Ayan kolyesine dalmış düşünüp dururken, örümcek, kafasının üzerinde taşıdığı bir meyve sepeti ile geri geldi.
“Bunları çürütüp kelebeklere veriyoruz ama kral istediği için senin için iyi olanlarını ayırıp getirdim!” diyerek, kendi ördüğü ağı, bir bacağı ile indirip içeri daldı.
“Baksana!” dedi Ayan merakla, “Bu aydınlık yer altına iniyor falan hikayesi nedir?”
“Yeryüzünde şimdi yaz!” dedi örümcek, “Ama bitecek, aydınlık diyarın kralı buraya geri geliyor, o nedenle bizim kralımızın zamanı başlıyor. Toprağın dinlenmesi için kış gerek! Yoksa yuvamızı koruyamayız, bizim de tatile ihtiyacımız var!”
Ayan merakla dinledi örümceğin sözlerini “Aydınlığın da mı kıralı var, vay be! Karanlık kral yeryüzüne dönünce biz onu hiç görmüyoruz ama?”
“Göremezsiniz ama hissedersiniz! Haydi meyvelerini ye sen, benim bir sürü işim var!” diyerek yine koşar adım çıktı Ayan’ın bulunduğu bölmeden ve kapısına bir ağ daha ördü çabucacık.
Ayan meyve dolu sepete baktı, bir kaç elma, ve üzüm salkımları vardı. Hemen bir üzüm salkımını alıp yemeye başladı. Sonra kapıdaki ağa takıldı gözü, bu örümcek bu ağı yırtıp çıkamayacağını mı sanıyordu da gelip örmüştü kapıyı.
“Ağı indirmeyi denersen, sinek gibi yapışıp kalırsın!” dedi Gürbüz’ün sesi.
“Hah işe yaramaz zamanların adamı geldi! Nedense hep kendimi kurtardıktan sonra ortaya çıkıyorsun!”
“Ya da sen öyle sanıyorsun! Burada boş boş oturacağına masal dinlemeyi istersin sanıyordum!”
“İyi tamam! İstiyorum anlat o zaman! Kral koruyucularla karşılaşıp o yere varmıştı en son! Ben de bu gün bir kralla tanıştım. Karanlık Diyarın kralı. “
“İlk diyarı görmüş oldun bile farkında değil misin?”
Ayan’ın gözleri açıldı kocaman “Sahi diyorsun, burası yedi diyardan biri değil mi? Bir de aydınlık diyar varmış!”
“Her diyarın bir kralı mı var! Burası baya masal ülkesi gibi, dedemin buraya neden geldiğini şimdi daha iyi anlıyorum!”
“Neyse biz masalımıza dönelim!” dedi Gürbüz, “Bizim zalim kral, koruyucuları yarı tanrı olması sayesinde geçmiş ve yolculuğuna devam etmiş, dolaşa dolaşa sonunda bir nehrin kıyısına gelmiş, burada yolcuların dinlendiği bir han varmış, sahibi de bir kadınmış. Kral da aylardır dışarıda yatıp, kalkmaktan yorulduğu için sıcak yemek ve yatak bulabileceği bu yeri görünce sevinmiş hemen içeri girmiş. Kadın saçı sakalı birbirine girmiş bu dev cüsseli kıralı görünce ürkmüş, ‘Avcı mısın sen? Ne istiyorsun?’ demiş eline bir mızrak alıp ona doğrultmuş.
‘Avcı değilim, ölümsüzlük otunu arıyorum’ demiş kral, “Biraz da karnımı doyurup, dinlenecek yer!’
‘Burada avcıları sevmeyiz, senin avcı olmadığını ne bileyim?’ demiş kadın.
‘Ben geldiğim yerde bir kralım, avcı olsam şimdiye çoktan ölmüştün zaten!’ diye karşılık vermiş
‘Ölümsüzlük otunu niye arıyorsun?’ diye sormuş kadın bu defa.
‘Onu alıp krallığıma döneceğim ve sonsuza kadar yaşayacağım’
Kadın gülmüş, ‘Onu bulsan bile ki çok zor, onunla buradan çıkıp gidebileceğini sanmıyorsun herhalde!’ demiş ve mızrağını indirip, kralın yanına gitmiş.
‘Sen yerini biliyorsan söyle, gerisi benim sorunum’ demiş kral kendinden emin bir şekilde. O güne kadar başaramadığı bir iş, yenemediği bir canavar olmadığı için kendinden oldukça eminmiş.
‘Ölümsüzlük otunun olduğu yere seni bir kayıkçı götürebilir, ben seni onunla tanıştırırım ama gerisine karışmam!’ demiş kadın omuzunu silkerek, sonra çıkan yemeklerden getirip, kralın önüne koymuş, işlerine bakmaya başlamış. Kral uzun süredir sadece av hayvanları yediği için bu yemekleri büyük bir iştahla yemiş, bir daha söylemiş, onları da yemiş. Sonra kadın ona dinlenmesi için bir oda göstermiş.
‘Yarın kayıkçı ile tanışırsın!’ deyip gitmiş.
Yatak çok konforlu değilmiş ama kral uzun süredir bir yatakta yatmadığı için kendi kral yatağından bile rahat gelmiş, derin bir uykuya dalmış. “
“İnşallah benim tanıştığım kayıkçı gibi kafasını kesmeye kalkmazlar!” diye kıkırdadı Ayan ama karnı da doyduğu için onunda gözleri kapanmaya başlamıştı. Gürbüz’ün devam etmesine fırsat kalmadan derin bir uykuya dalıverdi o da kral gibi.
Örümceğin tepesinde dikilip, onu dürtmesi ile açtı gözlerini, “Haydi törene gidiyoruz kalk!” dedi örümcek telaşla.
Ayan gözlerini ovuşturup doğruldu, “Yeryüzüne mi döneceğiz yani şimdi!”
“Sen değil, biz döneceğiz ama dönerken de seni yoluna bırakacağız!”
“Dedemin olduğu yere bırakın beni bari?”
“Sen bizi ne sanıyorsun tur organizatörü mü? Buradan kafanla çıkacağına dua etmen gerekir, haydi kalk!”
Ayan kalkıp, sepette kalan elmalardan birini aldı ve örümceğin peşine takıldı.
Boğa kral önceki gördüğünden daha ihtişamlı bir pelerin takmıştı. Yılanlar, örümcekler, sürüngenler hepsini etrafını sarmışlardı. Normalde bu kadarını yeryüzünde görse, arkasını döner kaçardı ama bu kocaman yer altı canlıları artık doğal gelmeye başlamışlardı. Niye kendi türlerinden bir kral seçmemişlerdi ki acaba? Boğa’nın yer altında ne işi vardı?
O sırada boğa pelerini savurarak gür sesiyle halkına bir konuşma yapmaya başladı. Her yıl düzenlenen bu törenlerin üç milyarıncı yılını kutluyorlardı.
“Üç milyar yıl mı?” dedi Ayan şaşkın şaşkın, “Sayı saymayı bilmiyorlar herhalde!”
“Sus!” diye uyardı onun yanındaki örümcek.
Üç milyar yıldır kutlamaktan sıkılırdı insan aynı şeyi ama yine de susup dinlemeye devam etti. Karanlık diyarın kralı yeryüzüne çıkınca, buraları aydınlık diyarın kralı yönetecekti. Nöbetleşe bir krallık sistemi kurmuş gibiydiler.
“İkisi olunca anlaşamıyorlar mı?” diye sordu Ayan fısıldayarak örümceğe
Örümcek ters ters bakmakla yetindi. Sonunda kralın uzun konuşması bitti ve yolculuğun başladığı ilan edildi. Kral önde tüm halkı arkasında tünellerden birine doğru ilerlerken, Ayan ve örümcek de peşlerine takıldı, tüneller çok geniş olmadığından upuzun bir kuyruk olmuşlardı. Bir yandan da Ayan’ın daha önce hiç duymadığı bir şarkı söylüyorlardı hep bir ağızdan, bir süre dinledikten sonra şarkının tekrarlayan sözleri olduğunu fark edince, o da dahil oldu.
Şarkı söyleye söyleye bir süre gittikten sonra sürüye kendini kaptırmış olan Ayan’ı dürttü örümcek, “Sen buradan gideceksin!” dedi başka bir tünelin girişini göstererek, “Burası kısa yoldur, yukarıdan gitseydin üç diyar daha geçmen gerekecekti, bu tünel aydınlık diyarına giden en kısa yol!”
“Tamam teşekkür ederim!” dedi Ayan heyecanla, “Dedem orada mıdır?”
“Geleli çok olduysa büyük ihtimalle oradadır, benim devam etmem gerek!” diyerek onu tünelin ağzında bıraktı ve hızlı hızlı yürüyenlere yetişmeye çalıştı.
“Karanlıklar kralına teşekkür ettiğimi söyle!” diye seslendi Ayan arkasından ama örümcek şarkının da sesinden duymadı. Diğerleri yanından geçip giderken, Ayan örümceğin gösterdiği tünele yöneldi, demek burası dedesine götürecekti onu. Heyecanla yürümeye başladı. Arkasından gelen şarkının sesi yavaş yavaş azaldı ve sonunda duyulmaz oldu. Aklında kalan karanlık diyarın şarkısını söyleye söyleye yürümeye devam etti ve sonunda bir aydınlık gördü ileride, tünelin ağzı yine çok güzel bir çayıra açılmıştı. Mis gibi çiçek kokuları ve mavi gökyüzünü görünce içi umutla doldu yeniden. Tam neşeyle ne yöne gideceğini düşünürken, karşısına beyaz elbiseli, beyaz yüzlü bir adam çıkıverdi. Nereden geldiğini bile anlayamadığı adamın kafasının üzerinde ışıklı bir daire vardı.
“Karanlık diyardan mısın?” diye sordu ışıklı adam.
“Hayır” dedi Ayan, artık gördüğü hiç bir şeyden korkmuyordu, “Ben aydınlık diyarı arıyorum, dedemi bulacağım! Siz kimsiniz? Aydınlık kralı mı?”
“Hayır ben sınır koruyucusuyum!” dedi adam ciddiyetini bozmadan, “Karanlık diyarda ne işin vardı öyleyse, buraya bu kapıdan girilmez!”
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.