Ayan ve Yedi Diyar – Bölüm 33

Kuş gidince, Ayan coşkun bir şekilde akmaya başlayan nehre baktı bir süre, buraya ilk geldiğinde hissettikleri ile şimdikiler arasında dağlar kadar fark vardı. Dönüş yolunda geçtiği yerlerin artık bir tanıdıklık hissi veriyor olması hoşuna gitmişti. Doğduğu dünyanın yabancısı olmuştu ama buraların değildi artık.

“Dolunay ne zaman acaba ?” diye sordu kendi kendine. O ana kadar dedesini bulduktan sonra Gürbüz’ü hiç düşünmediği ve onunla hiç konuşmadıkları geldi aklına. Söz de bu yolculukta onu da bulacak, ikisi çok iyi arkadaş olup, yedi diyarı gezeceklerdi. Şimdi Gürbüz’de olmadığına göre dolunayın ne zaman olacağını soracak kimse yoktu. Nerelerdeydi kim bilir?

Bir kaç saat yaşadıklarını düşünerek bekledi. Kafası hâlâ saksının dibindeydi ve dedesinin verdiği çiçeğin kokusu burnuna doluyordu. Derin bir iç çekti, dedesini bulmuş ama yeniden kaybetmişti. Yine de artık içinde bir coşku vardı. Böyle bir macerayı tamamladığı için kendiyle gurur duyuyordu. Hayatında ilk defa kendi sınırlarını, kendi kararıyla aşmış ve hedefine ulaşmıştı. Yani tabi Gürbüz’ün de hiç katkısı olmadı denemezdi ama yol boyunca onu gıcık ederek de yormuştu.

“Gürbüz?” dedi yine de dayanamayarak, hiç bir karşılık gelmedi.

Sonunda nehir birden bire duruldu ve bir kaç dakika sonra kayıkçı nehrin üzerinde belirdi.

“Merhaba!” dedi Ayan heyecanla onu görünce, “Beni hatırladınız mı?”

Kayıkçı ağzını bile açmadan saksıyla onu alıp, kayığa yerleştirdi ve doğruca karşıya geçti.

“Teşekkür ederim” dedi Ayan adam arkasını dönüp kulübesine giderken, sular yeniden yükselmeye başlamıştı arkalarında. Kayıkçı yine cevap vermedi, “Akrep insanlar buralarda mı? Bari onu söyleyin!” dedi Ayan kayıkçı kulübesine girip kapıyı kapattı.

“Ne soğuk bir adam, ağzını bıçak açmıyor!” diye söylendi Ayan, akrep insanları bulması lazımdı ama bir saksının içinde bir kafayken bunu kendi başına yapamazdı.

Biraz sonra arkasından gelen çocuk gülüşmelerini duydu, akrep insanların çocukları onu görüp tanımıştı. Etrafında dolanıp, hoplamaya başladılar.

“Anneniz ve babanız nerede?” diye sordu Ayan hemen “Bedenimi geri almam gerek, umarım onu karanlık krala vermemişsinizdir!”

Çocuklardan biri ellemeye çekindiği için kuyruğundaki kıskacı ile onu kaldırıp hızlı hızlı ilerlemeye başladı. Ayan saksının dibinde düşmemek için kendini zorluyordu ama elleri olmadığı için tutunacak durumu yoktu.

“Yavaş ol biraz şimdi düşeceğim” diye bağırdı akrep çocuğa.

Çocuklar birbirleri ile yarışır gibi hızlı hızlı ilerleyip kendi köylerine vardılar. Köy sakinleri çocuğun kuyruğundaki saksı içindeki kafayı görünce hayretle gözlerini açıyorlardı. Sonunda babaları onları görüp hemen yanlarına geldi.

“Onu neden buraya getirdiniz? Size kaç kere köyümüze kafalar gelemez demedim mi ben?”

“Kardeşim bahçeye dikeriz, büyüyünce insan olur dedi baba!” diye itiraz ettiği kuyruğuyla saksıyı taşıyan. Diğerleri kıkırdadı.

“Sizi yaramazlar” diye geldi anneleri, sonra Ayan’a dönüp “Hoş geldin yolculuğun nasıl geçti?” dedi şaşkınlıkla, “Dönmeni beklemiyorduk!”

“Harika geçti, dedemi buldum!” dedi Ayan sevinçle, “Şimdi geri dönmem gerek, bedenimi almaya geldim. Onu sakladınız değil mi?”

“Şeyy! Pek sayılmaz!” dedi Akrep adam “Normal şartlarda geri dönmemen gerekiyordu!”

“Onu karanlık krala mı verdiniz yani?”

“Evet onu gömdük maalesef!” dedi akrep kadın.

“Karanlık kralı tanıyorum, o bedenimi bir süre saklayacağına söz vermişti. Lütfen geri ister misiniz başına bir iş gelmeden!”

“Karanlık kralı mı tanıyormuş?” dedi akrep çocuklardan biri, “Sahi mi? O koca boğayı mı gördün? Onunla konuştun mu?” diyerek saksıyı yere koyup etrafını sardılar.

“Evet haritam uçunca, bir çukurdan düşüp, karanlık diyara geçtim. Onunla tanıştım!” dedi Ayan gururla

“Biz onun yer üstüne çıkış törenlerine gittik ama seni hiç görmedik yalan söyleme!” dedi çocuklardan biri.

“Çünkü o törenlerde bir örümcek beni aydınlık diyara geçen yola geçirdi ama ben de o şarkıyı biliyorum bakın!” diyerek tünellerde ağzına dolanan şarkıyı söylemeye başladı.

“Vay canına!” dedi başına diğer toplananlar, “Oraya gerçekten gitmiş!”

Bir kısmı da onun aydınlık diyardan getirdiği çiçeği inceliyordu. Daha önce hiç biri böyle bir çiçek görmemişti.

“Seni niye saksıya diktiler?” dedi çocuklardan biri, onun tehlikeli bir yabancı olduğunu unutmuş merak içinde kalmışlardı.

“Saksıya dikmediler, bu çiçeği aydınlık diyardan dedem verdi, eve götüreceğim”

Yine bir “Vay canına!” yükseldi kalabalıktan, buralarda süper kahraman oluyordu anlaşılan ama bedeni gerekiyordu acilen

“Bedenimi karanlık kraldan alır mısınız?”

“Alamayız!” dedi akrep baba, “Buralarda işler öyle yürümüyor. Karanlık kraldan bir şey istemek bizim hakkımız değil, karşılığında çok değerli bir şey vermemiz gerek!”

“İyi de benim değerli bir şeyim yok ki? Ne olacak böyle mi kalacağım ben?” dedi Ayan hayıflanarak, “Bana söz vermiştiniz ayrıca!”

“Ben seni her gün sularım büyürsün!” dedi çocuklardan biri neşeyle, “Anne o benim çiçeğim olabilir mi? Onu biz bulduk!”

Sonra kalabalıktan daha yaşlı bir akrep adam çıktı önlere, “Bu çiçeği karanlık krala verebiliriz. Aydınlık diyardan koleksiyonuna katacağı bir parçaya çok memnun olur!” dedi ve diğerleri onayladı hemen onu.

“Olmaz!” dedi Ayan, “O çiçeği bana dedem verdi, eve götüreceğim vermemem!”

“O zaman burada kalmaktan başka çaren yok!” dedi yaşlı akrep, “Bizim krala vereceğimiz değerli bir şeyimiz yok maalesef!”

“Anne onu verelim, çiçek kalsın ne olur!” diye ağlaştı çocuklar.

Ayan çiçeğinden ayrılmak istemiyordu, burada kalıp sulanmak, karanlık krala verilmek hiç istemiyordu. Biraz düşünüp, “Tamam!” dedi, “Madem Gılgamış ölümsüzlük otunu sarayına getiremeden de iyi biri olmuş ben de olurum. Çiçeği verin bedenimi alın lütfen!” dedi kararlı bir sesle.

Yaşlı adam onu alıp yere bıraktı ve saksıyı alıp havaya kaldırdı. Bembeyaz çiçek pırıl pırıl parlıyordu. Herkes gözünü saksıya dikip, öne doğru ilerleyince, Ayan üzerine basacaklar diye panikledi.

“Geri çekilin biraz, beni ezeceksiniz!”

Akrep baba onu yerden aldı, “Tamam bilge akrep, çiçeğini karanlık krala götürecek ama bedenin durmuyorsa bu bizim sorunumuz değil!” dedi ciddi bir sesle.

“Duruyordur, karanlık kral onu sona koyacağına bana söz verdi. O bir kral, sizin gibi sözünden dönmez!”

“Göreceğiz!” dedi yaşlı ve bilge akrep ve saksıyı alıp kalabalığın arasından çıktı.

“Madem artık buradasın, bizimle kalacaksın!” dedi akrep baba ve onu alıp, evlerinin penceresinin önüne koydu.

Çocuklar kafayı kendi evlerine getirdikleri için çok memnundu ama anneleri onunla oynamalarına izin vermedi. Ayan’da çocukların ilgisinden hoşlandığı için onlara başından geçenleri anlatmaya başladı. Çocuklar uykuya dalana kadar dinlediler onun hikayelerini. Kendisini ona çocukken masal anlatan dedesi gibi hissetmişti bunu yaparken, çiçek olmasa da ondan bir parçanın kendisinde olmasına çok mutlu oldu. Sonunda köyde herkes uyuyunca, o da gözlerini kapatıp hayal kurdu köy uyanana kadar.

Sonunda yaşlı bilgeden haber geldi, karanlık kralı Ayan’ın bedenini gerçekten bekletmişti. Ayrılırken sarayındakilere talimat vermişti onu saklamaları için.

“İşte bir kral davranışı!” dedi Ayan sevinçle.

“Bu işi burada yapamayız!” dedi Akrep adam, “Seni kayıkçının olduğu yere götürmeliyiz!” dedi ve Ayan’ı kıskacı ile tutup yürümeye başladı.

“Aslında!” dedi Ayan giderlerken, “Kayıkçıya nehri geçmesi için bir yöntem öğretecektim ama benimle konuşmadı bile! Size öğreteyim böylece kayıkçıya ihtiyacınız olmaz!” diyerek Gılgamış ve kayıkçının nehri geçerlerken kullandıkları kamış yöntemini anlatmaya başladı. Akrep baba yol boyu onu sessizce dinledi ve kafasını kestikleri yere geldiler.

“Bu yöntem akıllıca ama bizim işimize yaramaz, çünkü nehri geçmeye ihtiyacı olan biz değiliz!” diyerek onu bir taşın üzerine bıraktı.

Bedeni tül gibi şeffaf bir kumaşın içinde sarılmış, tertemiz yıkanmış bir şekilde yerde yatıyordu. Ayan bedenini sağlam görünce çok mutlu oldu.

“Kuru temizlemeye vermişler gibi!” dedi sevinçle

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın