Ayan ve Yedi Diyar – Bölüm 27

Kertenkeleler kralları gelince, zaten kısa olan ön ayaklarını göğüslerine kıvırıp başlarını önlerine eğdiler. Ayan onların hareketini taklit etmek için belinden öne doğru neredeyse yere değecek kadar eğildi.

Boğa sakin adımlarla dibine kadar gelip, burnuyla onu kokladı önce. Sonra etraflarında yine sakin bir tur atıp, Ayan’ın önüne geldi ve iki ayağının üzerine doğruldu. Doğrulunca o kadar büyük olmuştu ki, Ayan onun yüzünü görebilmek için kafasını arkasına kadar eğmek zorunda kalıyordu.

Kertenkelelerden biri, “Bu casusu tünelde yakaladık efendim!” dedi saygıyla.

“Ben yakaladım!” dedi arkadan gelen yılanın sesi.

“Bu casusu kara yılan lordu tünelde yakalamış efendim!” diye düzeltti kertenkele ama bu düzeltmeden hiç de memnun olmadığı belli oluyordu.

“Niye kafası var bunun?” dedi boğa kral Ayan’ı incelemeye devam ederken.

“Bir casus olduğu için olmalı!” dedi yılan hemen araya girerek.

“Ben casus değilim yüce kral!” dedi Ayan saygıyla, “Sadece bir delikten düştüm, dedemi bulmaya gidiyorum!”

“Sana konuş diyen oldu mu?” dedi kertenkele ve kuyruğunu kıvırıp, Ayan’ın arkasına vurdu sertçe. Ayan öne doğru savrulup, kralın ayaklarının dibine kapaklandı. Bir ayağını kaldırıp, üzerine bassa, kesin pestil gibi ezilirdi.

“Konuşmadan derdimi nasıl anlatacağım!” diye sızlandı Ayan.

“Doğru söylüyor!” dedi kral beklenmedik bir şekilde, onu görebilmek için bir kaç adım gerilerdi ve yeniden dört ayağının üzerine inerek, “Anlat o zaman!” dedi.

Ayan başından başlayarak tüm hikayeyi anlatmaya başladı. Ta dedesinin ölümünden başladığı için kertenkeleler ve yılanlar esnemeye başlamıştı ama kral kesmeden dikkatle dinliyordu.

“Kolyeni göster!” dedi kral onun anlatması bitince, neyse ki kesik başıyla gezdiği zaman bile kolye nasıl olmuşsa boynundan düşmemişti. Çuval elbisesinin içinde kolyeyi çıkarıp krala gösterdi hemen.

Boğa kral yaklaştı önce kolyeyi kokladı, sonra eğilip dikkatlice inceledi.

“Buraya uzun zamandır senin gibi biri gelmemişti!” dedi kertenkele ve yılanları şaşırtacak şekilde sesi sakin ve yumuşaktı.

“Hemen kafasını keselim mi?” dedi kertenkele ne olduğunu anlamadığı için.

Boğa kral burnundan öyle sert bir nefes vererek baktı ki kertenkeleye, kertenkele neredeyse miyavlayacaktı.

“Çıkın siz!” dedi boğa kral yılan ve kertenkelelere dönüp.

“Onu ben bulduğum için ödüllendireceksiniz değil mi?” dedi kara yılan lordu.

“Siz yarın için hazırlıkları tamamladınız mı?” dedi boğa kral sert sert.

“Çalışıyoruz efendim!” dedi yılan geveleyerek.

“Burada oyalanacağınıza gidin tamamlayın o zaman! Küçücük bir insan çocuğu ile kendim baş edebilirim!” diye gürleyince, yılan ve kertenkeleler geldikleri gibi çıkıp gittiler.

Boğa kralın tavrı Ayan’ı rahatlatmıştı, o da hiç böyle bir şey beklemiyordu. Aslında burada canavar gibi görünen hiç bir varlık canavar değildi galiba.

“O kadar emin olma!” dedi boğa kral yüksek sesle söylemediği halde.

Ayan’ın gözleri fal taşı gibi açıldı, “Aklımı mı okudunuz?”

“Sözlerinle ikna olduğumu sanmıyorsun herhalde!” dedi kral, “Aklını da, gönlünü de okuyabilirim bu yüzden kralım ben! Karanlıklar Diyarının kralı!”

“Vay canına!” dedi Ayan şaşkın bir hayranlıkla, “Ülkenize izinsiz girdiğim için gerçekten üzgünüm!”

“Buraya kadar tek başına gelmiş cesur ve akıllı bir çocuksun sen belli!” dedi kral, “Bizim diyarımıza sadece kafalarından ayrılan bedenler gelebilir”

“Sahi mi? O zaman benim bedenim de burada bir yerde olmalı değil mi?”

“Akreplere onu gömmemelerini söylemişsin!”

“Doğru!” dedi Ayan omuzları düşerek.

“Ama seni dinlediklerini sanmıyorum!”

“Gerçekten mi?”

“Evet, onlar görevlerine sadıktırlar, bir baş kesilirse, kuşlar başı alır, toprakta bedeni! Onu açıkta saklayacakları bir yer yok!”

“Ah beni kendi bedenime kavuşturursanız çok memnun olurum!” dedi Ayan yalvarır gibi, “Bu emanet bedenle hareket etmekte çok zorlanıyorum!”

“Maalesef olmaz!” dedi boğa kral, “Eğer geri dönüp gitmek istiyorsan, onu akrep insanlara geri verebiliriz ama devam edeceksen olmaz!”

“Peki burada ne olacak bedenime?”

“Gübre yapacağız!” dedi boğa kral sakin sakin.

“Ne?” dedi Ayan, gözleri büyürken, saçları da dikilmişti sanki. Gübrenin ne olduğunu köyünden biliyordu. karşısındaki de bir boğaydı ve bedeninin gübre olması için onu yemesi mi gerekiyordu.

“Hayır seni aptal çocuk bedenini yemeye niyetim yok!” dedi boğa kral yine aklını duyarak, “Onu özel işlemlerden geçirip gübre yapıyoruz! Burada ot ya da beden yenmez! Deden sana hiç bir şey öğretmemiş belli ki ya da o da bir şey bilmiyormuş anlaşılan”

“Peki ya bu kolye! Onun ne olduğunu bana anlatamaz mısınız?” dedi Ayan bu kez, kralın rahat tavırlarından iyice cesaret almıştı. Bedeni kalsındı, gübre yapmasınlardı ama kalsındı. Belki yeniden ihtiyacı olurdu.

Kral düşüncelerini duyduğundan onu işlem sırası olarak sona atabileceğini söyledi ama sonsuza kadar saklayamazlardı.

“Kolyene gelince!” diye ekledi sonra iç geçirerek, “Eskiden bizim dünyamız ile insanların dünyası arasında geçiş yapılabilen kapılar vardı. Çok eskiden. Onlar buraya gelemezlerdi ama biz oraya gidebilirdik. Boynundaki bu kolye de buraların taşından yapılmış bir kolye, senin dünyana ait değil!”

Ayan kolyesine daha bir hayranlıkla baktı kaldırıp, “Peki biz de ne işi var? Buralardan gelen birileri mi vermiş dedemin atalarına!”

“Öncelikle dedenin ataları senin de ataların oluyor, burada anlaşalım!” dedi boğa kral gülerek, “Biz insanlarla barış içinde yaşarken, onlara pek çok sırrı öğretmiştik ama herkese değil, aralarından seçtiğimiz bazılarına. Bu hakkı kazanabilmek için de epeyce sınavlardan geçirildiler. Başlangıçta bizden korkuyorlardı çünkü, dost olduğumuzu göstermek için hayatlarını kolaylaştıracak sırlar vermeyi teklif ettik. İnsanlar her zaman fayda sağlayacakları şeylere ikna olurlar. Faydacı olmaları da onların sonunu getirecek yakında!”

“Ne gibi faydalar!” dedi Ayan merakla.

“Buraları uzun hikaye, yarın katılmam gereken önemli bir tören var, kolyen o seçilmiş insanlardan birine verilmiş belli ki, o da iki dünya arasındaki kapılar kapanmasına rağmen saklamış kolyesini, sana kadar ulaşmış!”

“Yani ben buraya girmeye izinli seçilmiş bir soydan mı geliyorum!”

“Seçilmiş soy demek doğru değil ama o öyle bir atan olduğu ortada, kolye seni buraya kadar getirmiş. Bunun anlamı onunla aranda bir bağ olması. Eğer sen o insanlar gibi doğru ve kalbi temiz biri olmasaydın. Akrep insanlar seni zaten içeri almazlardı. Tek baktıkları kolyen değil! Görünen o ki bu da benim sorunum değil. Yarın yukarı çıkacağız, aydınlık yer altına iniyor ve bizim zamanımız geldi. Bu gün misarifirimiz olursan yarın seni de yukarı beraber çıkarırız!”

“Çok teşekkür ederim!” dedi Ayan, kolyesinin hikayesine o kadar hayran kalmıştı ki aklındaki onca soruyu sormayı unutmuştu bile.

Kral bir örümcek çağırıp, ona yarın ki törene katılması için bu günlük dinleneceği bir yer göstermesini emretti. Ona uygun bir kaç yiyecek de bulmasını söyledi. Örümcek düşünceli gözlerle Ayan’a baktı ama itiraz etmeden takip etmesini söyledi.

Ayan “Yüce karanlık kralı, size teşekkür borçluyum!” diyerek yerlere kadar eğildi abartılı bir şekilde ama boğa ortaya çıktığı karanlığa doğru gidip kayboldu.

Örümcek hızlı adımlarla önünden yürüyordu, bacaklarını nasıl karıştırmadan sırayla hareket ettirdiğine bakarken, kalacağı yere nasıl geldiklerini bile anlayamamıştı Ayan.

Burası kısa bir tünelin ucuna açılan küçük bir boşluktu. O içeri adım attıktan sonra örümcek, hiç zaman kaybetmeden kapıya kocaman bir ağ ördü ve gözden kayboldu. Örümceğin ağ örüşünün hızına ve muhteşemliğine hayran kalan Ayan o gider gitmez ağa yaklaştı ama üzerinden sallanan salyaları görünce tiksinip, dokunmaktan vazgeçti. İçeride hiç bir şey yoktu, yapacak da hiç bir şey yoktu, duvarın kenarına yere çöküp, kolyesine bakmaya başladı.

“Dede bunları bana niye anlatmadın onca masal anlattın da?” diye sordu kendi kendine

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın