“Tamam!” dedi dedesi gözleri dolarak. Aslında ne denetim vardı ne de başka bir şey ama torununu geri göndermek için de başka bir şey gelmemişti aklına.
“Peki ben ne yapacağım dönünce?” dedi Ayan bu kez, “Amcamlar beni istemiyorlar!”
“Sen yola çıktığın çocuk değilsin artık, kim senin burada başardıklarını başarabilir bir düşün bakalım!”
“Anlatsam da kimse inanmaz bana!” dedi Ayan keyifle.
“Senin bilmen yetmiyor mu? Burada bunları yapabildiğine göre, kim bilir dönünce neler başaracaksın bir düşün!”
“Sahi mi diyorsun?”
“Tabi sahi diyorum, seninle gurur duyuyorum, her zaman duydum. Sen özel bir çocuksun!”
“Evet kolyem var!”
“Hayır seni özel yapan o kolye değil, buraya kadar tek başına gelme cesareti göstermiş olman!” dedi dedesi göğsüne dokunarak, “İmkansızı başardın farkında değil misin Ayan! Geri döndüğünde korkacağın hiç bir şey yok!”
“Evet ama insanlar buradakiler gibi değiller ki dede! Burada herkes çok anlayışlı, dinliyorlar, yardım ediyorlar.”
“Yeryüzünde de öyle insanlar var, senin gibi!”
“Kral bile ölümsüzlük otunun peşine düşmüş ama baksana, koskoca kral, mutlu olsa dünyada bunu yapar mı?”
“Ama destanın sonunu daha dinlemedin ki?”
“Haydi anlat o zaman, o kadar özledim ki köydeki evimizi ve senin masallarını!”
“Buradan dönünce köye dön o zaman, artık başının çaresine bakabildiğine göre orada yaşayabilirsin. Okuluna devam et! Komşular sana yardımcı olurlar. Amcana da geri döndüğünü söyleme bile!”
“Tamam!” dedi Ayan heyecanla, “Ama çok özleyince gelirim yine!”
“Hadi uzan da masal anlatayım sana!” dedesi hafifçe kafasına vurarak.
Ayan beyaz yatağa hopladı hemen, dedesi de gelip yanına oturdu. “Nerde kalmıştı masal?”
“Kral bir hana vardı, orada bir kadın vardı, ölümsüzlük otunun olduğu yere gitsin diye onu bir kayıkçı ile tanıştıracağını söyledi.”
“Tamam şimdi dinle o zaman!” diyerek anlatmaya başladı dedesi.
“Kral Gılgamış, kadın sayesinde kayıkçı ile tanışmıştı ama kayıkçı onu götürmek istemiyordu. Buna sinirlenen kral zalim günlerinden kalan öfkeyle kayıkçının kayığında bulunan bütün tılsımlı taşları bastonu ile kırıp geçirdi ve sinirle hana geri döndü. Kimse onu yolundan döndüremezdi, bu kayıkçı olmazsa başka kayıkçı diyordu kendi kendine ama handaki kadın başka kadın olmadığını söyledi.”
“Gidemedi mi yani o yere?” dedi Ayan merakla.
“Kralın kırdığı taşlar, kayığın o yere kendiliğinden gitmesini sağlayan tılsımlı taşlardı. Artık taşlar olmadığı için akıntılı suda gidebilmek çok zordu ve kamışlarla kayığı ilerletmek gerekiyordu. Bu kamışların da belirli bir özelliği vardı, o özellikte olmazlarsa gene işe yaramıyordu. Kadın krala kamışların ağacını nereden bulacağını ve nasıl yapacağını, kaç tane olacağını tek tek tarif etti. Kral da çaresiz gidip kamış yapmak için malzeme aramaya başladı. Malzemeyi bulup, kamışları yapması günler sürdü. Sonunda kamışları alıp, kayıkçının yanına geri gitti. Ondan özür diledi ve hancı kadının da yardımı ile kayıkçı onu götürmeye razı oldu.
“Oh be nihayet, masal burada bitecek diye korktum!” dedi Ayan.
Yeniden dedesinin yanında olduğuna ve ondan masal dinlediğine kendi bile inanamıyordu. Dedesinin saçları, kirpikleri buradaki herkes gibi bembeyaz olmuştu. Zaten beyazdı ama burada daha da beyaz olmuştu. Bir yandan masalı dinlerken bir yandan onun yüzüne dalıp, bu yüzü aklına kazımaya çalışıyordu. Birlikte yaşarlarken onun bir gün öleceği hiç aklına gelmemişti. Sanki sonsuza kadar birlikte mutlu mutlu yaşayacaklarına inanıyordu. Buraya gelirken de aynı duygularla gelmişti ama şimdi yeniden dönmesi gerekti. Göz yaşları geri geliyordu az kalsın ama dedesi üzülmesin diye onları tuttu.
“Kayıkçı ile her kamışı tek tek nehrin dibindeki balçığa saplayıp, kayığın akıntıya kapılmasına engel oluyorlardı” diye devam etti dedesi. “Bu çok zor bir işti, kamışları çok dengeli yerleştirmek gerekiyordu yoksa akıntıdan kırılır, onlarda sürüklenirlerdi. Kamışları saplıyor sonra sıkıca tutup kayığı ileri çekiyor, sonra söküp yeniden saplıyorlardı. Uzun ve gayretli bir yolculuktan sonra nihayet karşıya vardılar. “
“Bu benim hiç aklıma gelmedi!” dedi Ayan bu defa heyecanla, akrep insanların olduğu yerdeki nehir demek ki böyle geçilebilirdi, “Dönünce kayıkçıya öğreteyim de dolunayı beklemek zorunda kalmasınlar!” dedi heyecanla.
Dedesi onun dönme fikrini benimsemiş olduğuna memnun gülümsedi.
“Masala sonra devam ederiz. Haydi gel sana buraları gezdireyim” dedi neşeyle.
İkisi birlikte çıkıp, köyü gezdiler, etrafı dolaştılar, çayırlarda oturdular. Ayan dedesinin buraya gelirken ki yolculuğunu da çok merak ediyordu ama dedesi sadece köyde gözlerini açmıştı, o arada olanları hiç hatırlamıyordu. Ayan’ın gelirken tanıştığı onca yaratıkla da hiç tanışmamış, oraları hiç görmemişti. Bu köyden kimse çıkmıyordu, çıkmayı da denemiyordu. Yedi diyarın nasıl işlediğini bile Ayan’dan öğrenmişti.
“Aydınlık kralı aslanı hiç gördün mü peki?” diye sordu Ayan merakla.
Görmemişti.
“Annem ve babamın da burada olması gerek dede!” Ayan bir umutla, “Keşke gelirken o kayıt defterinden onları da sorsaydım. Sen de onları bulurdun ben gidince yalnız kalmazdın!”
“Zamanı gelip geldiğinde birlikte buluruz, ben burada yalnız değilim bir sürü arkadaşım, komşum var!” dedi dedesi gülümseyerek.
“Tamam dönüşte ben yine de oraya uğrar sorarım. Geldiğimde yerlerini öğrenmiş olurum kolayca buluruz!”
O gün saatlerce sohbet ettiler, eskilerden konuştular Ayan o kadar mutluydu ki, geri dönme fikrini aklından uzak tutmaya çalışıyordu. Madem az zamanı vardı dedesi ile doya doya vakit geçirmenin tadını çıkarmak istiyordu. Bir sürü meyveler yediler, değişik içecekler içtiler. Ayan dilediği kadar renkli balıkların yüzdüğü sakin derelere girdi çıktı. Dönüp, bahçeye düşen çiçeği saksısına geri diktiler. Ayan onu giderken götürmek istiyordu. Hiç değilse buradan bir hatıra olarak.
O kadar yorulmuştu ki dedesinden masalın devamını dinleyemeden, onun yanına uzanıp tatlı bir uykuya daldı. Dedesi de başında doya doya izleyip, sevdi torununu. Buraya kadar gelebilmesine, kolyenin tılsımına, yaşadıklarına inanamıyordu. Küçük oğlunun ona sahip çıkmayışı ise kalbini çok yaralamıştı. Onun ne kadar ilgisiz olduğunu biliyordu ama tek başına kalmış bu zavallı çocuğa sahip çıkmayacak kadar merhametsiz bir evlat yetiştirdiği için çok üzgündü.
Buraya ilk geldiğinde o da kaybettiği büyük oğlunu bulmayı istemiş ama bunun imkansız olduğunu öğrenmişti. Aslında herkes geldiği yerde yaşayabiliyordu, Ayan buraya kendi macerası ile geldiği için diğer diyarlara ulaşabilmiş ve geçmişti. Buradakiler onun gibi diyar diyar gezemiyorlardı, ne kadar giderlerse gitsinler, çayırlar, ormanlardan başka bir şey yoktu. Diyarlar onlara gözükmüyordu. Yine de gitmekten vazgeçer diye ona bundan bahsetmedi. Zamanı gelip geri geldiğinde yeniden görüşemeyeceklerini anlardı o zaman ve geri dönmeyi asla kabul etmezdi.
Bir kaç gün çabucak tükendi. Aydınlık kralı dönmüş ve yer altına inmişti.
“Artık dönme zamanı!” dedi dedesi, Ayan’ın duymayı en son istediği şeydi bu cümle.
“Dede biraz daha kalamaz mıyım ne olur?”
“Hayır kalamazsın, o zaman birbirimizi sonsuza kadar kaybederiz!”
Ayan ağlayarak sarıldı dedesine, “O zaman bari masalı bitir de öyle gideyim!” Günlerdir birlikte o kadar güzel vakit geçirmişlerdi ki masalı ikisi de unutmuştu.
“Tamam!” dedi dedesi, “Ama masal bitince gideceksin!”
Ayan başını salladı.
“Kral kayıkçıdan ayrılıp biraz ilerleyince küçük bir kulübeye vardı. Aradığı kişi o kulübede yaşayan eski kral Utnapiştim’di. Bütün macerasını ona anlattıktan sonra, kraldan ona ölümsüzlük otunun yerini söylemesini istedi. Utnapiştim bu cesur krala otun yerini söyleyeceğini ama önce onun hikayesini dinlemesi gerektiğini söyledi. Kral hikayeyi zaten biliyordu ama ota ulaşmak için bir kez daha dinlemeyi kabul etti. Utnapiştim yaşadıkları tufanı ve olanları ona yeni baştan anlattı ve sonunda da otun yerini söyledi. Gılgamış çok mutlu olmuştu, sonunda otu bulacak, ülkesine dönecek ve hiç ölmeyecekti. Sevinçle Utnapiştim’in yanından ayrılıp, otu bulması için tarif edilen yere gitti ve buldu da. Onu çantasına koyup dönüş yoluna çıktı. Kayıkçı ile yeniden buluştu, hancı kadınla vedalaştı ve yola düştü. Koruyucularla yeniden karşılaştı, dağdan indi. Yolda yıkanmak için bir nehre girdi. Üstündekileri ve çantasını ile kıyafetlerini de kıyıda bıraktı”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.