife hanıma, hep “siz” diyordu. Bir anneyle büyümediği için mi dili varmıyordu gerçekten, bu da takılmıştı kafasına. Neyse zaten çok takılmadığını söylemişti kadıncağız ama bekliyordu demek ki, bu beklentileri göremiyordu Dilara herhalde.

“Sen de bize gel yenge!” dedi Feride çıkarken, “Biz hep geldik ondan çok geldi sana herhalde! Yarın da sen bize gel! Balkonda çay demler otururuz!”

Fatih keyifle dönüp baktı karısına, sanki çözümü buymuş gibi. Aslında Dilara neden düşünememişti ki bunu, o giderse en azından istediği saatte kalkar, kendi mahremiyetini de evinde korumuş olurdu.

“Tamam gelirim” dedi yine gülümseyerek. Bir de bunu denemekten bir zarar gelmezdi.

Ertesi gün sabah evde kapı çalmayacağını bildiğinden keyifli bir kahvaltı yaptı, pijamaları ile oyalandı. Sonra çıkıp, kayınvalidesinin evine gitti.

Feride büyük bir gülümseme ile açtı kapıyı, “Nerede kaldın kız yenge! Gelmeyeceksin sandık, gir hadi”

Hanife hanım çok memnun görünüyordu bu ziyarete, çay demlenmiş, börekler, kısırlar, kurabiyeler yapılmıştı.

“Sen geleceksin diye hazırlandık abla! Biz kendimiz yapıyoruz malum, yapanımız yok ama sen de böylesini yememişsindir ömrü hayatında! Annemin kabul günleri meşhurdu bizim orada, gelenler tarif isterlerdi hep. Sana da öğretiriz hepsini, ben eskiden ne yiyormuşum dersin!”

“Elinize sağlık” dedi Dilara, oturdu balkona.

“Çok zayıfsın kızım sen!” dedi Hanife hanım, “Hadi bakalım can boğazdan gelir, akşama da kocanı aradım gelecek. Pek sever benim kısırımı, böreğimi. Doya doya yesin bu akşam!”

Ucundan ısırdığı börek, ağzında kaldı Dilara’nın bir kaç saniye, o alışmadığı bir hayata sürüklendiğini sanırken, kocası da aynını yaşıyordu demek. Bu kadar kendini geri çekmemeliydi belki de, Fatih’in alıştığı hayata da alan açmalıydı belki.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın