Fatih ailesi artık onlarla aynı şehirde olduğu için çok mutluydu. Dilara babasının sağlığına odaklanmışken o da ailesinin eksikleri ile ilgileniyordu. Bu arada karısına duyduğu minnettarlığı da hiç gizlemiyor. ona sürekli tatlı sürprizler yaparak teşekkür ediyordu. Kendine idol gördüğü Samet beyin sağlığı da onun için çok önemliydi, işlerden, ailesinin eksiklerinden zaman ayırarak onun sağlığını da karısı ile birlikte takip etmeye devam ediyordu. Gün içinde kayınpederini iki kez arayarak halini hatırını soruyor yorulmaması için uyarılarda bulunuyordu.
Samet bey, işleri henüz tam olarak kızına ve damadına devretmemişti. Bir kısmını kendi takip ediyor olsa da, ikisinin de yavaş yavaş birlikte idare edecek noktaya doğru ilerlemelerinden çok memnun gözüküyordu. Ayrıca Fatih’in ailesinin aynı şehre gelişi ile onun ne kadar rahatladığını ve mutlu olduğunu da fark etmişti.
Hanife hanım ve Feride düzenlerini kurup, yeni yaşamlarına başladıktan sonra Dilara, Fatih ve Samet beyi teşekkür etmek için yemeğe davet ettiler. Artık daha yakın oldukları için daha çok görüşebileceklerdi. Henüz kimseyi tanımıyorlardı ve şehir onlar için yabancı ve büyüktü ama yakın olmak bu eksikliği büyük ölçüde giderecekti.
Feride o akşam heyecanla İstanbul hayallerini anlattı, bir dershaneye yazılacaktı ama burası hakkında bilgi sahibi olmadığı için Dilara ve ağabeyi ona yer seçiminde destek olacaklardı. Hanife hanım ise çarşı pazar öğrenecekti, semt pazarları en sevdiği yerlerdi. Henüz komşularla tanışmamışlardı. Buralar küçük yerler gibi değildi belli ki, onların geldikleri yerde yeni biri taşınınca herkes eline bir şeyler alır götürür, hoş geldiniz derdi. Bu binada akşamları çöp toplayıp, sabahları ekmek bırakan apartman görevlisi dışında kapılarını çalan yoktu.
“Şehir hayatı yoğun, insanlar daha kendilerine odaklılar maalesef” diyerek açıklama yaptı. Eskilerin birbirlerine ne kadar destek ve yardımcı olduklarından bahsederek akşamı tamamladılar. Ne olursa olsun İstanbul’da ve yakın olmak güzeldi. İnşallah gelecekte bir torunları olursa, onu büyürken görmek Hanife hanımın en büyük hayaliydi. Gençlerin şimdilik çocuk düşünmediğini biliyordu ama eninde sonunda düşüneceklerdi elbette.
Hanife hanımlardaki akşam yemeğinden sonra Fatih annesini ve kız kardeşini bir kaç akşam yemeğe almak isteyince Dilara’da bunu memnuniyetle karşıladı. Ancak ilk gelişlerinden sonra Hanife hanımın midesi Dilara’nın yardımcısının olan kadının yaptığı yemeklerden bozulmuştu. Zaten o oldum olası dışarılardan da yemek yiyemezdi. en güzeli ev yemeğiydi ama kadının eli belli ki onların alışık olduğu tarzda değildi. Geldikleri ilk akşam yemeğinin gecesinde sabaha kadar kıvranmış, oğlu üzülmesin diye haber vermek istememişti. Feride ertesi gün ağabeyini arayıp söylediği için haberleri olmuştu. Aslında Fatih’te kadının yaptığı yemekleri pek beğenmiyordu ama karısını yormak istemediği için sesini çıkarmıyordu. Zaten işi başından aşkındı bir de mutfağa girip yemekle uğraşarak kendini yıpratmamalıydı. Dilara daha önce babasının evinde de çalışan Gülizar hanımdan çok memnundu, kocasının onun yemeklerini beğenmediğini de, Hanife hanım rahatsız olana kadar bilmediği için hem şaşırdı hem üzüldü. Aslında kendisi de yemek yapmayı biliyordu, çok da seviyordu ama evde yapan biri olunca zamanını başka şeylere ayırmayı tercih ediyordu. Gülizar hanım her gün sabahtan geliyor evi toparlıyor, yemekleri, ütüleri halledip gidiyordu. Babasının evinden beri Dilara’nın düzenini de bildiği için ikisi de birbirlerinden memnundu.
“Kızım çok haklısın kolay değil senin de işin” diyordu Hanife hanım “Ama bir kadın mutfağını da kocasının midesini de tamamen bir yabancıya teslim etmemeli. “Fatih çok uyumludur, senin de üzerine titriyor ama belli ki senin elinden yemek de istiyor!”
“Anne lütfen Dilara’yı böyle şeylerle üzme!” demişti Fatih, “Ben karımla yemek yapsın diye evlenmedim. Onu her haliyle seviyorum.”
Dilara’nın aklına takılmıştı bu sözler yine de, aslında annesinin mutfağa girip onlara yemekler hazırladığını hatırlıyordu. Babası her seferinde ne kadar güzel olduklarını söyler, ellerine sağlık derken de karısının ellerini öperdi. Annesinin vefatından sonra ev işleri kadınlara devredildiği için Dilara’da öyle alışmıştı, zaten yatılı okuduğundan okulda ne çıkarsa onu yiyorlardı. Üniversiteye başlayınca, biraz mutfağa girmeye başlamış, televizyon programlarında gördüğü veya internette bulduğu tarifleri uygulamıştı. Babası tıpkı annesinin yemeklerine olduğu gibi büyük bir beğeni ile karşılaşmıştı sunumlarını.
“Annenin eli gibi lezzetli senin elinde” demişti.
O halde kocasına da yapabilirdi, neden daha önce düşünememişti ki bunu. Gülizar hanım malzemeleri hazırlar o en azından pişirme kısmını halledebilirdi. Böylece evdeki yemek işini üstlenmeye karar verdi. Fatih onun bu seçiminden ne kadar mutlu olduğunu ona kendi elleriyle hazırladığı ilk yemekte belli edince de, bu karara varmış olmasından çok mutlu oldu. Kayınvalidesini ikinci kez davet ettiğinde de tüm yemekleri kendi elleriyle hazırladı.
“Gördün mü bak!” demişti Hanife hanım, “Benim becerikli gelinim meğer ne kadar güzel yemek yapıyormuş. Vallahi bayıldım kızım, ellerine sağlık! Annesiz büyümek bir kız evlat için zor tabi ama maşallah sen doğuştan yetenekliymişsin!”
“Benim karım bir tanedir!” dedi Fatih hemen, “Daha keşfedilmemiş ne yetenekleri var kim bilir!”
Dilara o kadar memnun oldu ki bu sözlere, günlerce kafasından geçirip gülümsedi kendi kendine. Annesiz büyümenin etkisi olabilirdi gerçekten bu seçimi. Yemek yapmak da çok keyifli bir işti ayrıca. Tabi Gülizar hanım tüm malzemeyi yıkayıp, doğrayıp, hazırlamasa ve arada püf noktalarını da çıtlatmasa bu kadar iyi olmazdı belki ama olsundu.
Hanife hanımların taşınmasından iki ay sonra, Samet beyin evinde çalışan kadın sabah geldiğinde Samet beyi yerde baygın bulduğunu söyleyince, Dilara’nın az kalsın yüreğine inecekti. Kadın hemen ambulansı aramış, Dilara daha evden çıkamadan ambulans gelip, Samet beyi hastaneye götürmüştü. Doktorlar ciğerlerine pıhtı attığını söylemişlerdi ve yoğun bakımdaydı. Fatih ve Dilara hastaneye yetiştiklerinde Samet beyi göremediler. Kadıncağız da onlar gelene kadar yoğun bakımın kapısından ayrılamamıştı. Bir saat sonra Hanife hanım ve Feride hanım da geldiler. Dilara o kadar üzgündü ki, kocası ve ailesinin yanında olması ona çok iyi geliyordu.
Ancak ne yazık ki Samet bey o geceyi atlatamadı ve Dilara’nın bir anda tüm dünyası başına yıkıldı. Herkes çok şaşkın ve üzgündü. Fatih tüm cenaze işleri ile ilgilendi. Hanife hanım ve Feride ise Dilara’yı bir kez olsun yalnız bırakmadılar. Cenazede ayakta bile zor durduğu için sürekli yanında kollarına giriyorlardı. Babasının hasta olduğunu biliyordu ama bu kadar erken bırakıp gideceğini hiç düşünmemişti Dilara. Günlerce kendine gelemedi. Hanife hanım ve Feride onunla ilgilenmek için her gün sabahtan geliyor, Fatih karısını onlara emanet ettikten sonra işe gidebiliyordu.
On gün geçmesine rağmen Dilara toparlanamayınca, annesinin isteği ile Fatih karısını bir doktora götürmeye zor ikna etti. Ayrıca avukatlarla halledilmesi gereken bir sürü yasal işlem vardı. Şirketlerle ilgili Samet beyin imza yetkileri devam ettiğinden, bu işlemler halledilmediği sürece aksamalar oluyordu. Doktor Dilara’nın ağır bir depresyon geçirdiğini söylemiş, hafif de olsa bir sakinleştirici tavsiye etmiş ve stresten uzak durmasının bu dönemde iyi olacağını, açık havaya çıkmasını önermişti.
Fatih’in aklına hemen bir seyahat gelmişti, karısını uzaklaştırırsa kendine gelmesi daha iyi olur diye düşünüyordu. Dilara’ya bu fikir iyi geldi, babası yeni öldüğü için bir yerlere gitmek doğru gelmiyordu ama bir kaç gün uzaklaşmak ve kocası ile baş başa kalmak yine de iyi olabilirdi. Hafta sonuna ve bir günlük resmi tatile denk getirip, bir yerlere gitmeye karar verdiler. Dağlık, kafa dinleyecekleri bir yer Fatih ayarlayacaktı. Karısının ormanlık yerleri ne kadar sevdiğini biliyordu.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.