Ayan ve Yedi Diyar – Bölüm 20

Korkuyla olduğu yerde büzüşmüşken, “Gürbüz nerelerdesin gel beni kurtar!” diyordu içinden sürekli. O sırada, dışarıdan gelen ışık, başını eğip ona bakan tuhaf yaratığın karaltısı ile kapandı. Ayan kocaman gözleri ile ona bakınca, daha da korktu, böcek kafalı bir yaratıktı bu.

“Şşt sana diyorum çıksana!” dedi böcek kafalı yaratık.

“Çıkarsam bana zarar verecek misiniz?” dedi Ayan korkuyla.

“Niye verelim sen kimsin ki?”

“Asıl siz kimsiniz? Daha da doğrusu nesiniz?” dedi Ayan sesi titreyerek.

“Biz akrep insanlarız!” dedi eğilmiş karaltı, gözlerini merakla ona dikmiş bakıyordu. Aslında sesinde veya gözlerinde bir tehdit havası da yoktu, “Ne işin var senin burada onu soracağız” dedi böcek kafalı adam.

“Ben yedi diyarı arıyorum!” dedi Ayan, korkusu biraz azalmıştı ama yerinden kıpırdamıyordu henüz.

“Niye arıyorsun yedi diyarı? Belim koptu eğilmekten çıksana dışarı artık!” diyerek koca kancalı kolunu Ayan’ın olduğu yere sokunca, Ayan korkudan titriyordu. Böcek onu tişörtünden yakaladığı gibi dışarı sürükledi ve doğrultup, dik dursun diye silkeledi. Ayan’ın gözleri kocaman açılmış, boyları iki metreden uzun iki koca akrebe bakıyordu. Akrep onu nazikçe yere bıraktı, Ayan kaçmak istiyordu ama sanki bedeni ona itaat etmiyordu. Hayatında gördüğü en büyük böceklerdi bunlar, daha da doğrusu akrepler. Köyde çok akrep görmüştü ama bu kadar büyüğünü hele konuşanını ilk kez görüyordu. Ayan onlara, onlar Ayan’a baktılar durdular bir süre.

“Yedi diyarı niye arıyorsun dedik insan çocuğu duymadın mı?” dedi diğer akrep, sesi daha ince ve yumuşaktı.

“Ben!” dedi sesini toparlamaya çalışarak Ayan, “Ben, dedemi bulmaya geldim!”

İki akrep birbirlerine baktılar, “Dedeni mi? Burada senin deden falan yok, ne saçmalıyosun sen?”

“Var!” diye diklendi Ayan elinde olmadan, “Yani yedi diyarda dedem var, burada değil!”

İnce sesli akrep öbürüne dönüp, tuhaf bir şekilde gülümsedi, “Dedesi ölmüş herhalde!” sonra Ayan’a dönüp, koca kıskacını onun saçlarına değdirdi.

“Zavallı çocuk, sen dedenin yanına gidemezsin! Yedi diyara insanlar giremez!”

“Doğru mu gelmişim!” dedi Ayan korkusunu unutup, “Burası yedi diyar mı?”

“Burası yedi diyarın girişi sayılır ama sen burayı nereden biliyorsun?”

“Bana Gürbüz söyledi burayı, ben onun arkadaşıyım daha doğrusu o benim arkadaşım, daha doğrusu o benim!”

“Başına güneş geçmiş bu çocuğun!” dedi kalın sesli akrep. Ayan konuştukça kalın seslinin erkek, diğerinin ise bir dişi akrep olduğunu anlıyordu.

“Şimdi sana yolu tarif edelim doğruca evine git, bu zamanda insanlar buraya gelmezler.” dedi kadın olan.

“Olmaz!” dedi Ayan, “Çok zor geldim buraya kadar, Gürbüz’ü çağırın o söylesin beni tanıyor.”

“Gürbüz diye biri yok burada çocuk!” dedi erkek olan kıskaçlarını beline koyup, “Burada insanlar bulunmaz diyoruz ya anlamıyor musun!”

“Gürbüz insan değil ki!”

“Vah zavallı!” dedi kadın olan akrep yine, “Yoksa sen deli falan mısın?”

İyice sinirlenen Ayan, “Deli falan değilim, geri de dönmüyorum! Ben yedi diyara gireceğim!” dedi diklenerek ama karşısındakilerin iki metre böcek olduklarını hatırlayınca geri bir kaç adım attı elinde olmadan. Onları sinirlendirmenin sonucu ne olur bilemiyordu.

“Bak sen şu insan çocuğuna!” dedi kadın olan, sesi hâlâ yumuşak çıkıyordu, Ayan’ın kastığı omuzları gevşedi.

“Ne olur?” dedi bu kez acıklı bir sesle. “Benim kimsem yok, gidecek yerim de yok! Dedemin yanına gidip onu yeniden görmek istiyorum. Beni yedi diyara götürün söz hiç çıkmak istemeyeceğim!”

Akreplerin gözleri yumuşadı, birbirlerine baktılar. Erkek olan akrep, onunla aynı boya gelmek için çömeldi ama çömeldiğinde bile Ayan’dan uzun gibi duruyordu antenleri yüzünden.

“Bak çocuğum!” dedi sesini olabildiğince yumuşatarak, “Yedi diyar insanlar için değildir, burayı nasıl ve nereden öğrendin bilmiyorum ama burada Gürbüz diye biri de yok, eğer kaybettiğin bir arkadaşınsa da ne dedeni ne de onu görmek için oraya giremezsin!”

Acındırmanın işe yaramadığını görünce, daha büyük oynamaya karar verdi Ayan ve birden bire bağıra bağıra ağlar numarası yapmaya başladı. Bu arada üzerini başını çekiştiriyor acısını göstermeye çalışıyordu.

“Beni geri göndermeyin! Çok kötü şeyler yaşadım ben! Yedi diyara dedemin yanına götürün beni! Söz veriyorum çok iyi biri olacağım, ne yapılması gerekiyorsa yapacağım. Yalvarırım beni o eziyete bırakmayın, ne olur beni kurtarın.”

İki akrep sakin sakin Ayan’ın tiyatrosunun bitmesini beklediler. Ayan’da bir süre daha devam edip sonra yoruldu. Normale dönüp

“İşe yaramadı mı?” diye sordu.

“Yaramadı!” dedi erkek olan.

Sonra kadın olan eğilip, kıskacını Ayan’ın boynuna doğru uzatınca, Ayan onun kafasını kopartacağını sanıp, korkuyla geri çekildi. Geri çekilirken de ayağı taşa takıldığı için arkası üzerine oturuverdi. Akrep kadın ona doğru bir kaç adım atıp eğildi ve kıskacını yine uzattı, “Dur bir bakayım!” dedikten sonra kıskacın ucunu Ayan’ın boynundaki kolyenin ipine takıp, kolyenin ucunu tişörtün dışına çekti.

“Nereden buldun sen bunu?” dedi sonra sesindeki yumuşaklığı bozmadan, kafasını kurtardığı için rahatlayan Ayan, “Dedemin bu!” dedi, “Ona da ataları vermiş!”

Akrep kadın bir kaç saniye daha kolyeye bakıp, arkasını döndü ve adamın yanına gitti. İkisi arkalarını dönüp fısıl fısıl konuşmaya başladılar.

Ayan ne olduğunu anlamamıştı ama düştüğü yerdeki taşlar etlerini ezdiği için canı yanıyordu. Zorla doğrulup, üzerini başını silkeledi. Onlar konuşurken, eğilip, saklandığı yerden çantasını aldı. Bir şey olursa, onu almadan kaçmak istemiyordu.

İki akrep konuşmalarını bitirip ona doğru geldiler yeniden. Ayan ne konuştuklarını anlamadığı için her an kaçmaya hazır pozisyonda bekliyordu. Gerçi bu iki metrelik akreplerden ne kadar kaçabilirdi bilmiyordu ama durup kafasını kopartmalarını bekleyecek değildi.

“Bu kolyeyi bir yerden çalmadığını nasıl bileceğiz?” dedi erkek olan akrep, sesi çok ciddi çıkıyordu.

“Çalmak mı?” dedi Ayan, “Siz beni ne sanıyorsunuz? Dedemin kolyesi bu, hem ne diye takıldınız ki bu kolyeye? Yoksa asıl hırsız siz misiniz? Kolyemi mi çalacaksınız?”

“Bana bak!” dedi akrep adam sabrının taştığını belli ederek, “Çocuksun diye bir şey demiyoruz ama sen bize hırsız diyemezsin. Biz koskoca yedi diyarın giriş koruyucularıyız!”

“Siz de bana diyemezsiniz!” dedi Ayan ama sesi düşündüğünden cılız çıkmıştı.

Akrep kadın, adamı kıskacı ile arkaya çekerek, öne kendisi geldi ve eğilip Ayan’ın gözlerinin içine baktı, simsiyah kocaman gözleri vardı. Ayan bir an bu böcek gözlerin kafasının içini okuduğunu sandı.

“Sen en iyisi bize buraya nasıl ve neden geldiğini bir güzel anlat!” dedi akrep kadın yumuşak sesiyle, “Ama sakın yalan söyleme, söylersen anlarız!”

“Ben deli değilim!” dedi Ayan, “Buraya da boşu boşuna gelmedim!” sonra elini kolunu sallaya sallaya bütün hikayesini bir çırpıda anlattı: İki akrep sessizce dinlemişti onu. Sonra yeniden arkalarını dönüp fısıldaşmaya başladılar.

“Gürbüz beni nasıl sattığını hiç unutmayacağım’!” diye kendi kendine konuşmaya başladı Ayan, “Burada seni kimse tanımıyormuş, bir de bana hava atıyordun! Korkak! Akreplerden korktun da gelmedin değil mi?”

Çocuğun kendi kendine konuştuğunu duyan akrepler dönüp baktılar ona, Ayan birden toparlanıp, sahte bir gülümseme yerleştirdi yüzüne, “Burası da çok sıcak oldu, acaba çabuk mu karar verseniz!” dedi aynı gülümsemeyle. Akrepler kafalarını sallayıp yine arkalarını döndüler ve bir süre daha konuştular.

“Dedenin adı ne senin?” dedi akrep adam.

Ayan hemen söyledi, “Tanıyor musunuz?” diye sordu hemen arkasından.

“Dedeni tanımıyoruz” dedi akrep kadın, “Seni de tanımıyoruz ama kolyeni tanıyoruz!”

“Sahi mi?” dedi Ayan elini boynundaki kolyeye atarak, “Onlar benim atalarım, yani bu kolyenin sahipleri! Onları tanıyor musunuz?”

“Seni yedi diyara soksak bile” dedi akrep kadın onu duymamış gibi, “Oradan sağ çıkamazsın! Yedi diyar yaşayanlar için bir yer değil!”

“Ama sokabilirsiniz yani? Öyle dediğinize göre. Ben başımın çaresine bakabilirim. Buraya kadar nasıl geldiysem, dedemi bulana kadar da öyle devam ederim! Hem ben zaten yedi diyarı gördüm, Gürbüz bana o yemyeşil çayırları ve ormanı gösterdi. Korkacak hiç bir şey olmadığını biliyorum. Siz beni caydırmaya çalışıyorsunuz herhalde!”

“Biz sadece bu geçişi koruyoruz. Gerisine karışmayız. Senin boynundaki kolye, buraya girebileceğini gösteriyor ama çok uzun zamandır bu geçitten yaşayan kimse girmedi. Girersen geri dönemeyebilirsin. O kolyeye sahip olmak, içeride sağ kalacağın anlamına gelmez. Belli ki senin ataların bu kolyeyi aldıklarında öğrendiklerini unutmuşlar, sana da kimse anlatmamış!”

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın