Kırık Dökük Bir Hikaye – Bölüm 7

Dışarıda yenen yemeğin üzerine zorla da olsa bir iki kaşık yedi Dilara. Nefes alacak yeri kalmamıştı artık. Hem yemekten, hem yalnız kalamıyor olmaktan. Evde kaldığı sürece bununla baş edemeyeceğine karar verdi. Ertesi günü çıkıp biraz kendi başına dolaşacaktı.

“Bu gün daha iyi gördüm seni!” dedi Fatih gelince, “Dışarıda olmak nasıl iyi gelmiş bak, kapatma kendini eve.”

“Feride’ye seramik kursundan sen mi bahsettin?” diyecekti ki vazgeçti, kim bahsedecekti başka. Muhtemelen onun durumuna üzülünce ailesinden yardım istiyordu Fatih. Şimdi böyle deyip de kocasını üzmek istemedi.

“Evet çok iyi geldi gerçekten haklıymışsın!” dedi ve ılık bir duş alıp uyur gibi yaptı hemen.

Samet beyin imza yetkileri, Dilara’nın verdiği vekalet ile Fatih’e geçmişti. Samet beyin boşluğunu doldurmak kolay değildi, bu yüzden o da geriliyordu. Yine de hiç şikayet etmeden karısının duygusal olarak yanında olmaya çalışıyordu. Dilara ertesi sabah erkenden kalkıp, kimse arayıp, gelmeden kendini dışarı attı. İstediği biraz yalnız kalmaktı sadece. Bir planı yoktu ama yine de dışarı çıkmak içindeki kaçıp gitme arzusuna iyi gelmişti. Arabasıyla deniz kenarında bir yere gitti ve bir banka oturup, sabahın erken saatinin sessizliğini içine çekti. Denize bakarak babasıyla konuştu içinden, onunla yapamadığı vedayı yaşadı kendi kendine. Güneş ısıtmaya başladığında, içinde derin bir rahatlama hissi oluşmuştu. Büyüdüğü ev kapatılmış öylece duruyordu. Nedense o eve gitmek istedi yeniden. Arabasına binip gitti, demir bahçe kapısını aralarken, bu kocaman evde annesiyle geçirdiği günleri çok az hatırladığını düşündü. Samet bey evi bırakmış olsalar da bakımını hiç ihmal etmemişti. Bahçesi hâlâ yemyeşil ve bakımlıydı. Dışarıdan bakılınca yaşanmayan bir ev hissi vermiyordu ama içeri girince üzeri örtülmüş koltuklar, kapalı perdeler hüznü tüm eşyaların üzerine işlemiş gibi göründü gözünde. Odaları dolaştı, annesinin ve babasının fotoğraflarına baktı. Daha önce kaçıp buraya saklanmak aklına gelmediği için hayıflandı biraz. Nihayet aradığı huzuru ve sessizliği bulmuştu. Telefonu çaldı bir kaç kez, Hanife hanım ve Feride aradılar ama açmadı. Bu güzel anı bölmek istemiyordu. Israrlı bir kaç aramdan sonra Fatih aradı bu kez. Mecburen açtı, annesi ve kardeşi ona ulaşamayınca meraklanmış onu aramışlardı.

“Karıcığım iyi misin? Neredesin?” dedi yumuşak bir sesle

“İyiyim biraz hava almaya çıktım” dedi Dilara.

“Annemler seni aramışlar bir kaç kez, duymamışsın merak etmişler!”

“Ha evet ben de demin gördüm tam arayacaktım sen aradın, telefon sessizde kalmış kusura bakma sizi meraklandırdım”

“Neredesin, gelmemi ister misin?”

“Yürüyorum iyi geliyor, hayır sen işlerine bak! Ben de geç kalmadan dönerim” dedi sevgiyle kocasına. Eski evimize geldim demek istemedi nedense. Onun bir melankoli batağında yüzdüğünü düşünmekten vazgeçsinler istiyordu.

“Tamam seni seviyorum” dedi Fatih, “Ben annemlere arar söylerim, sen keyfine bak” dedi kapattı.

Sevgiyle ısındı kalbi.

Biraz daha evde vakit geçirdikten sonra bu evi temizletip, arada kaçmaya karar verdi. Kimseye söylemesi de gerekmiyordu. Fatih’e bu evden babası bahsetmişti bir kaç kez ama kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Evin içinde olmasa bile bahçede vakit geçirebilirdi. Bahçıvanın hangi günler geldiğini bilmiyordu, bu işleri hep babası takip etmişti. Gülizar hanımın bileceğini düşünüp ona sormaya karar verdi. O eski çalışanlarla haberleşiyordu nasılsa.

Eve döndüğünde Gülizar hanım ütü yapıyordu. Ondan başka kimsenin olmaması içini rahatlattı. Seramik kursundan vazgeçmişti, Feride iyi kızdı ama onunla gitmek istememişti. Kendini oyalayacak başka şeyler bulacaktı. Babasının evinden getirdiği bir kaç kitabı önüne koyup birini seçip okumaya başladı. tatlı hafif de bir müzik açıp kanepeye uzandı.

Bu gün gerçekten ruhunun dinlendiğini hissediyordu. Sonra kalkıp, kocasına yemek hazırlamaya karar verdi. Artık iyi olduğunu onun da hissetmesini istiyordu. Gülizar hanımın da yardımı ile iki kişilik güzel bir sofra kurdular. Mumlar hazırladı. Ona bu süreçte destek olduğu için teşekkür etmek istiyordu. Gidip üzerini değiştirdi. Uzun zamandır kendini bıraktığı için biraz makyaj yapıp, güzel bir elbise giydi. Fatih işten çıkarken aramıştı onu merak ettiği için, hâlâ dışarıdaysa gelip onu alacaktı ama evde olduğunu duyunca sevindi ve çabucak geleceğini söyleyip kapattı.

Kapı çalınca kalbi sevgiyle dolu gidip açtı hemen. Feride elindeki pasta kutusunu onun yüzüne doğru uzatıp, “Sürpriiiz!” diye bağırınca, irkildi elinde olmadan. Hanife hanımla o mutlu olsun diye pasta yapıp getirmişlerdi ama Dilara’yı süslenmiş püslenmiş görünce şaşırdılar.

“Bir yere mi gidiyordun kızım? Fatih bir şey demedi!” dedi Hanife hanım.

“Yok bir yere gitmiyordum ben sadece.. ” diyebildi ama buyur etti onları içeri. İki kişilik mumları yakılmış masayı görünce, “Tüh zamansız geldik herhalde!” dedi Hanife hanım içlenerek.

“Yenge nasıl güzel masa mis gibi de kokuyor vallahi burası!” diyerek geçip mutfağa bıraktı elindekileri, tencerelerin kapağını açıp tek tek baktı yemeklere.

Dilara daha ağzını açamadan kapı çaldı yeniden Fatih geldi.

“Karıcığım ne kadar güzelsin bu gün!” dedi onu görür görmez ama Dilara yüzünü toparlamaya çalışıyordu hâlâ, “Ben yemek yapmıştım senin için..” diye çıktı ağzından.

“O, Hanife hanım kaynanan seni seviyormuş bak karım harika yemekler hazırlamış!” diyerek annesini selamladı Fatih.

“Biz de pasta alıp geldik vallahi tam zamanlama olmuş!” diye kıkırdadı Feride, “Bileydim ben de yengem gibi en güzel kıyafetlerimi giyer gelirdim.

Dilara bütün romantizmi sönmüş şekilde çaresiz izliyordu onları. “Ben masaya iki tabak daha koyayım” en iyisi diye mutfağa gitti, önüne mutfak önlüğünü takıp servise başladı. Feride istediği için ağabeyi mumları yakmıştı, o da masanın fotoğraflarını çekiyordu.

“Yenge ya şu ortamı kaçırmak istemiyorum bende öylesine giyinip geldim, bana bir kıyafet verip, azıcık makyaj yapsan da öyle bir fotoğraf çekilsem” dedi sonra heyecanla.

“Kız ne makyajı sen de iyice fotoğraf delisi oldun başımıza! Fatih bunun koyduğu fotoğrafları görüyor musun sen telefonuna. Göstermiyor bana!” diye kızdı Hanife hanım.

“Anne genç o bir şey yaptığı yok, Dilara şimdi onu giydirir süsler güzelce, bırak heveslensin” dedi Fatih.

Dilara yine hiç ses çıkarmadan onu yatak odasına götürüp dolabı açtı, Feride bir kaç denemeden sonra birini beğendi, sonra Dilara daha güzel makyaj yaptığı için ona hafif bir makyaj yaptı döndüler salona.

“Nasılım?” dedi Feride manken gibi salonda dönerek.

“Ne biçim kıyafet bu, sahneye mi çıkacaksın?” dedi Hanife hanım iyice kızarak, “Maymuna dönmüşsün o yüzündeki boyalarla!”

Dilara, Feride’den daha çok bozuldu bu sözlere, kıyafet onundu tam ağzını açıp bir şey diyecekti ki Fatih ile göz göze geldiler. Fatih yalvarır gibi bakınca vazgeçti ama fotoğraf çekimi işine girmedi, oturdu yerine.

Fatih, Feride’nin fotoğraflarını çekti bir kaç tane, “Git çıkar!” dedi annesi sinirle.

“Kalsın sen de ben zaten giymiyorum” dedi Dilara bu kez kendini tutamayıp.

Feride sevinçle atıldı yengesinin boynuna, ama Hanife hanımın yüzü düştü iyice.

Fatih onları bırakıp gelince, “Annem küçük yerde büyümüş sen ona aldırma, aslında öyle demek istemedi” dedi Dilara’yı hâlâ yüzü asık görünce. Konu bir tek elbiseye edilen laf değildi ki, kocası ile baş başa kalmak, kendi ile baş başa olmak istiyordu ama bu kendi evinde yapamıyordu artık. Konu tuttuğu yas bile değildi, aldığı nefesti. Yine de kocası ile arası bozulsun istemiyordu.

“Dışarıda çok yürüdüm ya yoruldum ondan!” diyerek gülümsedi ve sarılıp uyudular.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın