Hanife hanım ve Feride döndükten sonra eşlerine dostlarına ne kadar güzel bir üç gün geçirdiklerini anlata anlata bitiremediler.
“Vallahi anlatıyorum ama gelinime de nazar değecek diye korkuyorum!” diyordu Hanife hanım oğluna telefonda.
Dilara çok mutlu oluyordu bu sözleri duymaktan “Olur mu her zaman başımızın üzerinde yeriniz var, siz artık benim ailemsiniz!” diyordu içtenlikle.
Liseden sonra okumayı bırakan Feride, İstanbul’u ve Dilara’nın hayatını görünce, yeniden okumaya karar vermişti. Bu habere en çok ağabeyi sevinmişti. Kız kardeşinin kendi ayakları üzerinde durması, ailesinin daha bir hayat yaşaması her zaman istediği bir şeydi. Feride İstanbul yazmak istiyordu, kazanmak için elinden geleni yapacak, yeniden dershaneye yazılacaktı.
“Harika olur, çok sevindim” dedi Dilara, “Her kadının bunu yapması gerekir. Aferin Feride’ye”
“Senin sayende karıcığım” diyordu Fatih, “O kadar iyi bir modelsin ki kız kardeşimi yıllardır ikna edemediğim bir şeye varlığınla ikna ettin sen!”
Her şey böylesine güzel giderken, Samet beyin geçirdiği ufak bir kalp spazmı Dilara’nın bütün neşesini kaçırdı. Samet bey yurt dışı gezilerinden birinde fenalaşmış orada hastaneye kaldırılmıştı. Geçirdiği bir kalp spazmıydı ama ülkesine dönünce detaylı bir tetkik yaptırması önerilmişti.
Dönene kadar kızından sakladığı için Dilara duyunca çok üzülmüştü. Babası onun her şeyiydi ve onu kaybetme korkusu bir anda tüm benliğini sarmıştı. Samet beyin neşesi ise yerindeydi, “Herkes bir gün günü geldiğinde gider kızım! Seni mutlu görmek benim en güzel ödülüm oldu, gözüm arkada kalmaz. Gittiği yere kadar bu hayat!” diyordu ama Dilara için durum hiç de böyle değildi.
Onu hemen bir doktora gitmek için ikna etti ve kendisi de doktor ziyaretlerinin hepsine gitti. Bir hafta sonra sonucu alınan tetkiklerin sonuçları pek de iyi değildi. Samet beyin kalbinde ve dolaşım sisteminde ciddi sorunlar vardı. Tansiyonu birden bire fırlıyor, birden bire düşüyordu. Dilara ile yaşarken de evlerinde çalışan bir kadıncağız vardı. Bu rahatsızlık başlayınca, Dilara ondan geceleri de kalmasını istemişti ama kadın evde kocası olduğu için bunu kabul etmek istemedi.
“Bir süre bizimle kal baba!” diye ısrar etti Dilara onun tek başına kalmasını istemiyordu. Başına bir şey gelirse diye güvende olmasını istiyordu ama Samet bey bu teklifi kabul etmedi. O kendini iyi hissediyordu. İlaçlarını düzenli alıyordu. Kızı üzülmesin diye bir hafta işlerden uzak durmayı kabul etti, ama başka da bir amacı olmadan bu bir hafta ne yapacağını bilemedi. Dilara’ya kendini yormayacağına söz vererek yeniden işe döndü.
Fatih, Samet beye hak veriyordu, “Üzerine gitme evde kalırsa daha kötü olur” diyordu. Anneni kaybetmişsiniz, sen de yoksun, adamcağız hayatını sana adamış, şimdi elinde bir tek işi var tutunacağı onu da alırsan daha hızlı çöker! Annemden biliyorum, Feride’ye ve bana o kadar düşkün ki, biz hayatında olmasak tutunacak bir şeyi kalmaz. Büyüklerimize bu açıdan anlayış göstermeliyiz, sakin ol”
Kocasına hak veriyordu Dilara, onun bu sakinleştirici sevgi dolu tarzını da çok seviyordu. O da babasını kaybetmiş, ailesinin erkeği olmaya çalışmıştı yıllarca, sorumluluktan hiç kaçmıyordu. Anlayışlı ve çok iyi yürekliydi.
Samet beyin kontrolleri bütün yıl devam etti. Krizler tekrarlanırsa ameliyat olacaktı ama o bir yıl içinde durumunu daha da kötüye götüren bir şey olmadı.
Bu arada Feride gerçekten söylediği gibi bir dershaneye yazılmış, sınavlara girmiş ve sadece İstanbul yazmıştı. Hanife hanım kızının okumasına çok seviniyordu ama Fatih’in öngördüğü gibi onun da İstanbul’a gidecek olmasından mutsuzluk duyuyordu. Kızı üzülmesin diye ona söyleyemediğinden de Fatih’e dert yanıyordu. Fatih’te karısı ile paylaşıyordu.
“Aslında annemi oraya bağlayacak bir şey yok” dedi bir gün “Acaba buraya mı alsam ikisini de ne dersin, bir ev tutarım. Bize de yakın olurlar”
“Çok iyi düşünmüşsün” dedi Dilara hemen, madem Feride’de burada olmak istiyordu, o zaman Hanife hanımın memlekette tek başına kalması için bir nedeni yoktu. Ayrıca onlara bir ev tutmak için zahmete de gerek yoktu, Samet beyin yakın bir dostunun iki tane evi vardı. Adam yurt dışında yaşıyordu evlerini kiraya vermemiş, bir sorun çıkarsa diye de anahtarlarını Samet beye vermişti. İki evde eşyasız ve boştu.
“Babama soralım, Metin amca kabul ederse, annenler o evlerden birinde kalabilir” dedi neşeyle.
“Benim harika karım!” diye gözleri doldu Fatih’in.
“Ama ben sorana kadar annenlere bir şey deme sen! Bu benim fikrim babama sormamız gerek!”
“Tamam söylemem!” dedi Fatih “Zaten, orası olmasa da onları getirmek istiyorum ama yine de beklerim sen konuşana kadar.”
Samet bey kızından haber gelince, arkadaşını aradı. Adamcağız bunu memnuniyetle kabul edeceğini söyledi. Kira da istemiyordu. Dilara’ya evlilik hediyesi olarak kabul etsinlerdi. O evi ellerinden çıkarmaya karar verene kadar ne kadar oturmak isterlerse oturabilirlerdi. İki ev de apartman dairesiydi, güzel bir semtteydi.
Hanife hanım ve Feride’yi İstanbul’a davet edip istedikleri evi onlara seçtirmeye karar verdiler.
Feride telefonda çığlık çığlığa bağırıyordu sevinçten, Dilara onun sesini duyabiliyordu ağabeyiyle konuşurken, Hanife hanım ise beklemediği bu sürpriz karşısında göz yaşlarına boğulmuş oğluna dua ediyordu sürekli.
Sınav sonuçları açıklandığında maalesef sonuç Feride’nin beklediği gibi olmadı. Aldığı puanlar istediği yerlerde okumasına yetmiyordu. Okulları kazanamadığından çok İstanbul’a gelemeyeceklerine üzülmüştü.
Fatih, kız kardeşinin üzülmesine dayanamadığı için, “Siz yine de gelin, burada çok iyi dershaneler var, burada gider, bir daha girersin!” diyerek onun moralini düzeltti.
Böylece, Hanife hanım ve Feride yaşayacakları evi görmek üzere bir kez daha İstanbul’a gelip, Dilaralar da kaldılar. Bu arada gelmişken Samet beye de gecikmiş geçmiş olsun ziyaretlerini de yapmayı ihmal etmediler. Dilara onları ağırlama ve gezdirme işini yine üstlenmişti. Geldikleri günün ertesi günü onları alıp evleri göstermeye götürdü. Evlerin biri dört oda bir salon, diğeri iki oda bir salondu. İkisi de merkezi bir noktadaydı ve birbirlerine yakındı. Dilaraların yaşadığı eve de çok uzak sayılmazdı ancak yürüyerek 45 dakikayı bulurdu ki, İstanbul için bu çok kısa bir mesafe olduğundan, Dilara evlerin harika bir özelliği olarak anlatıyordu.
Hanife hanım ve Feride büyük olan evi beğenmişlerdi. İki kişilerdi ama o ev daha ferah, daha aydınlıktı.
“Siz nasıl isterseniz!” dedi Dilara, sonuçta iki evde onlar için hazırdı.
Feride üniversite sınavında yaşadığı hayal kırıklığının ardından İstanbul’un ve bu sürprizin ona çok iyi geldiğini söylüyordu. Küçük yerde, ara verilmiş eğitim hayatının üzerine dershaneye gitmek ancak bu kadar oluyordu demek. Burada daha iyi dershanelerde daha çok emek verip, daha iyi hazırlanacaktı.
Hanife hanım memleketlerindeki eşyaları yıllardır kullandıklarından, bu eve yakışmayacağını düşündüğünü söylemişti Fatih’e. O da onca eşyayı buraya nakletmekle uğraşmak yerine, her şeyi yeniden buradan almayı önermişti. Bu haber Hanife hanımı daha da mutlu etmişti. Yıllarca yeni eşyalı güzel bir evde oturma hayali oğlu tarafından gerçekleşiyordu. Ana kız bir masalın içine düşmüş gibiydiler. Yine de baba ocağı olduğundan Fatih memleketteki evin kapatılmasını istemedi.
“Öylece kilitleyin valizlerini alıp gelin” dedi doğrudan. Eski ahbapları görmek istediklerinde gider yine kalırlardı istedikleri kadar.
Bu defa ailesinin yeni ev ve eşya sürecini yönetebilmek için Fatih izin aldı bir kaç gün. Kısa sürede dört odalı evin eşyası alındı ve bir hafta da eşyaların gelmesi ve yerleşme düzeni devam etti. Dilara işten çıkış onlara uğruyor babasının yardımcısının veya kendi yardımcılarının hazırladığı yemekleri götürüyordu bir de yemekle uğraşmasınlar diye.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.