Ayan ve Yedi Diyar – Bölüm 21

“Siz anlatın o zaman!” dedi Ayan, “Anlatın, öğreneyim, sonra da gireyim!”

“Bizim işimiz öğretmek değil, bu kapıdan geçip geçemeyeceğine karar vermek”

“Tamam bu kolye geçmeme yetiyorsa niye izin vermiyorsunuz o zaman! İşinizi yapın da geçeyim”

Akrepler birbirlerine baktılar “Verebiliriz ama bir çocuksun, daha önce böyle bir şey olmadığından emin olamıyoruz!”

“Burada durup büyümeyi bekleyecek değilim ben on beş yaşındayım. Çocuk değilim!”

“Anlattıklarını kulağın duymuyor mu senin! Daha ayaklarının üzerinde durmayı bilemeyecek kadar çocuksun. “

“Ayaklarımın üzerinde duruyorum görmüyor musunuz?” diyerek kendi ayaklarına baktı Ayan.

“Tamam geçirelim gitsin!” dedi kadın olan, “Ona ne olacağı bizim sorumluluğumuz değil. Kolyesi var geçebilir!”

“Yaşasın!” dedi Ayan hemen.

Bizi takip et diyerek yürümeye başladı akrepler, Ayan’da hemen peşlerine takıldı. Arkadan uzun ve kancalı kuyrukları daha da korkunç görünüyordu ama sonuçta ona zarar vermedikleri açıktı. Taşlardan epeyce uzaklaştıktan sonra, bir tepenin arkasına dolandılar ve orada bir kayayı kaldırıp, açılan tünele indiler.

“Burası yuvanız mı?” dedi Ayan köydeki akrepleri hatırlayarak, içinden de beni yemek için yuvalarına mı indiriyorlar acaba diye düşünüp korkmaya başlamıştı biraz.

Akrepler cevap vermeden yürümeye devam ettiler. Gün ışığı arkalarında kaldıkça tünelde nereye bastığını görmek de zorlaşıyordu. Ayağı bir kaç kez takılınca, akrep adam dönüp onu kıskacı ile yakalayıp, sırtına çıkardı. Ayan etrafını görmek istiyordu ama karanlıktı, bir süre sonra nefes almakta da zorlanmaya başlayınca, kendinden geçiverdi.

Gözlerini açtığında, yan yana oturmuş ona bakan iki akrep çocuk gördü. O gözlerini açar açmaz çocuklar korkuyla fırlayıp anne babalarını çağırmaya gittiler. Ayan doğrulup etrafına bakındı. Burası ağaçların içinde, yemyeşil bir alandı. Öyle yüksek bir su sesi geliyordu ki, önce nereden olduğunu anlayamadı, sonra ayağa kalkıp, ileri doğru bakınca, bir nehir değil de yatay bir şelale gibi gürleyen suyu gördü. Akrep kadın ve adam yanına geldiler.

“Burası yedi diyar mı?” dedi Ayan hemen, “Bir tünelden gitmiyor muyduk?”

“Burası yedi diyar değil!” dedi akrep kadın, “Burası bizim yaşadığımız yer. Sen yedi diyara gitmek için bu nehri aşmak zorundasın!”

“Bunu mu?” dedi Ayan şaşkın şaşkın, evet derede yıkanmayı seviyordu da bu nehir rüzgarıyla bile alır uçururdu onu.

“Sana kolay olmadığını söyledik!” dedi akrep adam.

“Tamam onu daha fazla korkutma” diye araya girdi akrep kadın, “Bu nehir dolunay zamanı geldiğinde çok kısa bir süre sakinleşir. O zaman kayıkçı seni karşıya geçirecek, konuştuk!”

“Kayıkçı mı?” dedi Ayan, sonra yeniden etrafına baktı, iki akrep çocuk ileriden merakla ona bakıyorlardı, “Burası da çok güzelmiş!” diye mırıldandı, “Burası yaşadığımız yere biraz uzak ama seni oraya götüremeyiz. Dolunay zamanı gelinceye kadar burada seninle kalıp sonra gideceğiz!”

Ayan başını kaldırıp gökyüzüne baktı, bulutsuz masmavi bir gökyüzü vardı üstlerinde, “Dolunay yakın mı?”

“Yarın gece!” diye cevap verdi akrep adam, “O zamana kadar buradayız!”

Nihayet yedi diyara girecek olan Ayan mutlu olmuştu. Bir akrep ailesi ile birlikte olmak artık onu korkutmuyordu nedense. Merakla nehre doğru yürümeye başladı. Hayatında hiç böyle bir şey görmemişti. Nehre daha elli adım varken bile rüzgarı ve sıçrattığı sular hissedilebiliyordu. O kadar büyük bir ses çıkarıyordu ki, arkasından “Dikkatli ol!” diyen akrep adamın sesini bile duymadı. Su bir hortumdan fışkırır gibi akıyordu ya da altında bir ateş kaynıyor gibi. Çok etkilendiği için fazla yaklaşmaya cesaret edemeden bir süre bakıp izledi. Üzeri başı sırılsıklam olmuştu ama bu serinlik ona her zaman iyi geliyordu. Nehirden gözünü ayırınca, biraz ileride ağaçların altında bir kulübe gördü ve oraya yürümeye başladı. Kulübenin önünde çuval gibi bir kumaştan kapüşonlu bir kıyafet gitmiş bir adam oturuyordu. Sırtını kulübenin duvarına vermiş, başını önüne eğmiş neredeyse hiç kıpırdamıyordu.

Yanına kadar gidip, “Merhaba!” dedi ama adam hiç tepki vermedi. Suyun sesinden duymuyor olmalı diye düşündüğünden, adamın dibine kadar girip, “Merhaba!” diye bağırınca, adam korkuyla irkildi ve ayağa fırladı.

“Sen de kimsin be!” dedi öfkeyle.

“Ben Ayan, siz kayıkçı mısınız?”

Kafasına örttüğü kapüşondan yüzü görünmeyen adam, “Yarın geleceksin, şimdi değil!” dedi aynı öfkeyle. Belli ki rahatsız edilmekten pek hoşlanmamıştı.

“Gerçekten nehir sakinleşiyor mu dolunay da?” diye sordu Ayan, böyle bir nehrin nasıl sakinleşebileceğine aklı almıyordu.

Adam cevap vermeden, kulübenin içine girip, arkasından da kapıyı kapattı. Ayan adamın kaba davranışından hoşlanmasa da, dönüp akrep insanların yanına geldi.

“Kayıkçı konuşmayı sevmiyor herhalde!” diyerek yere bağdaş kurdu.

“Yaşayanlarla muhatap olmaya alışık değil!” dedi akrep adam, “Biz de değiliz, çocukları korkutuyorsun, o yüzden oturup yarın olmasını bekle!”

Ayan başını kaldırıp akrep çocuklara baktı, o ne yöne giderse tam ters yöne gidiyorlardı.

“Biz ölülerden korkuyoruz, siz yaşayanlardan demek!” diyerek gülümsedi ama kimse ona cevap vermedi. Akrep ailesi ondan daha uzak bir alanda, ona arkalarını dönmüş oturuyorlardı. Yapacak bir şey olmadığı için sırt üstü çayırın üzerine uzandı ve gökyüzünü seyretmeye başladı.

“Bekle dede geliyorum!” diye mırıldandı kendi kendine. Gürbüz’e onu yalnız bıraktığı için kızgındı ama o olmasa dağda o iki geceyi öyle kolay geçiremezdi. Gene de iyiydi Gürbüz, bakalım onu nerede bulacaktı yedi diyara girince.

Suyun sesi tüm gürültüsüne rağmen ninni gelmeye başlamıştı kulağında, hafif tatlı esinti ve suyun sesini dinleye dinleye bir kaç saat sonra uyudu.

Akrep adamın onu dürtmesi ile açtı gözlerini, etraf hâlâ aydınlıktı, “Haydi kalk kafanı keseceğiz!” dedi akrep adam sanki “Kahvaltı edeceğiz!” der gibi.

“Kafamı mı keseceksiniz?” diye açıldı Ayan’ın gözleri, “Ben size ne yaptım ki? Beni yemek için getirdiniz buraya değil mi?” diyerek dirseklerinin üzerinde geri geri sürükledi kendini.

“Yedi diyara yaşayanlar giremez diyoruz sana kafanı kesmemiz gerek, bedenini götüremezsin!”

“İyi de kafamı keserseniz ölürüm!”

“Zeki çocuk!” dedi akrep kadın gülerek, “Doğru senin dünyanda olsaydı ölürdün. Burada ölmeyeceksin!”

“Nasıl ölmeyeceğim? Delirdiniz mi siz? Ben tek parça gitmek istiyorum. Ayaklarım olmadan dedemi nasıl bulacağım orada?”

“Sana yeni bir beden verirler ellerinde her zaman fazladan beden olur onların”

“Kimlerin?”

“Aslan adamların!”

“Ben kafamı kestirmem, kendi bedenimi seviyorum!” dedi Ayan.

“Sen bilirsin, o zaman gidemezsin, kayıkçı seni bedeninle karşıya geçiremez, onu burada bırakmak zorundasın!”

“Bedenime ne yapacaksınız peki onu yiyecek misiniz?”

“Normalde gömeriz!”

“Gömeriz de ne demek, geri geldiğimde bedenim çürür yerin altında!”

“Geri gelmeyecektin hani?”

“Yani gelmem gerekirse”

“Tamam seninkini gömmeyiz, saklarız! Haydi kalk da kafanı keselim, nehir çok kısa süre sakinleşir, yoksa karşıya geçemezsin!”

Ayan’ın aklı almıyordu söylenenleri, tamam burası farklı bir yerdi de kafa kesmek de neydi, ayrıca ona kolye yeter demişlerdi.

“Daha önce hiç yaptınız mı böyle bir şey?” dedi şüpheyle, “Yani kafasını kesip de ölmeyen oldu mu?”

“Buraya yaşayanlar gelmez deyince ne anlıyorsun sen?” dedi akrep adam. “Ölüm burada yoktur, çünkü burada yaşayanlar yok!”

“Ama daha önce yaşayanlar gelmişti demiştiniz, beni kandırdınız mı?”

“Onların da kafalarını kestik!”

“Ölmediler mi?”

“İnsan çocuğu, ölülerin geçebildiği bir diyara gitmek istiyorsun diye seni alıp buraya getirdik. Burası senin dünyan değil, burada kimse ölmez. “

“İspatla o zaman!” dedi Ayan, bu fikirden hiç hoşlanmamıştı.

“Akrep adam hiç beklenmedik bir şekilde, kıskacını kaldırdı ve onun parmaklarından birini yakalayıp kopardı.”

Ayan çığlık çığlığa bağırıyordu, parmağı yerinden kopmuş çimenlerin üzerine düşmüştü. O kadar korkmuştu ki canının hiç yanmadığını ve hiç kan çıkmadığını önce anlayamadı sadece bağırıyordu.

Akrep adam çimenlerin üzerindeki parmağı alıp, koptuğu yere yeniden takınca artık şoka girmişti. Bir yandan yerine takılan parmağını oynatıp duruyor bir yandan ağzı bir karış açık anlamaya çalışıyordu.

“Gördün mü?” dedi akrep adam, “Hiç bir şey olmuyor!”

“Peki nasıl yürüyeceğim o zaman!” dedi Ayan bu defa.

“Yürümeyeceksin, kayıkçı kafanı alıp karşıya geçirecek orada kuş insanlar gelip seni Aslan insanlara götürecekler. Orada yeni bedenin olunca, deyi diyara girebileceksin, sonra ister koş, ister yürü! Ama bu bedenle gidemezsin!”

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın