Kırık Dökük Bir Hikaye – Bölüm 6

Dilara, bezgin bir şekilde giyecek bir kaç şey toparlayıp kapattı çantasını. Tek istediği sessiz bir ağaçlıkta yanında sevdiği adamla kafasını dinlendirmek, kâh ağlayıp, kâh gülüp, içinde babasından kalanlarla yüzleşmekti. Kendini yersiz yurtsuz kalmış hissetmişti bir anda, babası onun tek ailesiydi ve şimdi ait olduğu kökler yerinden sökülmüş de bir kenara fırlatılmış gibi hissediyordu. Fatih onun ailesiydi, onunla çok mutluydu, iyi vardı ama babasının hayatına düşen gölgesi olmadan, sığınaksız ve korunaksız hissediyordu şimdi.

“Ben daima senin yanında olacağım, ben de babamı kaybettim biliyorsun, ne hissettiğini anlıyorum” diyordu Fatih fazla üzerine gelmeden.

Onun anladığını biliyordu Dilara, bu yüzden yalnızlığını paylaşmak istediği tek kişiydi kocası.

Sabah çantalarını arabaya koyup yola çıktılar, Dilara sessizce radyodan çalan müziği dinliyor, gidecekleri yerden yüklerini bırakıp, hafiflemiş gelmeyi hayal ediyordu. Araba durduğunda benzin alacaklarını düşünüp etrafına bakındı.

Hanife hanım ve Feride, kaldırımda yanlarında çantaları ile ona el sallıyorlardı.

“Annem ve kardeşim seni bu acı günlerde yalnız bırakmak istemiyorlar. Hepimiz seni çok seviyoruz” dedi Fatih.

Neye uğradığını şaşıran Dilara, insanların iyiliklerine karşı nankörlük edebilecek biri değildi. Sesini çıkarmadı ve buruk bir gülümseme astı yüzüne. Neşeyle arabaya binen Hanife hanım ve Feride, “Dilaracığım biz senin aileniz, kendini yalnız hissetmeni istemediğimiz için yanındayız” dediler hemen. Onlar da aile reislerini kaybedenler olarak, çok iyi anlıyorlardı Dilara’yı. Hanife hanım yol boyunca eşini kaybettiklerinde yaşadıklarını anlattı durdu.

Dilara yapabilse arabanın kapısını açıp kendini dışarı bırakacaktı ama sesini çıkarmadan gülümsemeye devam etti. Aklından “Fatih ailesi ile gitseydi de ben evde tek başıma mı kalsaydım acaba?” cümlesini kovalamak istiyordu ama yüreğinde minnet yerine öfke yükseliyordu nedense.

“Acıdan doğru düşünemiyorsun Dilara!” dedi kendi kendine, “Bu insanlar senin için buradalar!”

Üç gün boyunca gece gündüz birlikte bir seyahatten sonra, eskisinden daha da bunalmış şekilde döndü Dilara evine. Ne ormanı, ne kendini dinleyebilmişti. Onun dışında herkes o kadar mutluydu ki, garip bir suçluluk bile duymuştu içinde. Babası ile vedalaşmak istiyordu içinden, ona söyleyemediklerini söylemek, bunlardan kocasına bahsedip, biraz göz yaşı dökmek ama olamamıştı.

“Ben kendimi ev işlerine verdim, iki çocuğuma verdim” diyordu nasihat olarak Hanife hanım, “İnsan bir şeyle meşgul olunca acısını daha kolay atlatıyor.”

Bunu söylerken memleketten getirdiği yaprakları bir bidona doldurmuş çalmıştı kapılarını. En iyi terapiydi yaprak sarmak. Fatih’te çok severdi. Gelinine yaprak sarması öğretecekti. Yapraklar sarıldıktan sonra ocağa konup, güzelce pişirildi ve o sırada evde olan Feride, sarmanın piştiğini duyar duymaz koşup geldi. Fatih annesinin sarmalarını birer birer yerken karısının gözlerindeki hüznü görünce içi burkuluyordu.

“Geç oldu ben sizi eve bırakayım” dedi annesine. Çaylar içilmiş, hep birlikte salona geçilmişti.

“Tabi dinlenin siz de biraz biz yine geliriz” dedi Hanife hanım ve Dilara ile vedalaşıp, Fatih ile çıktılar. Fatih onları eve bırakıp dönecekti. O yarım saat Dilara’ya bir cennet gibi gelmişti. Belki de bu yas sürecine son verip, işlerin başına dönmeliydi artık. Kimsenin kalbini kırmak istemiyordu ama bu süreci uzattıkça evde daha çok gerileceğini anlıyordu artık.

Fatih dönünce, ona artık işe dönmek istediğini söyledi.

“Karıcığım bence henüz rahatlayamadın. Bu ruh haliyle iş yerinin stresini almak istediğinden emin misin. Ben her şeyi hallediyorum. Sen biraz daha dinlen, ne yapmak istiyorsan yap, çık biraz dolaş. O çok sevdiğin seramik kurslarına falan yazıl. Eminim bir şey üretmek sana iş yerinde insanlara gülümseye çalışmaktan daha iyi gelecektir. Babanın boşluğu kolay dolacak bir boşluk değil içinde, kendine biraz zaman ver”

Dilara sevgiyle sarıldı kocasına, o olmasa ne yapardı. Bir iki damla göz yaşı düştü Fatih’in gömleğine. Fatih onu daha da sıkıca sardı. Öyle iyi gelmişti ki bu sarılış. Sessizce yarım saat ağladı kocasının kollarında.

Fatih doğru söylüyordu, şirkete giderse babası ile ilgili daha çok anısı canlanacaktı. Gerçekten de o her zaman heves ettiği seramik kurslarından birine yazılabilirdi.

Ertesi sabah Fatih gittikten sonra, Gülizar hanım ev işlerine başladı. Dilara’nın ne kadar üzgün olduğunu bildiği için, sessizce çalışıyor, onu rahatsız etmemeye özen gösteriyordu. Dilara’nın aklına eski fotoğraflara bakmak geldi önce ama kendini bu geçmiş girdabından sıyırmak için kocasını dinlemenin daha iyi olacağını düşündü ve internetten yakınlarda ki seramik kurslarını incelemeye başladı.

On dakika sonra telefonun ekranında Feride’nin ismi göründü.

“Yenge!” dedi neşeyle Feride açar açmaz, “Ağabeyim dedi ki seramik kursuna yazılacakmışsın. Ben de çok istiyorum öğrenmeyi. Ne dersin birlikte gidelim mi?”

“Henüz tam karar vermedim” dedi Dilara savunmaya geçen bir ses tonuyla ama sonra toparladı, “Yani bakıyorum şimdilik”

“Biliyorsun dershaneler açılana kadar benim de çok vaktim var. Hep de bir ablam olsun istemiştim, seninle bir şeyler yapmayı çok seviyorum. Seramik öğrenmeyi de. Yani tabi benimle gitmek istemezsen bir şey diyemem.”

“Yok canım olur mu öyle şey!” dedi Dilara bu kez, “Ben bakınayım, iyi bir kurs bulursam sana da haber veririm”

“Ay yenge sen harikasın vallahi, dünyayı yeniden keşfediyorum seninle. Meğer biz ne kadar sıradan hayatlar yaşıyormuşuz! Alışverişe çıkalım ister misin, çok güzel kıyafetler gördüm geçen gün!”

“Bu gün canım istemiyor Ferideciğim. Sen gez dolaş, bana bağlı kalma!”

“Yenge ben senin gibi bilmiyorum ki her yeri, haydi ama direnme bak böyle dört duvar arasında olmaz! Hazırlan sen ben yarım saate gelirim!” diyerek kapattı Feride.

Gülizar hanım Dilara’nın telefon kapatırken çıkardığı “Off!” inlemesinden anlamıştı bunaldığını ama sesini çıkarmadı. Bunlara karışmak ona düşmezdi. Dilara bilgisayarı kapatıp, üzerini değiştirmek için yatak odasına gitti. Hiç istemiyordu dışarı çıkmayı ama kızın heyecanını da kırmak istemediği için giyinip hazırlandı.

Feride gittikleri alış veriş merkezinde her mağazaya giriyor, her gördüğünü deniyor. Dilara’ya da denetmek istiyordu.

“Bu aralar kıyafet giyip çıkarmak bile beni yoruyor, sen dene!” diyerek saatlerce dolandı Feride’nin arkasında. Ağabeyinin çıkarttığı ek kartla bir sürü alışveriş yaptı Feride, sonunda yorulunca bir yerlerde bir şeyler yemeyi önerdi. Oturup yediler birlikte.

“Ağabeyim çok üzülüyor yenge senin bu haline.” diye söze girdi Feride, “Ne yapacağını bilemiyor inan.”

“Biliyorum. Hepiniz çok yardımcı oldunuz bana bu dönemde!” dedi Dilara.

“Öyle yapacağız tabi yenge biz artık aileyiz. Senin aileniz, bir dakika bırakmayız seni acılarla. Ben küçüktüm babam öldüğünde ama acıyı bilirim yani sen merak etme! Sen şanslısın bak kaç yaşına kadar baban başındaymış. Bir de öyle bak! Ağabeyim olmasa biz babam gidince sürünürdük. Sen şanslısın bence biraz bu yönden bakmalısın hayata!”

Dilara baktı bir süre onun gözlerine, herkesin acıyı yaşadığı yaş başka, geriye kalma şekli başkaydı. Gülümsedi sadece.

Tam kalkarlarken, Hanife hanım aradı Feride’yi, “Ne çok gezdiniz!” diye sitem ediyordu. O da Dilara yorulmasın diye onlara geçmişti, Gülizar hanım evde olunca açmıştı kapıyı, mutfağa girmiş bir güzel sofra kurmaya hazırlanıyordu.

“A biz yedik anne!” dedi Feride.

“Dışarıda yenenle olur mu canım gelene kadar acıkırsınız. Fatih’i de aradım geliyor. Haydi mantı açtım size!” dedi kapattı Hanife hanım.

Dilara kendi evinde onları Hanife hanımın açtığı mantının beklediğini duyunca, nefesi kesiliyor gibi hissetti bir an için, “Çok da tokuz ama annen yorulmuş ayıp olur şimdi” dedi sessizce.

“Ah annem hep acının yemekle geçtiğini sanıyor yenge! Birimizi ağlarken görse, habire yemek yapar zorla yedirirdi bize! Ya ben de senin annen olmadığını unutup çok mu şey ediyorum acaba böyle!” dedi sonra yüzünü endişeyle asarak.

“Ha! Yok canım olur mu öyle şey! Aklıma bile gelmedi” dedi Dilara ve kalkıp, eve döndüler.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın