Ayan ve Yedi Diyar – Bölüm 30

Haritadaki köye vardığında, artık sabrının tükendiğini de hissediyordu. Burası çok fazla hanesi olmayan ufak bir köydü. Hiç vakit kaybetmeden köye dalıp, sokakların arasında koşmaya başladı “Dede! Dede! Ben Geldim!”

Sakin sakin evlerinin önünden çalışanlar ve oturanlar, bu gürültücünün kim olduğunu anlamak için başlarını kaldırıp bakmaya başladılar.

“Çok da küçükmüş!” dedi içlerinden biri.

Ayan’ın dedesi de başını kaldırıp bakanlardandı. Bu sesi tanıyordu ama ihtimal vermiyordu. Birden bire Ayan ile göz göze geldiklerinde neye uğradığını şaşırdı, elinde küçük bir saksıda parlayan beyaz bir çiçek vardı, onu bahçesine ekmek üzereydi sesi duyduğunda, saksı Ayan’ı görünce elinden düştü ve kırılmadan toprağın üzerine uzandı çiçek boylu boyunca.

“Ayan!” dedi adamcağız acıyla, acıyla söyledi çünkü torununun buraya normal yollardan gelmediğini bilmiyordu henüz.

“Dede!” diye bir çığlık attı Ayan göz yaşları inmeye başladı yeniden yanaklarından. Koşa koşa bahçeye girdi ve yaşlı adamın boynuna atıldı.

“Ayan, oğlum ne oldu? Neden buradasın?” dedi dedesi endişeyle.

“Seni bulmaya geldim dede! Beni gördüğüne sevinmedin mi?”

“Oğlum sevinmez olur muyum tabi sevindim ama seni gördüğüme, gelmene değil’!”

Gürbüz’ün söyledikleri geldi Ayan’ın aklına, haklıydı demek ki.

“Merak etme dede ölmedim ben!” dedi hemen, “Kendim geldim!”

Dedesi anlamadı Ayan’ın söylediklerini yüreğine öyle bir acı oturmuştu ki bir anda, daha fazla ayakta duramayacağını hissedip, yerdeki çiçeğin yanına çöküverdi.

“Dede!” dedi Ayan panikle, bir kez daha dedesini kaybedeceğini sanmıştı o da.

“Ne oldu sana?” dedi adamcağız gözlerinden yaşlar inerek.

“Ah dedem neler olmadı ki sana hepsini anlatacağım ama neden ağlıyorsun?”

“Evladım buraya gelmen için daha çok vaktin olmalıydı senin? Biri mi kıydı sana yoksa?”

“Dedeciğim lütfen ağlama, bana kimse kıymadı, bir şey de olmadı kendim buldum geldim ben yedi diyarı!”

Dedesi Ayan o üzülmesin diye böyle söylediğini sandığından ağlayıp duruyordu, komşular bahçe duvarının arkasına dizilmiş kiminin gözleri dolu izliyorlardı bu duygusal sahneyi.

Ayan her şeyi bir an önce dedesine anlatması gerektiğini anlayıp, o gittikten sonra olanları hızlıca anlatmaya başladı hemen. O anlattıkça dedesinin yüzündeki ifade de değişiyordu. Önce Gürbüz ile karşılaşmalarını duyunca Ayan’ın hayaller gördüğünü sandı ama o anlattıkça, hele de akrep adamlar, kuşlar, aslan adamlar, karanlıklar kralı giderek meraklandı. Onunla birlikte duvarın dışındakiler de dinliyordu Ayan’ın hikayesini. Herkes çok şaşkındı, böyle de mi gelinebiliyordu buralara kadar. O zaman herkes sevdiğine kavuşabilirdi belki.

Dedesi tüm hikayeyi büyük bir şaşkınlıkla dinledi. Kolyeyi o da yıllarca takmıştı ama böyle bir tılsımı olduğundan haberi bile yoktu.. Ona da büyükleri emanet etmiş, bunu koru demişlerdi ama o ne olduğunu bilmediği ve inanmadığı için sadece korumuş Ayan’a da koruması için vermeyi aklından bile geçirmemişti. Amcasının yanında yaşadıklarına da ayrıca üzülmüştü.

“Bunları uydurmuyorsun değil mi?” dedi torununun yüzüne bakarak.

“Hayır dede uydurmuyorum, bak saçlarımı gördün mü hâlâ gür ve siyah!” dedi Ayan neşeyle saçlarını karıştırarak.

O söyleyince herkes saçlarına baktı, gerçekten saçları, gözleri, kaşları, kirpikleri hâlâ koyu renkti. Daha da merak edenler, bahçeye girip etraflarını sarmışlardı. Mucizelerle dolu yedi diyar da yeni bir mucizeydi Ayan.

Herkes bir sürü soru sormaya başlayınca, Ayan’da heyecanla tek tek yanıtladı.

“Cesur çocuk!” diyordu şimdi herkes sırtına vuruyorlar, dedesine böyle bir torunu olduğu için ne kadar şanslı olduğunu söylüyorlardı.

Dedesi de toparlanmıştı biraz ama içinde hâlâ kocaman bir ağırlık vardı, torununun bunca yolu onu bulmak için gelmiş olması çok güzeldi ama yaşayanların arasında kendine bir yer bulamamış olması da çok acıydı.

“Burada kalamazsın!” dedi üzüntüyle.

“Neden?” dedi Ayan şaşkın şaşkın, “Ben burayı çok sevdim, geri dönmek istemiyorum! Hem belki annemle babamı da buluruz burada bak ben de geldim artık kayıtların tutulduğu yeri de biliyorum onları da bulur mutlu mutlu yaşarız ne dersin?”

Dedesi doğruldu yerden ayağa kalkıp, üzerini başını silkelerdi, “Gel bunları içeride konuşalım” dedi sakin bir sesle.

Dinleyenler onları yalnız bırakmaları gerektiğini anlayıp, dağıldılar birer birer ama herkes Ayan’ın anlattıklarının hayretini yaşıyordu. Ne şanslı adamdı dedesi, torunu onun için nelere katlanmıştı. Başkalarının gözünde bir kahraman dedesinin gözünde ise yeryüzünde yer edinmesine izin verilmeyen korkusuz bir çocuktu.

Ayan, etraftaki hayranlarına gülümseyerek el salladı ve dedesi ile girdi içeri. İçerisi tek odaydı, pencerelerde cam yoktu yine, bir beyaz yatak, bir beyaz komodin, bir beyaz masa, bir beyaz sandalye, bir beyaz tezgahtan başka bir şey yoktu içeride. Bir de dedesinin saksılarda fidelediği birbirinden güzel bitkiler.

“Sen şunları sakin sakin bir daha anlat bakalım!” dedi dedesi içeri girince, Ayan o kadar heyecanlı ve hızlı anlatmıştı ki, adamcağız şaşkınlıktan bir kısmını anlayamadığını düşünüyordu.

Ayan başından başlayıp, tüm detayları ile yine anlattı hikayesini.

Dedesi gülümsüyordu şimdi onu dinlerken, bıraktığından çok daha iyi görünüyordu, özgüveni yerine gelmişti, kendini anlatışı bile değişmişti belli ki.

“Gürbüz sana Gılgamış’ı anlatmış” dedi ilk olarak.

“Gılgamış mı?” dedi Ayan şaşkınlıkla, “Kralın adı bu muymuş vay be?”

“Evet canavar arkadaşı da Enkidu, bu çok eski bir Sümer destanı!”

“Hepsini anlatmadı dede, madem biliyorsun kalanını sen anlatır mısın?”

“Anlatırım ama önce konuşmamız gerek, geldiğine çok ama çok sevindim ama burada kalamazsın oğlum, burası yaşayanlar için değil, kendin de öğrenmişsin zaten!”

“Dede beni geri mi yollayacaksın yoksa?” dedi Ayan büyük bir hüzün ve şaşkınlık içinde, “Baksana burası tam bana göre, senin anlattığın masallardan bile fazlası var burada! Sen burada mutlu değil misin?”

“Mutluyum elbette ama burası zamanı gelenler için!”

“Tamam da dede bak bizim atalarımızı çok özelmiş zaten buradakilerle arkadaş olmuşlar, bu kolyede bunu gösteriyormuş. Gitsem bile yine gelirim yanına değil mi?”

Dedesi hüzünle gülümsedi, önce saçlarını okşadı torununun, sonra kendine çekip sımsıkı sarıldı. Onu ikna emek zor olacaktı dönmesi için. Biraz düşündükten sonra.

“Burada sadece zamanı gelip gelenlere evler verilir, sana bir ev vermezler!”

“Ne yapayım evi dede, senin yanına geldim ben?”

“Burası ikimize yetmez!”

“Ben yerde yatarım, dışarıda bile yatarım baksana her yer nasıl güzel!”

“Aydınlık kralı yeraltına iniyor şimdi herkes onunla meşgul ama sıkı denetimler olur burada, seni yakalarlarsa başına iyi şeyler gelmez!”

“Nasıl gelmez?”

“Hiç bir yere ait olamayacağın bir yere koyarlar seni, oradan hiç çıkamazsın!”

“Karanlık kralını tanıyorum ben ondan yardım isterim!”

Güldü dedesi yine, “Burası masal diyarı değil Ayan! Kendi düzeni, kendi işleyişi var. Tıpkı dünyada olduğu gibi, herkes zamanı gelene kadar ait olduğu yerde kalmalı. Senin de ait olduğun yer burası değil. Eninde sonunda geleceksin zaten, ben de hep burada olacağım! O zaman dilediğimiz kadar birlikte oluruz ama şimdi olmaz. Gitmen gerek! Seni hiç çıkamayacağın bir yere koyarlarsa bu şansımızı da kaybetmiş oluruz!”

Ayan’ın yüzü asıldı, “Beni saklayamaz mısın?”

“Saklayamam maalesef. Hatırla karanlık kral senin aklını okumuş!”

“Doğru!” dedi Ayan düşünceli bir sesle.

“Bir kaç gün beraber kalalım tamam! Ben de seni çok özledim ama sonra geri dönmen gerek!”

Çok büyük hayal kırıklığına uğramıştı Ayan, Gürbüz “Ben demiştim!” diyecekti şimdi uyuz uyuz.

“Peki tamam!” dedi çaresizce, “Ama madem biliyorsun masalı sen tamamlayacaksın, Gürbüz’ün ukalalığını çekemem!”

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın